Gazze’de nereye dönülse, vicdan sahiplerinin sesleri duyuluyor. Kemal Advan Hastanesi Müdürü Doktor Hüsam Ebu Safiye de bu vicdan sahiplerinden sadece birisi…
25 Ekim 2024’te İsrail ordusu Kemal Advan Hastanesi’ni bombalamış, hayatta kalan hastaları ve sağlık çalışanlarını esir almaya başlamıştı. Hastane müdürü olan Hüsam Ebu Safiye, Filistinli bir çocuk doktoru ve insan hakları savunucusuydu… İşgalci güçlerin zorlamasına rağmen hastaneyi boşaltmayı reddetmiş, tedaviye muhtaç hastaların yanında kalmıştı.
Ailesi de hastaneye sığınanlardandı. Doktor Hüsam’ın direncini kırmak ve adeta onu cezalandırmak için İsrail ordusu bir insansız hava aracıyla oğlunu vurmuştu. Oğlu katledilen, kendisi yaralanan, hastanesi bombalanıp yakılan Ebu Safiye yine de hastanesini terk etmemiş, “bir yaralıyı daha nasıl kurtarabilirim” endişesiyle halkına ve mesleğine sadakatten ayrılmamıştı.
Doktor Hüsam, İsrail'in şehit ettiği oğlunun cenaze namazını kıldırmış ve hastanesine dönerek işini yapmaya devam etmişti. Sonrasında, insanlık hesabına utanç olarak düşecek fotoğraf karelerini gördü tüm dünya… Tutuklanmadan önceki son anında, o beyaz önlüğüyle yıkıntılar arasında tek başına yürümüş, zırhlı bir tankın karşısına dikilmişti… Beyaz önlüğü dışında hiçbir şeyi olmayan bir doktor, ölüm ve yıkım makineleriyle karşı karşıyaydı… Tek bir adam, koca bir ordunun karşısında tıpkı Gazze gibi yapa yalnızdı…
Gazze’de, 7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık bini aşkın sağlık çalışanı kasıtlı bir şekilde hayattan kopartılmıştı. Şifa Hastanesi başta olmak üzere Gazze'deki birçok sağlık tesisi defalarca bombalanmış, yaşam kurtarmaya çalışan sağlık çalışanları kasten hedef alınmıştı.
Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi EuroMed Rights, Necef Çölü'ndeki Sde Teiman askeri üssüne götürülen Doktor Ebu Safiye’nin işkenceye maruz kaldığı ve sağlığının iyi olmadığı bilgisine ulaştıklarını açıklamış, onunla 2 gün aynı hücrede kalan Filistinli bir genç de, vücudunda işkence izlerinin göründüğünü dile getirmişti…
İnsanların acısını ve gözyaşlarını dünyaya duyurmanın da bir bedeli vardı Gazze’de… 7 Ekim’den itibaren iki yüzden fazla da gazeteci öldürülmüştü. Katledilen her gazeteci, karartılan bir gerçekti... İsrail ordusu, uluslararası sözleşmelere göre dokunulmazlığı olan basın mensuplarını sık sık hedef almaktaydı.
Üzerinde dumanı tüten yanmış, yıkılmış bir evin yanına ilk onlar gelir, evlatlarının acısıyla ağıtlar yakan bir annenin feryadını ilk onlar duyar, cansız masum bedenleri ilk onlar görürlerdi. Nefes nefese halleri, yaşlanmış gözleri ve sızlayan yürekleriyle hizmet eden Gazze’nin gazetecileri, sadece yaşamlarıyla değil, ölümleriyle de bir şeyler söylüyorlardı.
Adını duyduğumuz Hüsam’ların ikincisi, Al Jazeera adına gazetecilik yaparken katledilen 23 yaşındaki Hüsam Shabat’tı… Onun, Gazze halkının yaşadığı dramı ortaya çıkarma amacıyla önceden yazmış olduğu bir mektup, şehit edilen tüm gazetecilerin sesi olmuştu:
“Eğer bu mektubu okuyorsanız, büyük ihtimalle İsrail işgal güçleri tarafından hedef alınarak öldürüldüğüm anlamına geliyor. Gazze’ye yönelik saldırılar başladığında ben sadece 21 yaşında, herkes gibi hayalleri olan bir üniversite öğrencisiydim. Son 18 ay boyunca hayatımın her anını halkıma adadım. Kuzey Gazze’de yaşanan dehşeti dakika dakika belgeledim; düşmanın örtmeye çalıştığı gerçekleri dünyaya göstermek için kararlıydım. Geceleri kaldırımlarda, okullarda ve çadırlarda uyudum. Her günüm, hayatta kalmak için sürdürmek zorunda olduğum bir mücadeleydi. Aylarca açlığa katlandım; ama halkımın yanından hiç ayrılmadım.
Yemin ederim ki, bir gazeteci olarak görevimi yerine getirdim. Gerçeği bildirmek için her şeyi riske attım. İstirahatin ne olduğunu son 18 aydır hiç bilmedim. Ama şimdi artık dinlenmeye geçiyorum. Bütün bunları, Filistin davasına inandığım için yaptım. Bu toprağın bize ait olduğuna yürekten inanıyorum. Onu savunurken, halkıma hizmet ederken ölmek benim için en büyük onur oldu.
Şimdi sizden bir ricam var: Gazze hakkında konuşmayı bırakmayın. Dünyanın başka yöne bakmasına izin vermeyin. Mücadeleye devam edin, hikâyelerimizi anlatmaya devam edin; ta ki Filistin özgür olana dek.”
Hüsam’ın hatırasını yaşatmak ve uğruna hayatını adadığı mücadelenin savunucusu olmak da artık bizlere görev olarak kaldı.
Kaynak: Milat Gazetesi