Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Kimse güvende değil

Taha Kılınç, bölgemizde, biz Müslümanların birlemesinden rahatsız olan, ama aramızda var olan dağınıklıktan nemalanıp kendi bekasına odaklanan İsrail’in geriletilmesin akabinde hiç kimsenin güvende olmayacağını belirtiyor.

Kimse güvende değil

I.

 

Gazze’de soykırım boyutuna ulaşan saldırılarını devam ettiren İsrail, Lübnan ve Suriye’ye sataşmayı da sürdürüyor. Yaşanan süreç, neredeyse yüz yıldır coğrafyamızda sürekli tekrarlanan bir döngünün tekrarından ve teyidinden başka bir şey değil: İşgal devleti, kaostan ve istikrarsızlıktan besleniyor. Etrafında azıcık toparlanan hangi devlet veya odak varsa oraya saldıran İsrail, bu sayede kendi bekasını korumayı hedefliyor. Ortadoğu’daki karmaşa, düzensizlik ve anarşi, her hâlükârda İsrail’e yarıyor. İslâm coğrafyasındaki iç rekabet ve düşmanlıkların tek kazananı da daima İsrail.

Bu hakikati yedeğinizde tutarak bir asırlık tarihi geriye doğru okuyun, kendi halkına zulmeden diktatör yönetimlerin de aynı şekilde İsrail’e hizmet ettiğini göreceksiniz. Canlarına doyan ve kaybedecek bir şeyi kalmayan kitlelerin ayaklandığı her kaotik atmosfer, Tel Aviv’de ellerin ovuşturulmasına neden olmuştur. Devletlerle halkların el ele verdiği ve sosyal barışın sağlandığı süreçler ise, İsrail’in en nefret ettiği zaman dilimleridir. Çünkü borusunu öttüremez, coğrafyada dilediği biçimde at koşturamaz. Bu parantezi, bilhassa Arap Baharı’nı doğru bir bağlama oturtabilmemiz adına açıyorum. Sebep-sonuç zinciri içinde ele aldığımızda, halk ayaklanmalarını doğuran arızalar, zulümler ve neticesindeki patlamadan kârlı çıkan yine İsrail olmuştur. Örneğin şimdi Suriye’de taşların yerine oturması ve istikrarlı bir yönetimin tesis edilmesi, Siyonistlerin en büyük kâbusudur.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, aynı kaos merakından ötürü, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a saldırı emri vermesini sabırsızlıkla bekliyor. Önce İran’ın mezhepçi politikalarla bölgeyi hallaç pamuğu gibi atmasından beslendiler; şimdi İran’a saldırının Ortadoğu’da tetikleyeceği yeni krizlerden medet umuyorlar.

 

II.

İslâm dünyasındaki devletler, hükümetler ve uluslararası kuruluşlar (İslâm İşbirliği Teşkilâtı, Arap Birliği vb.) her ne pahasına olursa olsun, İsrail’in saldırganlığını dizginlemek zorundadır. Söz konusu saldırganlık sadece Gazze, Filistin, Lübnan, Suriye gibi “mücâvir” beldelerle sınırlı kalmayacak, coğrafyamızın tamamına yayılacaktır. Siyonist işgalin çıkardığı yangın söndürülmediği takdirde, alevler en uzak köşelere kadar erişecektir.

Hiçbir hükümet, hiçbir devlet ve hiçbir ülke kendisini güvende hissetmemelidir. Bugün İsrail’le kol kola yürüyenler de dâhil olmak üzere, günün birinde herkes bir şekilde Siyonist saldırganlıktan payını alacaktır. Gazzeli çocukların ve kadınların parçalanmış bedenlerinden kopan uzuvlar, İslâm dünyasının dört yanına adeta birer “bela mıknatısı” gibi dağılmaktadır.

Türkiye, İslâm coğrafyasında İsrail işgaline karşı cepheyi büyütmek ve sağlamlaştırmak için her yolu denemelidir. Gelecek nesillere ve istikbale karşı yüzümüzün ak olabilmesi, ancak tarih huzurunda vazifemizi tam olarak yapmakla mümkündür. Akan kanı durdurma adına savsakladığımız, boş verdiğimiz ve önemsemediğimiz her bir görev, gelecekte alnımıza kara leke olarak yapışıp kalacaktır.

 

III.

Filistin meselesi, ta başından beri iki illetle ve düğümle maluldür, İslâm dünyası bu iki handikapı bir an önce aşmak zorundadır:

• “Filistin tam olarak nedir ve bizim neyimiz olur?” sorusu, net biçimde cevaplanmalıdır. Her ülkenin, her ideolojinin ve her siyasî çizginin kendisine göre, apayrı ve birbiriyle çelişik tanımlar yaptığı bir atmosferde, Filistin meselesinin çözümüne ulaşmak mümkün değildir.

• “Filistin’i içeride ve dışarıda kim temsil edecek?” sorusuna da, mantıklı, makul ve saha gerçeklerine uygun bir cevap bulmak mecburiyeti vardır. Küçük ve ucuz hesaplarla harcanan on yıllar, kaybedilen vakitler ve kaçırılan fırsatlar, coğrafyamızın talan edilmesine yol açmıştır. Bu noktada, İslâm dünyasının bilhassa güçlü devletleri kendi aralarında anlaşmadan -ve belki bazı siyasî tavizlere yanaşmadan- ufukta herhangi bir hal çaresi görünmemektedir.

 

IV.

Devletlerin ve kurumların tarihî vazifelerinin yanında, fertlerin yapabileceği şeyler de az değil. Bu köşede sıklıkla hatırlattığım gibi, “Kendi şartlarım çerçevesinde bana düşen nedir?” sorusunun cevabı, hepimizi somut ve uygulanabilir neticelere ulaştıracaktır. Sürekli devletleri, hükümetleri ve kurumları eleştirerek öfke boşaltmak, şahsî vazifelerimize odaklanmaktan kaçınmak için sığındığımız psikolojik bir mağara olabiliyor bazen. Bu nazik ve mühim detayı da daima akılda tutmamız gerekiyor.



Anahtar Kelimeler: Kimse güvende değil

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER