İstanbul’da ne oldu, ne oluyor, ne olacak?

İçişleri Bakanlığı, polis müdahalesine ilişkin araştırma ve inceleme yapılması için müfettiş görevlendirmesi yaptı. T24'ten Tolga Şardan'ın haberine göre gözaltı ve nezarethane işlemleri ve şikayeteler de inceleme altında.

İstanbul’da ne oldu, ne oluyor, ne olacak?

Konuya girmeden önce birbiriyle bağlantılı iki ön bilgiyi aktarmakta fayda var.

İlki, meslektaşım Gökçer Tahincioğlu’nun geçen cuma T24’te kaleme aldığı yazısı. Tahincioğlu, yazısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından sokağa çıkanların profili ortaya koymaya çalıştı. Okumanızı öneririm.

İkincisi ise, Eski Hatay Baro Başkanı Ekrem Dönmez’in yürüttüğü hukuki süreç. Kısa özet vereyim; hatırlarsınız, Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü sokak eylemlerinde polislerin “ses ve görüntülerinin alınmasını engelleyen” özel genelgeyi yürürlüğe koydu.

Genelgenin iptali konusunda yürütülen hukuki süreç sonunda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Avukat Ekrem Dönmez’in davacı olduğu dosyayı geçen kasımda karara bağladı.

Kurul, İçişleri Bakanlığı’nın itirazı reddetti. Kurul, oy çokluğuyla Danıştay 10. Daire’nin kararını onadı. Böylelikle, genelge iptal oldu. Şimdilik yeni bir durum yok. Sokak eylemlerinde, ses ve görüntü kaydı yapılmasında bir engel kalmadı.

 

Sokağın tablosu

İmamoğlu ve ekibine yönelik adli soruşturmayla başlayan sokak hareketleri, birbirini takip eden günlerde kısa sürede farklı protesto eylemlerine evrildi.

Belediyecilerin tutuklanmasından sonra CHP’nin öncülük ettiği ve Genel Başkan Özgür Özel’in 19 Mart akşamı Saraçhane’de parti otobüsünün üzerinden başlattığı eylemler, bayram arasıyla beraber ikinci haftasını tamamladı.

Büyük şehirlerde başlayan sokak eylemlerinin iki hafta içinde geniş halk kesimlerince sahiplenilmesi dikkat çekici.

Ülke genelinde dalga dalga yayılan protesto eylemlerinde İstanbul başı çekti/çekiyor. Peşinden Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Adana, Mersin gibi büyük kentler geliyor.

Özel’in parti otobüsü üzerinden başlattığı ve üç gece üst üste gerçekleşen Saraçhane’deki iktidara yönelik protestolar, yüzbinlerin katıldığı Maltepe buluşmasıyla büyüdü. Akabinde eylemler, önce öğrencilerin tutuklanmasını protesto, ardından da ülke genelinde ticari boykota dönüştü.

Çoğunluğu İstanbul olmak üzere kamuoyuna yansıyan görüntüler, analizler, bilgiler ve açıklamalar, iki haftada yaşananların iktidarın gözünde rahatsızlıkla birlikte sıkıntı yarattığını gösteriyor.

Zira, iktidarın en çok rahatsız olduğu konuların başında 2013’teki Gezi Parkı eylemleri geliyordu kuşkusuz. Bir daha böyle bir sürecin yaşanmaması için iktidar, kitleler üzerinde baskı unsurunu hep kullandı.

Ancak bu kez tablo, Gezi’den epeyce farklı oldu. İktidarın karşısındaki eylemci gruplar, sadece Türk ve Kürt solu gruplarından oluşmadı. MHP dışındaki kentli milliyetçi gruplar sokaklarda yer aldı. Her ne kadar Türk ve Kürt solundan ayrı yerde dursalar da kentli milliyetçi grupların sokağa çıkması, süreci Gezi Parkı eylemlerinden daha farklı bir atmosfer yaratılmasının önünü açtı.

Meslektaşım Tahincioğlu’nun “sokak analizi”ni bu nedenle okumanızı önerdim.

Bilhassa İstanbul’da başlayan eylemlere yönelik polis müdahalesinin “yukarıdan” gelen talimatlarla sertleştiği biliniyor. CHP Genel Başkanı’nın ilk günkü konuşmasından hemen sonra ve sonraki mitinglerin ardından başlayan müdahaleler sırasında epeyce can sıkıcı görüntüler yaşandı.

Bir parantez açayım; sokak eylemleri, kamu yönetimince yani mülki amirler ve güvenlik güçlerince 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na göre değerlendiriliyor.

Eylemler sırasında sokağın ve eylemcilerin güvenliğinin sağlanması, mülki amir ve olay yerindeki güvenlik güçlerinin en yüksek rütbelisinin sorumluluğunda.

Bu sorumluluk çerçevesinde yapılan müdahaleler vardı İstanbul’da.

 

 

Emniyet cephesinde neler oluyor?

Yaşananları, Ankara’da emniyet kökenli emekli ve muvazzaf bazı kaynaklarımla görüştüm.

Edindiğim bilgiler şöyle aktarabilirim.

* Yürütülmesiyle tepki çeken İBB soruşturmasının merkezindeki İstanbul’da polisin müdahalesinin sertleşmesinde siyasi iradenin tutumunun etkisi büyük.

* Bu arada gerek İçişleri Bakanlığı gerekse Emniyet Genel Müdürlüğü’nde olayın seyrine göre ne şekilde müdahalede bulunulacağı konusunda bir kafa karışıklığı yaşandı. Söz konusu kafa karışıklığının sebebi, siyasi iradedeki bakış açısının net ol(a)mamasıydı.

* İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün süreçle ilgili herhangi bir yol haritasının olmadığı görüldü. “Kervan yolda düzülür” deyişi misali günübirlik strateji üretildiğinin anlaşılması, teşkilat yönetiminde belirsizliğe neden oldu/oluyor.

* Kimi kaynaklarıma göre, bu yol haritası halen hazırlanmış değil. Özellikle İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş’ın, henüz ne zaman sonuçlanacağı belirsizliğini koruyan gelişmelere yönelik Ankara’da toplantılar düzenleyip alternatifli strateji geliştirmek yerine memleketlerinde bayram kutlaması dikkat çekici.

* İstanbul’da polis kuvvetlerinin en tepesindeki isim olan İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız, mesleki kariyerinde toplumsal olaylarda göstericilerle karşı karşıya gelmemesi nedeniyle böylesi kriz süreçlerinde etkisiz kaldı. Kariyerinin büyük bölümünü emniyet istihbarat hizmetlerinde geçiren Yıldız, yakın zamanda Adana ve Bursa Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı görevindeydi.

* Saatlerce ayakta bekletilen polislerin, göstericilerle yakın mesafede tutulmaması gerekirken, özellikle İstanbul dışından getirtilen takviye kuvvet polislerin olaylarda görevlendirilmesi sokağı olumsuz etkiledi.

* Başka kentlerden gelen polisler, “Ramazan günlerinde ve bayram öncesi”nde İstanbul’da görevlendirilmekten memnun değildi. Yemek ve barınmada yeterli lojistik olanak yaratılamaması, görev süresinin planlanamaması gibi etkenler, polisin eylemci kitlelere psikolojik yönden bakışında olumsuzluk yarattı.

* Ayrıca, önleyici polislik yapılmalıydı. Gerekirse, CHP yönetimiyle temasa geçilip özellikle kalabalıkları “provoke eden” grupların alanlardan arındırılması sağlanmalıydı. Siyasi iktidarın, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası çerçevesinde protesto edilmesi gerekirken “maske takılı” halde eylemcilerin alanlarda yer almasının önüne geçilmeliydi. İşgal girişimi benzeri eylemlerin önüne geçilmesi sağlanmalıydı.

* Olayların İstanbul’da yoğunlaşmasının sebeplerinden öne çıkan bir diğeri, kentte gözaltına alınıp tutuklanan çok sayıda öğrenci olması. İstanbul Valisi’nin koordinesinde yürütülmesi gereken süreçte adliye öne çıktı. Eylemlere katılan öğrencilerin, diğer şehirlerin aksine İstanbul’da daha çok tutuklanıp cezaevine gönderilmesi, sakinleşmesi beklenen sokakları daha da yoğunlaştırdı.

* 2911 sayılı yasanın uygulamasında tutuklama tedbiri öngörülmemesine karşın polise mukavemet gösterdikleri gerekçesiyle çok sayıda kişinin tutuklanması, süreci olumsuz etkileyebilecek bir etken olarak kayda geçti.

 

Devamı >>>