Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Hasan POSTACI


1925 Kürt Hareketi – 100. Yılında Şeyh Said-1

Hasan Postacı'nın "yeni" yazısı...


Tarihsel bir olayı değerlendirirken, kim olarak ve nerden baktığınıza bağlı olarak varacağınız sonuçlarda değişecektir. Bu anlamda tarihsel bir olay üzerinde tam bir objektiflik sağlanamaz. Belgeler, anlaşma ve görüşmeler, tarihsel olaylarda önemli roller oynamış ve bunlara tanıklık eden kişilerin anı ve biyografileri olaylarla ilgili objektifliği yakalama katsayısını şüphesiz ki arttıracaktır. Ama sonuçta tarihi yapanlar tüm zaaf ve duygularıyla insanlar olacağından, tarihsel olaylarla ilgili nesnelliğe hiçbir zaman tam olarak ulaşılamayacaktır. Bir de buna kasıtlı olarak çeşitli amaçlar için, olayları manipüle etmek için yapılan bir takım müdahaleleri katarsak tarihsel olaylarla ilgili sağlıklı sonuçlara, yaşanmış olayların gerçekliğine ulaşmanın ne kadar zor bir iş olduğunu kavrarız.

Bu anlamda her ulus kendi tarihini yazarken mutlaka belli kahramanlıklara ve bunun oluşması içinde üretilen düşmanlıklara abartılı bir biçimde vurgular yaparak bir tarih bilinci oluşturmaya çalışır. Yaşanan tarihsel olaylarda her zaman kendini haklı çıkaracak, kendi başarılarını destanlaştıracak bir söylem geliştirme çabasına girer. Bir toplum mühendisliği olarak üretilen bu türden bir tarih bilinci Ali Şeraiti’nin enfes tabiriyle kişileri ‘ tarih zindanı’ içine hapseder. Bu bağlamda kendi tarihiyle adaletli bir şekilde yüzleşebilen ülke sayısı çok azdır. Özellikle kapalı toplumlarda bu şanlı tarih retoriği çok daha baskın ve derinlikli bir etkiye sahiptir.

Bir toplum veya insan için tarihte yaşanmış olayların önemi nedir? Niçin tarihsel olayları bilmek isteriz, araştırırız? Tarihte yaşanmış olaylar bizim bugünümüzü ve geleceğimizi nasıl etkiler? Gibi sorulara vereceğimiz yanıtlar bizim tarih bilincimizi tanımlar. Kuran-ı kerim geçmiş kavimlerin yaşadığı olaylarını anlatırken, açıklarken buradaki temel amacı, insanın kendi ontolojik boyutunu mütekâmil bir düzeye getirmek için ibretlik birer ‘sosyolojik Ayet’ olarak sunmasıdır. Adeta Kitab-ı Kerim ‘Geçmişte yaşananlara bakarak dersler çıkar ve geleceğini bu ibretleri göz önüne alarak planlamaya çalış’ der. Bu anlamda tarihte yaşananlar ‘geçmişlerden anlatılan masallar’ değildir. Tersine bu bağlamda tarihi, günümüzü nasıl yaşayacağımızı ve geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizi belirlemede önemli bir deneyim, öğüt alma alanı olarak görmek gerekir.

Bu makalenin konusu üzerine çok şeyler söylenmiş, yazılmış olan ve üzerinden bir asır geçmiş, 100.yıldönümüne ulaştığımız, ‘1925 Hareketi’ veya yanlış ama yaygın adıyla ‘Şeyh Sait İsyanı’ ve benim kişisel adlandırmamla olayın birçok bileşeni olduğu için daha doğru olacağını düşündüğüm ‘1925 Kürt Hareketi’ olayı çerçevesinde yakın tarih açısından yaşananları analiz ederek, günümüze yansımalarını anlamaya çalışmaktır. Bu olayı incelerken sayısal verilerden, olayın ayrıntılarındaki detaylardan çok, olayın nedenleri, siyasi duruş ve düşünceleri, amaçları ve sonuçları üzerinden günümüze kadar uzanan etkilerini görmeye, anlamaya çalışmaktır.

Bu ve benzeri konularda yakın tarihin üzerimizde oluşturduğu manipulatif etkiyi kırarak, yeni, doğru ve adil bir bakış açısı oluşmasının, yakın tarihin karartılmış, saptırılmış yanlarını yeniden tartışılması zeminine katkı sağlanmasının ayrıca önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir tarihçi kimliği ile olaylara bakmadığımı, tarihle olan ilgimin bu gün yaşananları daha doğru anlamaya katkı sağlayacağını umduğum bir aydın sorumluluğu düzeyinde olduğunu söylemeliyim. Özellikle akademik düzeyde uzman tarihçilerin, Osmanlı sonrası yakın tarihin ve özelde Kürt toplumu ile ilgili olayların yeniden araştırılması ve yazılmasının günümüz açısından önemli olduğunu da ayrıca vurgulamakta yarar var.

1925 KÜRT HAREKETİNE NASIL BAKMALIYIZ?

Türkiye özelinde son 100-150 yıllık tarihe bakış açısı, olayları değerlendirmede kullanılan kavramlar ve tanımlamalar çeşitli ideolojik çevrelere göre büyük farklılıklar gösterir. Genel olarak bu durum, tüm anlayışlar üzerinde resmi tarihin bir etkisi olduğunu gösterir. Örneğin İslami çevrelerin çoğuna göre II. Abdülhamid ‘Ulu Hakan’ iken, Kemalist, solcu çevrelere göre ise ‘Kızıl Sultan’dır. Bu ve benzer derinliği olmayan, övgü-sövgü kıskacına sıkışmış, duygusal uç tanımlamalar resmi sisteminde hedeflediği, birbiriyle çatışan, düşman anlayışlar üreterek, sistemin kendini korumada kullandığı araçlar haline dönüştürülmüştür. 1925 Kürt Hareketi ile ilgili anlayışlarda bunun en tipik örneklerindendir.

1925’te olan olaylarla ilgili kullandığınız kavramlar ve olaylara ilişkin geliştirdiğiniz dil sizi daha baştan kim ve hangi çevreden olduğunuzu hemen ele verir. Örneğin olay ‘Şeyh Said KIYAMI’ gibi bir adlandırmayla başlıyorsa, bu İslami çevrelerin yorumuyla ilgili bir bakış açısı olduğunu da beraberinde getiriyor. Aynı olayı ‘Şeyh Sait Bölücü İsyanı’ veya ‘Şeyh Sait İrtica Ayaklanması’ gibi isimlendiriliyorsa muhtemelen Kemalist solcu veya Kemalist Milliyetçi bir cepheden olaya bakılıyordur. Olayı ‘1925 Azadi (Kürdistan İstiklal Cemiyeti) Hareketi’ veya ‘1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’ gibi Şeyh Sait’in adının bile geçmediği bir adlandırma ise Kürt milliyetçisi çevrelerin tepkiselliğini gösterir. Bu konuda resmi söylemin titiz bir çalışmayla olayı kendi doğrultusunda manipülasyona uğrattığı ise belgeler düzeyinde bile kanıtlanmıştır. Dönemin Genelkurmay Başkanlığının tavsiyesiyle bakanlar kurulu resmi bir kararla 1925 Kürt Hareketi dış dünyaya karşı gerici, irticacı, dinci bir ayaklanama olarak servis edilirken, içe karşı ise İngilizlerin kışkırttığı, bölücü, Kürtçü, ayrılıkçı bir isyan olarak algılanmasını sağlanmaya çalışılmıştır. Dr. Rıza Nur hayat ve hatıratım eserinde (Altan Tan’ın aktarımıyla) bu durumu çok açık bir şekilde şöyle ifade eder;

“ Ayaklanma konusunda Ankara, çifte söylemli bir taktiği benimsemiştir. Bu gerçektende ilginç bir taktiktir. Şöyle ki: Kıyam iç kamuoyuna ‘Kürtçü’ olarak takdim edilirken, dış kamuoyuna bunun tam tersine ‘İslamcı’ olarak takdim edilmiştir”

Yine aynı konu ile ilgili Araştırmacı yazar ve aynı zamanda İdam edilen Cibranlı Halit Bey’in ailesinin son kuşak temsilcilerinden olan Kürt milliyetçisi Tahir

Sever Şöyle diyor:

“…Resmi tarih Azadi örgütünü hep atlamıştır. Zira 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketinin merkezinde Azadi örgütü vardır. Olayı bu şekliyle koymak resmi ideolojinin bütün tezlerinin dumura uğratılması, olguların doğru okunması taşların yerine oturması demektir. Aradan seksen yıllık bir zaman geçmesine rağmen hareketle ilgili tartışmalar son derece canlıdır. Ağırlıkla olaya bakışın devletin genel bakış perspektifini aşmadığını da belirtmek gerekir.”

Aynı konuyla ilgili Mehmet Bayrak olayı ‘1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’ olarak tanımlar ve değerlendirirken ‘Neden”Şeyh Sait İsyanı “değil ?’ diye sorar ve devam eder:

“Sahiden hiç düşündünüz mü? Neden resmi görüş, bir Koçgiri Hareketi’ne Alişan Bey Hareketi veya Alişer Hareketi; bir Dersim Hareketi’ne Seyit Rıza Hareketi demez de 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’ne “Şeyh Sait İsyanı” der? Kimi kavramları ve terimleri, çoğu kez irdelemeden, sorgulamadan egemen düşüncenin dayattığı ve bizlere kanıksattığı şekliyle söyleriz. Farkına varmadan egemen değer yargılarının söylemini kullanırız. Bunun tipik örneklerinden biri de kuşkusuz Cumhuriyet döneminin en büyük Kürt Ulusal Hareketlerinden biri olan 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi’dir.”

Konuyla ilgili Tahir Sever:

”1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi, tarihte eşine az rastlanır bir örnekle adı ve niteliği bakanlar kurulu kararı ile belirlenmiştir. Hareket devam ederken, Genelkurmay Başkanlığı, Bakanlar Kurulu’na 30 Nisan 1925 bir yazı yazarak; isyanın iç ve dış basında bir milli hareket olarak yansıtılmasının ulusal çıkarlara uygun olmadığını, bu nedenle hareketin bir Kürt milli hareketi olarak değil, bir irtica ve iğfal hareketi olarak yansıtılması doğrultusunda önlem alınmasını istiyor.

Genelkurmay Başkanlığının teklifi üzerine toplanan Bakanlar Kurulu 3 Mayıs 1925 ‘teki toplantısında, teklif doğrultusunda karar alınıyor ve kararın uygulanması ve gerekli önlemlerin alınması konusunda Dışişleri Bakanlığı görevlendiriliyor.

Kısaca anlayacağınız, bir hareketin niteliği de bilim yöntemiyle değil, asker emirleriyle belirleniyor. Tarihler buna göre yazılıyor, eserler buna göre kotarılıyor, politikacılar buna göre biçimleniyor. Acı değil mi? İşte bundan dolayı diyoruz ki Cumhuriyet dönemi olmak üzere Anadolu halklarının tarihi yeniden yazılmalıdır…”

1925 Kürt hareketini üzerinde Azadi’nin etkisi olmuştur. Ama hareket Azadi’nin yönettiği, planladığı bir hareket değildir. Aşağıda daha detaylı değineceğimiz gibi Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Beylerin, Beytüşşebap olayı sonrası tutuklanması hareketi dağılmayla, çözülmeyle karşı karşıya getirmiştir. Hareketin birçok bileşeni vardır. Hareketi tek başın Kürt milliyetçiliği temelinde tanımlanamayacağı gibi sadece İslami bir başkaldırı olarak ta görülmemelidir. Hareket içinde Azadi’ye yapılan operasyonlar sonrası çok az sayıda da olsa yer alan modern eğitim görmüş milliyetçi kadroların ve aşiret beylerinin hareket içindeki öncü rolleri yok denecek kadar azdır. Hatta bazıları Şeyh Said önderliğindeki bu yeni oluşumun karşısında durmuş, destek vermek bir tarafa harekete karşı devletin yanında, devlet adına çatışmıştır. Hareket içinde yer alan, destek veren milliyetçi kesimler ile Şeyh ve medrese mollalarının temsil ettiği ve hareketin liderliğini yürüttüğü gurupların en güçlü ortak paydalarından birinin halifelik makamına bağlılık ve İslami değerler olduğunu vurgulamak gerekir. Halifeliğin kaldırılması bu hareketi tetikleyen en önemli dinamiklerden biri olmuştur.

Devam edecek…

 

Kaynak: Farklı Bakış

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR