Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Engin GÜLTEKİN


VAROLUŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ: DİRİLİŞTEN ÖNCE VAROLUŞ...

Engin Gültekin’in “yeni” yazısı…


Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü eserinde, İslam medeniyetini yeniden inşa edecek bir gençliğin doğuşunu hayal etmiş ve bu gençliği "Diriliş Nesli" olarak tanımlamıştır. Ona göre, bu nesil kökleri mazide olan fakat modern dünyayı kavrayabilen, ahlaki ve manevi değerleri kuşanmış, inançlı ve bilinçli bireylerden oluşmalıdır. Karakoç'un bu düşüncesi, modern çağın manevi buhranına ve anlam kaybına karşı bir diriliş reçetesi olarak görülmüştür.

 

Ancak, bu dirilişi gerçekleştirecek neslin öncelikle varoluşunu anlaması ve bu anlamı yaratılış hakikatiyle ilişkilendirerek bir varoluş felsefesi oluşturması gerekmektedir. Çünkü varoluş felsefesini anlamadan bir dirilişi gerçekleştirmek zor, hatta imkansıza yakındır. Varoluş felsefesi, insanın kendisini, hayatı ve kainatı anlamlandırma sürecidir. 
Bu anlamlandırma süreci, hakiki imanı ortaya çıkarır ve bu iman, çağın meydan okumalarına cevap verebilecek kudrette olur.
Bu bağlamda, Diriliş Nesli'ni meydana getirecek olan gençliğin öncesinde, varoluşunu yaratılış hakikatiyle anlamlandıran bir neslin yetişmesi gerektiği düşüncesi ele alınacak ve bu düşünce tevhid merkezli bir varoluş felsefesi ile temellendirilecektir.

Varoluşun Anlamı ve Yaratılış Hakikati:

Varoluş, insanın kendisini, hayatı ve evreni anlamlandırma sürecidir. Bu anlamlandırma süreci, kişinin inanç dünyasıyla doğrudan ilişkilidir. İslam düşüncesinde varoluşun anlamı, yaratılış hakikatiyle şekillenir. "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 56) ayeti, insanın varoluş amacını açıkça ortaya koymaktadır.
 

Bu ayet, varoluş felsefesinin temelini oluşturur: İnsan, sadece Allah'a kulluk etmek ve onun hayatımıza koyduğu hükümlere tabi olmak için yaratılmıştır. İnsanın varoluş amacı, dünya hayatının anlamını ve ahiret hayatının hedefini belirler. Dolayısıyla, varoluşunu anlamlandırmak isteyen bir gençlik, önce yaratılış hakikatini kavramalı ve bu hakikati yaşamının merkezine yerleştirmelidir.
Bu bağlamda, varoluşunu yaratılış hakikatiyle anlamış bir gençlik, hayata ve olaylara tevhid perspektifinden bakabilir. Bu bakış açısı, varoluş krizlerine ve modern çağın anlamsızlık sorununa karşı güçlü bir direnç kazandırır.

 

Modern Çağın Anlamsızlık Krizi ve Varoluş Felsefesi:

Modern çağ, insanın varoluşunu anlamsızlaştıran ve onu mekanik bir varlık haline getiren ideolojilerle kuşatılmıştır. Materyalizm, sekülerizm ve hedonizm gibi düşünceler, insanı yalnızca maddi ihtiyaçları ve hazları peşinde koşan bir varlık olarak tanımlar. Bu durum, varoluş krizlerine ve anlamsızlık buhranlarına yol açmaktadır.
 

Jean-Paul Sartre gibi varoluşçu filozoflar, bu anlamsızlığı kabul etmiş ve "varoluş özden önce gelir" diyerek insanın kendi anlamını yaratması gerektiğini savunmuşlardır. Ancak bu düşünce, insanı mutlak hakikatten kopararak onu bireysel heva ve heveslerinin esiri yapmıştır.
Oysa İslam düşüncesinde varoluş, yaratılış hakikatiyle ilişkilendirilir ve bu hakikat, insanı mutlak bir anlamla kuşatır. Dolayısıyla, modern çağın anlamsızlık krizine karşı en güçlü cevap, İslami varoluş felsefesidir. 
 

Bu felsefe, varoluşunu yaratılış hakikatiyle anlamlandıran ve bu anlamı tevhid ile bütünleştiren bir düşünceyi gerektirir.

Varoluş Felsefesi Olmadan Diriliş Gerçekleşebilir mi?

Sezai Karakoç'un hayalini kurduğu Diriliş Nesli, kökleri mazide olan fakat modern dünyayı da kavrayabilen bireylerden oluşmalıdır. 
Ancak, bu dirilişi gerçekleştirebilmek için öncelikle varoluşun anlamı kavranmalıdır. Çünkü varoluş felsefesine sahip olmayan bir inanç, etki alanı oluşturamaz ve toplumu dönüştüremez.
 

Necip Fazıl'ın şu dizeleri, bu durumu çarpıcı bir şekilde özetler:
"Alemin küfre göre hem başı hiç hem sonu hiç...
İki hiç arasında varlık olur mu hiç..."
 

Bu dizeler, varoluş felsefesini anlamayan bir düşüncenin "hiç" hükmünde olduğunu ifade eder. İman ve inanç, varoluş hakikatiyle anlam kazandığında diriliş gerçekleşebilir. Aksi halde, iman taklidi kalır ve bu da çağımıza söz söyleyebilecek güçte olmaz. Varoluş felsefesini anlamış bir gençlik, çağın meydan okumalarına cevap verebilecek, modern dünyanın anlamsızlık krizine karşı hakikati haykırabilecek bir dirilişi gerçekleştirebilir.

 

Taklidi İman ile Hakiki İman Arasındaki Fark:

Varoluşunu gerçekleştiremeyen akide zayıf kalır ve bu da taklidi imana yol açar. Taklidi iman, toplumda yüzeysel bir inanç ve bağlılık oluştururken, varoluşunu anlamlandırmış bir gençlik, hakiki imana sahip olur ve bu imanla dünyaya meydan okuyabilir.
Nitekim Said Nursi bu durumu şöyle açıklar:
"İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir."
 

Bu düşünce, varoluşunu gerçekleştirmiş bir gençliğin, hakiki imanla modern çağın meydan okumalarına cevap verebileceğini ortaya koymaktadır. Hakiki iman, bireyi sadece ibadetlerde değil, hayatın her alanında Allah'ın hükümlerine göre yaşamaya yönlendirir. Bu bilinç, varoluşunu yaratılış hakikatiyle anlamış bir gençliği dirilişe götürecek en önemli güçtür.

 

Varoluş Neslinin Amentüsü: Dirilişe Giden Yol:

Bundan mütevellit, Diriliş Nesli'nden önce Varoluş Nesli'ni yetiştirmeliyiz. Çünkü dirilişi gerçekleştirecek gençlik, önce varoluşunu anlamalı ve bu anlamı yaratılış hakikatiyle ilişkilendirmelidir.
Bu bağlamda, Varoluş Nesli’nin Amentüsü şu temel esaslar üzerine kurulmalıdır:

Tevhid ve Yaratılış Hakikati: Varoluşun yegâne sebebinin Allah’a kulluk olduğunu anlamak ve bu bilinci hayatın merkezine koymak.

Hakiki İman ve Aksiyon: Taklidi imandan hakiki imana geçiş yaparak, sorumluluk bilinciyle hareket etmek.

Modern Çağın Putlarına Meydan Okuma: Sekülerleşmenin ve materyalizmin etkilerini aşarak, inançla yeniden bir medeniyet tasavvuru oluşturmak.

Medeniyet Tasavvuru ve Diriliş: Varoluşunu anlamış gençliğin, İslam medeniyetini yeniden diriltme sorumluluğunu üstlenmesi.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR