Tarih: 04.04.2025 12:17

BU ZAMANDA UMREYE GİTMEK…

Facebook Twitter Linked-in

Tam zamanıydı yani şimdi umreye gitmenin. Niye diye sormayın, şöyle diyelim mi? Umrenin amacı nedir ve Umreye neden ve niçin gidilir?  Yahu arkadaş Gazze’de oluk gibi kan akarken, Türkistan’dan haber bile alınamazken, Bütün dünyada Müslümanlar zulüm görüyor iken bu masrafın, bu şekil bir ibadetin kabulü ve anlamı ne olabilir ?… Çünkü farz olan ibadetler dururken vacip, sünnet, nafile ibadetlerin sırasımı acaba ? Sorular peş peşe, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi? Ama hiçbir soru Allah’ın Resul’üne sorulan “Sen Allah’ın resülü değilmisin? kadar ağır değil… 

Hudeybiye günlerini hatırlayın, yaklaşık 400 km’lik yolun deve sırtından zahmetini ve Mekke’ye sadece 20-25 km kalmışken içerisinde Allah’ın Resul’ü olan sahabe topluluğu Müslümanlara mekkeli Müşrikler tarafından umre yapma izni verilmeyen günleri hatırlayın… Resûlullahın kendi ümmeti karşısında başbaşa kaldığı sıkıntıyı ve çektiği ıstırabı düşünün… Umre yapmadan geri dönüşü düşünün… Hz.Muhammmed’e yapılan RIDVAN BİATI, ve sonrasında esir alınan Mekke müfrezesi ve Hudeybiye anlaşması. Anlaşma şartlarının vahameti…  Sonrasında Hudeybiyenin rahmet oluşu. Ebu Cendel birlikleri…

Türkiye’deki meşhur 28 şubat günlerinin sonrasında ilk defa Kabe ile tanıştım. Sıkıntı sıkıntı üzerine iken zamane develeri sayılan bir otobüs ile hac yolculuğumuzu yapmış idik. Otobüsümüzün arka camında da altın renginde bir Mustafa Kemal figürü ve belirgin beyaz boya ilede K.Atatürk imzası var idi. Uzun ve meşekatli bir yolculuk idi. Kabe kendini göreni kendine aşık edermiş. Ondan sonra hac ve umreler belli zaman aralıkları ile devam etti. Covid belası uzun süren hastalıklar ve asrın felaketi sayılan deprem velhasıl On yıldır hiç gidemedim. Gitme zamanının gelip geçtiğini hissettiğim bugünlerde niyetlendim, Allah niyetimizi sahihleştirerek kabul ve makbul etsin. Rabbim bizden bu ibadeti kabul etsin ve bize kolaylaştırsın.

Hac ve umre bilinen kadim ibadetlerdendir. Hz. İbrahim, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın ortak atası olarak kabul edilen bir peygamberdir. Eşi Sare ile birlikte Filistin’de yaşadığı, uzun süre çocuklarının olmadığı, bu nedenle Sare’nin rızasıyla o dönemin adeti üzerine  hizmetçisi Hacer’le evlenip ondan çocuk edindiği böylece Hz. İsmail’in dünyaya geldiği kabul edilir. İlerleyen zamanlarda Sare bu durumu kabullenememiş ve geçimsizlik ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Hz. İbrahim, oğlu İsmail ve Hacer’i alıp Mekke’ye götürmüştür. 

Ayetlere baktığımızda İslamî hac ile cahiliye dönemindeki hac uygulaması yer, şekil, zaman gibi konularda benzerlik arz etmektedir. Ancak cahiliye haccı ile İslamî hac arasında bariz farklar da mevcuttur. Cahiliye haccına şirk unsurları karıştırıldığı için bu nedenle hac ibadetinde yerine getirilen temel rükünler zamanla yozlaşmaya sebep olmuştur. Bununla birlikte ihram, tavaf, telbiye ve sa’y gibi birtakım ritüeller İslam’dan sonra da devam etmiştir. Cahiliye devrinde iki tür tavaf vardı. İlki Kâbe’ye, ikincisi ise Merve ve Safa tepelerinde bulunan İsaf ve Naile putuna yapılan tavaftı. Beytullah’ı tavaf eden kimse İsaf putunun yanından başlar, onun önünde istilâm yapar, tavafını ise Naile’nin yanında yine istilâm ile bitirirdi. Tavaf, Hz. İbrahim’in yaptığı gibi 7 şavttan oluşmaktaydı. Cahiliyede insanlar, ellerini birbirlerine bir ip yahut mendille bağlayıp alkış tutarak ve ıslık çalarak genel de çıplak tavaf ederlerdi. Bu ritüele Kur’an’da da işaret edilmiştir. (1)

Umre‘nin amacı ve İslami yöndeki önemi noktasında söylenecek genel şeyleri şöyle sıralayabiliriz.  Umre, İslam’da önemli bir ibadet olup, Müslümanların Allah’a yakınlaşmak, günahlardan arınmak ve manevi bir yenilenme yaşamak amacıyla yaptığı bir ziyaret ve ibadettir. Umre, kelime anlamı olarak “ziyaret etmek” anlamına gelir ve Kâbe’yi ziyaret edip belirli ibadetleri yerine getirmeyi ifade eder. Umreye Gitmenin Nedenleri ve Hikmeti olarak Başta Allah’a yakınlaşmak ve O’nun rızasını kazanmaktır. Umre, tamamen Allah’a ibadet etme niyetiyle yapılan bir yolculuktur. Müslümanlar, bu ibadeti yerine getirerek Allah’a daha yakın olmayı amaçlar. Böylelikle Peygamber Efendimizin (SAV) Sünnetini yerine getirmek günahlardan arınmak(2) özellikle de kuralar sebebiyle hac yapma imkânı bulamayanlar için büyük bir fırsattır.  Umre manevi bir yenilenme ve kalp huzurudur. Umre, kişinin manevi dünyasını güçlendirir, sabır, şükür ve tevekkül gibi kavramları daha iyi anlamasına vesile olur. Müslümanlar, umrede yoğun bir ibadet ortamı içinde bulunarak ruhlarını arındırır ve manevi huzur elde ederler. Umre sırasında dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar bir araya gelir. Bu, İslam kardeşliğini pekiştirir, ümmet bilincini artırır ve birlik ruhunu güçlendirir.

Fakat aslında insanoğlu bedeni ve ruhi olarak arınma ve temizlenme ihtiyacı duyar. Mesela elini, yüzünü, bedenini yıkar, abdest ve gusül alır. Bazen de insan ruhunu yıkamak ister. İşte Umre ve Hac vesilesi ile adeta ruhunu yıkar insanoğlu…

Bilindiği gibi; Umre kelimesi, Arapça kökenli olup “imar etmek, bayındır hale getirmek, ziyaret etmek” gibi anlamlara gelir. İslam’da umre ibadeti, Kâbe’yi ziyaret edip belirli dini ritüelleri yerine getirmek anlamında kullanılır. Ancak kelimenin temel anlamı olan “imar etme” kavramı üzerinden bir değerlendirme yapacak olursak, umrenin ruhuna ve amacına aykırı olan her türlü yolsuzluk, özellikle de imar yolsuzluğu, İslamî açıdan ciddi bir problem olarak ele alınmalıdır. İmar ve Umre: ortak kavramlar İslam’da “imar”, sadece fiziksel yapıları değil, aynı zamanda toplumsal ve ahlaki değerleri de kapsayan geniş bir kavramdır. Bir yerin imar edilmesi, oranın adaletle, doğrulukla ve hak gözetilerek geliştirilmesi anlamına gelir. İmar yolsuzluğu, ise tam tersine, toplumun hakkını gözetmeden, haksız kazanç elde ederek, hukuksuz bir şekilde yapılan şehirleşme faaliyetlerini ifade eder.Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:“Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Şüphesiz bunda müminler için bir ibret vardır.” (3) Bu ayet, yeryüzünün düzen ve adaletle imar edilmesi gerektiğini ve bunda büyük hikmetler olduğunu ifade etmektedir. İmar yolsuzluğu ise bu düzene zarar veren bir davranıştır.

İmar Yolsuzluğu ve kul hakkı, Umre yaparak günahlarından arınmak isteyen bir kişi, eğer kul hakkı yemeye devam ediyorsa, ibadetinin ruhuna aykırı hareket etmiş olur. İslam, sadece bireysel ibadetleri değil, aynı zamanda adaletli bir toplumsal düzenin sağlanmasını da emreder. Gerçek bir umre anlayışı, sadece Kâbe’yi ziyaret etmek değil, hatta  arınma sadece bireysel ibadetlerle sınırlı kalmamalıdır. Gerçek anlamda bir umreci, ahlakî olarak da kendini temizlemelidir, yaşadığımız dünyayı da adaletle imar etmek anlayışını öne çıkarmalıdır…  Eğer bir toplum, sözüm ona  imar yolsuzlukları nedeniyle haksız kazançlara ve sosyal adaletsizliğe göz yumuyorsa, bu, İslam’ın adalet anlayışıyla bağdaşmaz.  Umre, bir Müslüman için manevi bir arınma sürecidir. Haksız kazançtan kaçınmalı ve topluma zarar verecek adaletsiz uygulamalara karşı durmalıdır. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir.” (4) Bu hadis, umre yapan bir Müslümanın yalnızca bireysel ibadetine değil, toplumsal sorumluluklarına da dikkat etmesi gerektiğini vurgular. Eğer bir kişi, kişisel ibadetlerinde de yolsuzluk yapıyorsa, Namazı, orucu, gibi ibadetleri ile birlikte erdem, ahlaki meseleler, insan hakları, ötekileştirme v.b hususlarda eksiklikleri var ise zaten toplumsal boyutta karşılığı olan işleri başarması mümkün olmadığı gibi inandırıcılığı olmayacaktır… Mesela yaptığı işinden dolayı rüşvet almayan ama umre ücreti ve masraflarını onay mercii olduğu şirket ve şahıslara ödeten insanların bu davranışı bir umre yapmak anlayışından öte adeta bir imar yolsuzluğudur…Yani kişi imar yolsuzluğu yaparak kamu malına zarar veriyor, toplumu mağdur ediyor ve sonra umreye giderek günahlarının affedileceğini düşünüyorsa, bu anlayış İslamî açıdan doğru değildir.

Gerçek Umre, Adaletle Yaşamaktır. Umre, sadece Mekke’ye gidip ibadet etmek değil, aynı zamanda kişinin kendisini ahlaki olarak da arındırmasıdır. Eğer bir kişi, imar yolsuzluğu gibi toplumsal adaletsizliklere sebep oluyor ve kul hakkına giriyorsa, gerçek anlamda bir arınma yaşamış olmaz. Gerçek bir umreci, yalnızca Kâbe’yi tavaf etmekle kalmaz, aynı zamanda yaşadığı yeri de adaletle ve hakkaniyetle imar etmeye çalışır. İslam’ın özünde adalet, kul hakkı ve toplumsal sorumluluk olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, imar yolsuzluğu yapan bir kişinin umre ibadetine gitmesi, eğer gerçekten pişman olup helalleşmeden ve haksız kazancını telafi etmeden gerçekleşirse, onun ibadetinin tam anlamıyla kabul olunmayacağı ve manevi bir dönüşüm sağlamayacağı açıktır. Böyle bir zihin yapısına sahip umrecinin bizi ilk haca götüren otobüsten farkı yoktur.

Umre ibadeti, Müslümanlar için büyük bir manevi kazanç sağlayan ve Allah’a daha yakın olma fırsatı sunan önemli bir ibadettir. Hem bireysel arınma hem de ümmet bilincini güçlendirme açısından çok değerli bir ibadettir. Umrenin mutlak manada Mekke’de ve Kabe’de gerçekleştirilmesi gereklidir. Çünkü İslam dininde ibadetler, belirli usul ve mekânlara bağlı olarak yerine getirilir. Özellikle hac ve umre gibi ibadetler, yalnızca belirlenmiş mekânlarda, yani Mekke’de Kâbe’nin etrafında gerçekleştirilmelidir. Ancak bazı Müslümanlar, çeşitli sebeplerle Kâbe’ye gidemeyenler için maket Kâbe etrafında umre ibadetinin mümkün olup olmadığını sorgulamaktadır. Ama unutulmamalıdırki nasıl ki namazın vakitleri ve yönü değiştirilemezse, umrenin de Mekke dışında bir yerde yapılması mümkün değildir. Yada Maket Kâbe’nin etrafında tavaf etmek veya sa’y yapmak, ibadet yerine geçmez ve dini bir geçerliliği olmaz. Gerçek bir umre yapmak isteyen Müslümanların, şartlar oluştuğunda Mekke’ye gitmeleri ve ibadetlerini orada yerine getirmeleri gerekir. İslam’da ibadet sadece bireysel bir ritüel değil, aynı zamanda toplumsal sorumlulukları da kapsayan bütüncül bir anlayıştır. İbadet kişi ile Allah arasındaki bir sözleşme alışveriş ve yakınlaşma için fırsattır ve rahmanidir (5) ama sonuçları itibari ile toplumsal gereklikler barındırarak ona insanca bir yaşam alanı oluşturma noktasında da rabbanidir.(6)

 

D İ P N O T L A R :

(1)- (Enfal 8/35)

(2)- Hadis-i şeriflerde, umrenin günahlara kefaret olduğu bildirilmiştir. Bir umre, bir önceki umre ile arasındaki küçük günahları siler (Buhârî, Hac, 4; Müslim, Hac, 437).

Farklı bir hadistede Umre kadınlar için içinde savaş olmayan cihad hükmündedir. Der.

(3)-(Ankebut, 44)

4- (Buhari, İman, 4)

5- Bkz: Müddessir, 74/40-44) anlamındaki  ayetlerinde “ sekar cehennemine girenlere cennettekiler "sizi sekar cehennemine sokan nedir" diye soruyorlar.Cehennemdekiler de biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yedirmezdik diyorlar.

6- Bkz: Hud 87: Dediler ki: “Ey Şuayb! Atalarımızın tapageldiği putlarımızı bir yana bırakmamızı veya bizzat kendi mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor?

 

Kaynak: hikmetakademisi.com




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —