Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Hamza Er


Güven ve adalet toplumu

Hamza Er'in, "yeni" yazısı...


Mübarek Ramazan ayını sakin, telaşsız ve sorunsuz geçirmek ister insan… Ama maalesef dünyada ve ülkemizde bu yine sağlanamadı. Gazze’de işgalcinin ateşkesi ihlal edip sahur vaktinde toplu katliam yapması bu ay içinde yaşandı. Yakılan ağıtlar ve yükselen feryatlar, şehirlerin, insanların çıkardığı gürültüler sebebiyle duyulamadı.

Yine ülkemizde başlatılan soruşturmalar, gözaltılar, yaşanan arbedeler ve karşılıklı suçlamalar yine bu mübarek ve özellikli ayın içerisinde oldu. Meydanlarda yükselen alkışlar, ıslıklar, öfke yüklü sloganları işittik. Ekranlarda bir koltuk edinmiş, yakamıza adeta yapışarak “bizi izleyin size hakikati anlatacağız” diyen tartışmacıları kitapla, hikmetle, ibadetle geçirilmesi gereken gecelerimize zorunlu misafir ettik.

Oysa bu ay şeytanlar zincire bağlanmıştı. Cehennem kapıları kapatılmış, cennet kapıları ardına kadar açılmıştı. İnsanlık, emniyet içerisinde olmalıydı. Zihinlerimiz yanlış ve yalan bilgilere karşı korunur kalmalı, alın terimizle edindiğimiz kazanımlarımız için herhangi bir şüphe içerisinde olmamalıydık. Bir sabah uyandığımızda, saatlerce çalışarak, yorularak, yeri geldiğinde ailemizden bile uzaklaşarak elde ettiğimiz birikimlerimizin buharlaştığını, kaybolduğunu görmemeliydik. Geleceğimizin, umutlarımızın çalınıp heba edilmesini kimse hak etmiyordu.

Herkes kendi penceresinden yorumluyordu yaşananları… Bir konuyu okumaya çalışırken ellerin götürülmesi gereken vicdan görünmüyordu ortalıkta. Adalet, hikmet ve merhamet mi? Onlar çoktan terk etmişti bu toplumu… Önyargılar ve ezberletilmiş klişe suçlamalar daha fazla dikkat çekiyor, ne yazık ki daha geniş kitlelere ulaşmak çok daha kolay hale geliyordu.

Gerçekten istenen iyiye ve güzele ulaşmak mıydı? Yoksa ceketlerin sol üst tarafına takılan rozetlerin büyüsü ve gücüyle sadece haklı çıkmak ve haklı görünmek için mi yoruyordu herkes kendisini…

Gerçekten adalete, iyiye ve doğruya ulaşmak isteniyor muydu? İnançları, etnik kimlikleri, mezhepleri ne olursa olsun samimi olan herkesin temel amacı buysa, çözüm kolaydı aslında… “Bu kirli suçların işlenmesini istemiyoruz, işleyenler en yakınlarımız da olsa reddediyoruz” bakışıyla hareket etmek çözüm için çok güçlü bir adımdı…

İlgili belediyelerde, ilgili yöneticilerin işlediği iddia edilen suçlamalardan da her siyasi parti mensubunun, her inanç ve düşünceye sahip kişinin rahatsız olması gerekirdi. Suçların, kabahatlerin örtülmesi değil, onlarla hesaplaşılması daha temiz bir gelecek için beklenen olmalıydı.

19 Mart’ta başlatılan soruşturmanın içeriğine ve detaylarına baktığımızda, kamu görevlilerinin görevlerini kötüye kullanarak haksız kazanç sağlaması anlamına gelen irtikap, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek ve ihaleye fesat karıştırmak gibi suçlamalar görünmekteydi.

Aklı başında hiçbir insan, yöneticilerinin bu suçları işlemesini istemezdi. Çünkü her yolsuzluk geleceğimizi çalmaktı. Rüşvet ve kişi kayırma insanlık dışı bir eğilimdi. Mahremlerimizin, kimliklerimizin, kişisel bilgilerimizin istismar edilmesini de kimse doğru bulmazdı.

Ama zihinleri kemiren şüphelerin de giderilmesi gerekmekteydi. Gerçekten bu suçlar işlenmiş miydi? Yargılama, adil ve hukuki bir zeminde mi yürümekteydi? Başlatılan süreç hukuki mi, siyasi miydi? İnsanımız güvenmek, güven duymak istiyordu. En azından bu onlara çok görülmemeliydi.

“Siyasi rekabetin bir sonucu olarak güçlü tarafın rakibini tasfiye etmek için böyle bir girişimde bulunduğu” kanaatine sahip kesimlerin ikna edilmesi önemsenmeliydi. Bunun için, toplumun vicdanında rahatsızlık oluşturmuş, haklarında şüphe ve iddiaların olduğu siyasetçi ve yöneticiler soruşturma geçirmeli ya aklanmalı ya da ceza almalıydı…

Sağlam bir adalet toplumu, gücü ve iktidarı elinde tutan çevrelerin içinden olup da rüşvet, yolsuzluk, torpil, insan kayırma ve görevi kötüye kullanma gibi suçlamalarla karşılaşan yöneticilerin de yargılanabildiğinin görülmesiyle inşa edilecektir. Yöneticilerin, halkın her kesimine güven verip, her kesimden insanın destek ve sevgisini kazanabilmesi de ancak böyle bir atmosferde sağlanabilir.

Ayrıca, yargı süreci tamamlanmadan, hâkim kararını vermeden kimsenin suçlu görülemeyeceği, gözaltına alınan kişilerin sürekli bu suçları işlemiş gibi gösterilemeyeceği de unutulmamalıdır.

Tek parti iktidarlarının, darbe atmosferinin, 28 Şubat sürecinin şişirilmiş suçlamalarıyla mağdur olmuş insanlar, benzer bir yaklaşımla hareket edilmesini isteyemez. Atılan gazete manşetleriyle, açılan dosyalarla mağdur edilmiş, sonradan beraat etmiş olsa da saygınlığını, işini, ailesini kaybetmiş kimseler, lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin herkes için gözetilmesi gereken temel haklardan olduğuna inanmayı da halen sürdürmelidir…

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR