Bir yerden uzaklaşan, başka bir yere yaklaşır. Kişi yerinden kalktığında, oturduğu yere uzaklaşır. Hayatın hem somut hem de soyut alanlarında kurulu düzenin kaderi böyledir. Ölçüsü belli olandan uzaklaşan, ölçüsüzlüğe yaklaşır. Doğru olandan uzaklaşan ise yanlışa yaklaşır.
Karanlıklardan Aydınlığa
İslam'ın getirdiği esaslar, insanların iç ve dış dünyasındaki karanlıkları aydınlatacak yegâne çözümlerdir. Karanlığın en belirgin özelliği, içine girenleri birbirine düşürmesidir. Karanlıkta kalan kişi, yürürken bastığı yeri görmez, duyar ama söyleyeni bilmez; sözü bilir ama maksadını anlamaz. Gözler kadar, akıl da karanlığa düşerse, yeni kayboluşlara yol açar. Yüce Allah, insanı “Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için rahmetini gönderendir.” (33/Ahzab 43) bu haberle aydınlığa davet edendir. Çünkü aydınlıktan yoksun kalan zaman ve mekân, içinde olanları yanıltır. Karanlıklarda kaybolmak istemeyenler, aydınlığın önündeki engelleri kaldırmalıdır. Engelleri görüp, “Ne yapalım, bunlar böyle.” diyerek sessiz ve tepkisiz kalmak, başkalarının karanlıklarına razı olmaktır.
Karanlığa Davet: Şeytanın İşi
İnsan yaratıldığında, tanıştığı ilk düşmanı şeytanın atası İblis'in kara yüzüdür. İblis, rahmetten kovulmanın ve karanlığa düşmenin acısını, yaratılışına razı olmadığı ve üstünlüğüne kin beslediği insandan çıkarmaya yemin etmiş bir karakterin adıdır. İyiliğin ve kötülüğün kavşağında sorumluluk yüklenen insan, tercihlerini belirlerken ayartıcı ve azdırıcı şeytanın hileleriyle imtihan olur. Şeytan, yol arkadaşı edindiği insana yaptıklarını “Süslü gösterir.” (8/Enfal, 48). Yol arkadaşı şeytan olanın yolu karanlıktır. Kim ki şeytanın ardına düşüp rahmetten uzaklaşırsa, azaba yaklaşır. Azaba yol alan ise kaybolur. Azabın yolunda kurbanlarını bekleyen şeytan ve avenesi, “Kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” (35/Fatır, 6). Karanlıklar, dolambaçlı bir yol gibidir. İçinde dolaşanın aklını ve anlayışını şeytanın marifetiyle düğümler, bir çıkmaza hapseder.
İnsan Sevdiğini Korumak İster
Her varlık, sorumluluğunda olan neslini korumak için gerekli tedbirleri alabilme kabiliyetiyle donatılmıştır. İnsan da korumaya ve korunmaya muhtaçtır. Bir annenin, “Kapının önünde uzaklaşma.” tembihi, çocuğu korumak içindir. Çocuğunun her acısının ardından “Anam!” demesi boşuna değildir. Varlığın bilinçli veya bilinçsiz birbirini koruma güdüsü, Rahman’ın rahmetinin de tecellisidir. Korumak isteyen, sevdikleri için korunaklı ortamın terk edilmesine rıza göstermez.
Korunmanın Yolları
İnsan, bilmeyenlerin veya bilerek yanlışı önerenlerin çağrılarına icabet ederse, ziyan olur. Hangi alanda olursa olsun, yaratılış gerçeğinden uzaklaştıranlara tabi olanlar, kötülüğün içinde kaybolurlar. Ziyan olmuş hayatları istemeyenler, kıymetli olandan uzaklaşmamalıdır. Neden korunması gerektiğini bilmeyen, nasıl tedbir alacağını da bilemez. Bilmek için az bilene değil, tam bilene müracaat edilmelidir. İnsan, aradığı adresi tam bilmeyenin yol tarifine güvenemez. Derdine çare bulamayacak olan doktora gitmez. Yıllar sonra “Seni böyle bilmezdim.” ifadesi, hep bilinmezlik içinde alınan kararların meyvesidir. Allah, sevdiğini korumak ister. Buna rağmen insan, korunmanın yolunu gösteren ayetlerin dışında yer tutar. Uzaklaştıklarının rahmet olduğunu unutur, azaba alkış tutar.
Zarardan Dönen Kârdadır
Rabbimizin çağrısı nettir: “Allah’a dönün.” (66/Tahrim, 8). Onsuz olmaz. O, ol demeden hiçbir şey olmaz. O, uzaklaşma demişse, dinlemek gerekir. O ne buyurmuşsa, o tam bilgiyle beraberdir. Aksi takdirde insan kaybolur. Kaybetmek mutluluk getirmez. İnsan cebindeki parasına acır ve üzülür, fakat çoğu zaman giden ömrün hesabını yapmaz. Oysa zararın neresinden dönersen kârdır. Aklı, doğrudan uzaklaştıran şeytanın vesvesesine karşı uyanık olmak gerekir. Her alanda olduğu gibi manevi alanda da zarardan dönmenin yolu, yanlıştan uzaklaşmaktır. “Batan gemi yan gider.” diyerek geminin içinde beklemeye gerek yoktur. İnsan Rabbinden uzaklaşınca, batan geminin içinde demektir. Ne boğulmaktan kurtulabilir ne de hakikati bir daha görebilir.
Etrafına Bak: Ne Görüyorsun?
Yolunu yurdunu kaybeden yolcu, yardım için aradıklarından umutludur. Kaybolduğu yerden sağ salim çıkmak ister. Bulunduğu yeri tarif etmesi için sorar: “Yerini tarif et, etrafına bak, neler görüyorsun?” Kaybolanın söyledikleri üzerinden hedef noktaya ulaşılırsa, hikâye mutlu sonla biter. Müslüman, yaşarken etrafından haberdar olmalıdır. Gördüklerinin, duyduklarının, anladıklarının ve anlatılanların farkında olmalıdır. İslam’dan uzaklaştıran, küfrün karanlığına yaklaştıranlardan haberi olmalıdır. Velev ki gafletle karanlığa düşmüşse, aydınlığın Rabbine yönelip merhamet dilemelidir. Uzaklaşılan yere, yaklaşılan yere bakmak önemlidir. Cismen ve fikren bulunulan yer, istenilen yer midir? İnsanı mutlu kılan, aradığını bulmaktır. Müslümanı mutlu kılan ise bir adı da Nur olan Kur’an-ı Kerim’in ışığında ömrünü tamamlamaktır. İnsan, güvende olduğu yerde mutludur. Güvende olacağı yere yol alırken umutludur. Her kim hayat hikâyesinin mutlu bitmesini isterse, sarsılmaz güven kaynağı El-Mü’min olan Allah’ın koyduğu sınırlardan uzaklaşmamalıdır.