Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Çözüme Gerçekten Hazır mıyız ?
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
Türkiye´nin Gündemi ‘Sağanak Yağmur´ Gibi: Brunson, Af Teklifi, Kaşıkçı ve Andımız
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Deizme Dair Bir Derkenar
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Neden Cemal Kaşıkçı?
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Yeniden İman Etmek!
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Kültürel İslam´dan İslami Varoluşçuluğa
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Siyaset ve İman İlişkisi
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Masamdaki Kitaplar
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Müslümanların Kaderi İman ve Mücadeledir
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Kaşıkçı Travması ve Yeni Ortadoğu Düzeni
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Ademce Bir Duruş Sergilemek
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Tebliğ: Örf, Adet ve Gelenek
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
ABD´nin Ekonomik Yaptırımlarının İran´a Yansıması
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Taksici Gözüyle İstanbul
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Sapkınlık Aracı Olarak Mal
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!..
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Çağrılar Neden Karşılık Bulmaz?
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Önceliklerimiz
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
İslamcılık Öldü Mü?
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
Mine´nin Kırıkkanatları
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Ruhu Çamurlaşmış İnsanlar
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
İslami Hareketlerde "Minnet" Sorunu
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Duaya Davet!
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
Kaşıkçı Olayı Suudilerin Sonu Olacak!
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Savaş mı Cinayet mi?
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Günümüzün Kerbela´sı Yemen´in Serencamı ve Ümmetin Duyarsızlığı…
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Adalet, Mizan ve Kitap Dengesi
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Düş ve Bayram
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Dr. Ayhan Vergili: Hilmi Ziya Ülken Önemli Bir Sosyolog, Felsefeci ve Fikir Adamıdır!
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Eğitimden Tasarruf olur Mu?
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Allah´ım Beni İmandan Kur´an´dan ve Romandan Mahrum Eyleme (2)
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Enes TARIM
Enes TARIM
Yezid´den Bugüne Ortodoks İslam
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Yola Çıkan Gençlere Yol Verin (Bir gencin hikayesi)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
Son Zamanlarda İslami Camialara Yapılan Saldırıların Arka Planı
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Vicdanımız Kanıyor!
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
İstanbul Hava Durumu
Bugün
Bulutlu
16°
10°
Salı
Sağanak
17°
13°
Çarşamba
Sağanak
13°
10°
Perşembe
Bulutlu
11°
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
En büyük ibadet topluma hizmet etmetir…

Hacı Bektaşı Veli
DOLAR
5.3412
EURO
6.0565
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Taklit ve ezber yapmaktan aklının ve vicdanının sesine kulak veremeyen robotlar mı yetiştiriyoruz yoksa diye sorgulatıyor senin o duruşun…
Tarih: 27.12.2017 08:06:30
Fedakar KIZMAZ

 

 

"Diğer çocuklar için buradayım.

Buradayım çünkü umursuyorum.

Buradayım çünkü bu ölen insanların çoğu çocuk!

Yoksulların hemen yanımızda olduğunun farkına varmalıyız, onları görmezden geldiğimizin...

Bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamalıyız.

Üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da tıpkı bizim gibi düşündüğünü, güldüğünü ve ağladığını anlamalıyız.

Onların bizim rüyalarımızı, bizim onların rüyalarını gördüğümüzü,

Onların biz, bizim onlar olduğumuzu...

Benim hayalim 2000 yılında açlığı sona erdirmek!

Benim hayalim yoksullara bir şans vermek!

Benim hayalim her gün 40.000 kişinin hayatını kaybetmesini engellemek!

Geleceğe bakar ve orada parlayan ışığı görürsek benim hayalim gerçek olacak.

Açlığı görmezden gelirsek bu ışık sönecek.

Hepimiz birlikte çalışır ve destek verirsek bu ışık büyüyecek ve yarınlar için umut olacak."

***

Yahudi bir anne babanın kucağında gözlerini açıyorsun. Refah içinde çocukluğunu yaşarken, daha ilkokulu bile bitirmemişken Yahudilerin kontrolündeki iletişim tekellerinden sızabilen haberlerden duyduklarından anlıyorsun ki dünya hiç de senin yaşadığın mutlu dünya değil. Kıt kanaat edindiğin bilgilerden öğreniyorsun; dünya o kadar aç ki, 40.000 kilometrelik çevresindeki her bir dönüşünde hepi topu 1 günün 24 saatinde açlıktan ölen 40.000 çocuğu yutuyor ama doymak bilmiyor. Ertesi gün bir tur daha attığında kendi yörüngesinde, şafakla birlikte bir 40.000 çocuk daha toprağın derinliklerine düşüyor. 10 yaşında bile değilken daha, avuç içi kadar kalbine sığmayan kocaman vicdanının avazı çıktığı kadar haykırıyorsun mezuniyet töreninde bembeyaz elbiseler içinden.

O gün birkaç öğretmen, veli ve öğrencinin gülümseyerek, hayranlıkla ama bir o kadar da umarsızca dinledikleri o feryadını, 2003 yılının soğuk bir 16 Mart´ında 23 yaşında Filistin´in Refah´ında, başında Filistin poşusuyla İsrail buldozerinin altında can verdiğinde duyurabildin; lakin sen yoktun artık...

Senin o çığlığın dalga dalga, ekran ekran, meydan meydan yayıldı tüm dünyaya; her şafakta 7 milyar ‘insan´ duydu, “neredesin adalet”, “hani nerede eşitlik”, “öldün mü merhamet”, “ vicdan, vicdan, vicdan” haykırışını. Sağır sultanlar, zalim krallar, gaddar diktatörler, finans babaları, medya patronları, birleşmiş milletler, adalet divanı, vatikan, unicef, fao, insan hakları, holywood, yeşilçam duymadı belki ama dünyanın her karışından milyarlarca insan kulak kabarttı bu çocuğun ağlamasına.

Evet Raşel, konuşmuyordun sen o mezuniyet gününde; 13 yıl sonra mazlum Müslüman Filistinli kardeşlerinle kol kola direnirken İsrail işgal ve zulmüne, Siyonist dindaşlarının buldozeri altında can verecek Raşel´e ağlıyordun belki de…

O törende, ne güzel bir evlat yetiştirdikleri için tebrik yağmuruna tutulan annen, baban; evlerinin yarısı yıkılmış Filistinlilerin evinde bir battaniyenin altında Amin´le kucak kucağa yatacağını, uzaktan yazdığın mektuplarda, belki de dönmeyebileceğini o gün nereden bilebilirdi.

Raşelimiz! Amerikan vatandaşı olmanın özgüveniyle, birkaç aktivist arkadaşıyla Filistin´e giden kızlarının nasıl olsa geri döneceğinden emin olan annen baban sembolik olarak açtıkları 1 dolarlık tazminat davasının (*) bile İsrail mahkemelerinden yüzlerine gerisin geri fırlatıldığında neler hissetti biliyor musun? İsrail´in uluslararası saygınlığını koruma içgüdüsüyle kendi vatandaşının hakkını korumayan Amerika´nın, kendi çıkarı için tüm dünyayı ateşe verebilecek Siyonist uşağı kovboylar tarafından yönetildiğini anladıklarında sen çoktan Cennet´e uçmuştun yavrumuz…

Sen uçtun ve tüm ezberler bozuldu. Din algımız değişti; iman nedir, mümin kimdir, kafir kim, birbirine karıştı. Yüzyılların kelam bilginlerinin tartışmaları çöp oldu zihnimizde; imanın şartlarını, kaderi kazayı sorgulatır oldun. Reenkarnasyon acaba gerçek mi düşünmeye başlattın gencecik beyinlere. İnsan olmak Allah vergisi mi yoksa eğitimle öğretimle kazanılan kesbi bir çabanın ürünü mü? Kabil´in suçu kimde? Adem mi yetiştiremedi çocuğunu bihakkın yoksa Allah Habil´in bedenine vicdanı koyarken, Kabil´e kötü ruh mu düştü? Mutezile alimleri boşa mı kafa patlattı, yanlış mı düşündüler, “İnsan tüm yaptıklarının sorumlusudur” derken? Cebriyye haklı mıydı yoksa “Allah bizim kaderimizi belirlemiştir” derken? Nuh oğluna söz geçirememiş, Lut karısına laf anlatamamışsa hesabı kim ödeyecek…

Hani herkes yaptığından sorumluydu? Ancak kendi çalışmasının karşılığını alırdı her insan madem, hamileyken annesinin yediği haram lokma neden doğacak çocuğun hırsız olmasının nedenlerinden biri o zaman?.. Neden, aşermiş annenin komşu evde gizlice limona batırdığı iğne deliğinden emdiği bir damlacık ekşi su, doğacak çocuğu cehennem odunu yapıyor ya da nehirde tesadüfen akmakta olan sudaki sahipsiz elmayı ısırınca bunun sahibine (helalleşme adına) 10 yıl hizmetçilik yapan Ebu Hanife´nin babasının adamlık mirası  bu çocuğu İmam-ı Azam yapmaya yetiyor?

İran´da İslam Cumhuriyeti okullarında, Suud´un Şeriat(!) sınırları içinde doğup büyüyen çocuklar ateist, ahlaksız, sapık olabiliyorken;  Yahudi bir ailenin kucağında dünyaya gözlerini açan, Hristiyan okullarda Teslis okuyan elin gavurunun çocuğunun cenazesi Gazze´de nasıl tekbirlerle defnedilebiliyor?

O kadar Kur´an kursu, dünya kadar imam hatip eğitimi, hafızlık, vaazlar, sohbetler ve sonrasında bu kadar soyguncunun, dolandırıcının, gaspçının, katilin yetiştiği ülkede nasıl bir din eğitiminin verildiğini sorgulamadan edemiyor insan. Taklit ve ezber yapmaktan aklının ve vicdanının sesine kulak veremeyen robotlar mı yetiştiriyoruz yoksa diye sorgulatıyor senin o duruşun…

Raşel!

Sen o poşuyu bağladın ya başına; kafamızı karıştırdın, allak bullak ettin aklımızı.

Gözümüzün önünden geçiyor tarih, nice kahramanlar akıyor bir bir, kadınıyla erkeğiyle…

Diyorum, Raşel!

Hangi kahramanın reenkarnasyonundansın sen?..

Bebeğini hiddetli kalabalığın önüne atarken tüm cesaretiyle; “İşte bebek, ona sorun babasının kim olduğunu” diyen Meryem cesareti geliyor aklıma ilk olarak. Dünyanın öte ucunda, tanımadığı başka ırkın, başka dinin insanları için mücadele eden Raşel söz konusu olunca...

Sonra Fatıma geliyor gözümün önüne, Kabe´de bir yandan babasının üstüne atılmış pislikleri temizlerken diğer yandan Ebu Cehillere meydan okuyan o cılız kız çocuğu bedeniyle… Acaba diyorum Fatıma, Raşel´in bedeninde yeniden mi doğdu bu çağın zalimlerine haykırmak için?.. Yok diyor içimdeki ses; Fatıma, biricik babası için göze alıyordu dayağı, şiddeti, ölümü. Sahabenin bile “Anam babam sana feda olsun” dediği babacığı Allah Resulü için...

Uhud´da erkekler çil yavrusu gibi dağılmışken ölüm korkusuyla, kılıcını çekip müşrik ordusuna, Peygamberin önünde kendini siper eden Nüseybe Hatun geliyor aklıma. Bir avuç İslam ordusu yenilirse, İslam´ın da, Resulullah´ın da, Medine´deki her bir şeylerinin yok olacağının bilinciyle sallıyordu kılıcını ölümüne...

Ülkesi işgale uğradığında, babaları, kocaları, oğulları bir bir toprağın altına giren Anadolu kadınlarını düşünüyorum, tek tek. Belinde mavzeri, elinde baltası nacağıyla yedi düvelle göğüs göğse çarpışan analarımız, nenelerimiz, bacılarımız…

Doğru söyle Raşel!

Zemheride cepheye yetiştirmeye çalıştığı top mermisini, soğuktan donmasın diye bebeğinin battaniyesiyle saran taze dul gelin Şerife Bacı mısın sen?…

Osmanlı Rus savaşında Aziziye´de destan yazan Nene Hatun´u düşünüyor insan.  Ermeni çetelerinin baskınıyla Aziziye Tabyası işgal edildiğinde, kocası cephede çarpışan bir yıllık gelindi daha. Ağabeyi bir gün önce cepheden yaralı olarak gelmiş ve kollarında can vermişti. Üç aylık bebeğini emzirmiş, "Seni bana Allah verdi. Ben de O´na emânet ediyorum" diyerek vedalaştıktan sonra, birkaç saat önce ölen ağabeyinin kasaturasını alarak sokağa fırlayan Nene Hatun yeniden mi doğmuştu dünyaya Raşel adıyla?…

Annesi veremden öldüğü için asker olan babasının yanında büyüyen, daha 9 yaşındayken cepheyle tanışan, 12 yaşına kadar tam üç sene müddetle cephelerde bilfiil babasının yanında savaşan Nezahat Onbaşı olmayasın sen Raşel?…

Daha 10 yaşındayken kürsülerden zulmü haykıran sen ey Raşel, İstanbul işgal altındayken meydanlarda avaz avaz halkı uyandırmaya çalışan Halide Onbaşı mısın yoksa?…

Gözümüzün nuru Raşel!

Anne babasının “kızım gitme” şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılıp bir erkek gibi yıllarca parkasını sırtından çıkarmayan ve çoğu insanın Halim Çavuş sandığı Halime Çavuş… “Sen üşüyor musun böyle?” diye sorulduğunda “100 bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” diyebilen bir askere benzetsek yine de gücenir miydin, kendi ülkesi için çarpışan bir kızla seni bir tuttuğumuz için?…

Gönüllü katıldığı orduda, görevi cephe gerisinde kundakçılık ve keşif yapmakla sınırlıyken, Fransızlara karşı yapılan bir hücum sırasında Türk askerlerinde yorgunluk ve korku sebepleriyle bir duraksama olunca, “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” diyen ve ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olan Tayyar Rahmiye´ye ne kadar da benziyorsun Raşel…

Çanakkale´de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp arkadaşlarını da örgütleyerek vatan savunmasına katılan Çete Ayşe´nin bakışı var senin gözlerinde desem…

Daha bir yıllık evli iken eşinin yanında Milli Mücadele´ye katılan, Yunanlıların baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule olmayasın sakın…

Kurtuluş Savaşı sonrasında Kastamonu´daki kadınları toplamış, asker için çorap, fanila ördürüp cepheye göndermişti. Kastamonu´ya geldiğinde askerler, hepsini yolda karşılayıp doyuracak kadar da varlıklıydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında kendisine milletvekilliği teklif edilmiş; "Hafız olduğum için başımı açmam, başımı açamayacağım için de Milletvekili olamam" diyerek kabul etmeyen Hafız Selman Hanım´ın menfaat karşısında sarsılmayan inancını görünce, ideallerin uğruna aileni yurdunu terk eden Raşel, seni hatırlıyor insan...

Yoksa; kara kuru cılız bir kızken, erkek elbiselerle kendini kamufle ederek cephe cephe çarpışan Kara Fatma mı kalktı da yattığı yerden, 21. yüzyılın işgalcilerine karşı Raşel kimliğine bürünüp ikinci kez mi aldattı herkesi? Beş on kadını örgütleyip Milli Mücadele´de şehir şehir koşturan Fatma, neden küresel emperyalizme karşı barış gönüllüsü olarak çıplak elleriyle buldozerin önüne dikilmesindi?..

Raşel, diyor insan, “bu kahramanlardan birinin reenkarnesi olamaz mı? Yok, diyor “vicdan”ın sesi olamaz... Kendisi uğruna vuruşanla başkası adına can veren aynı kişi olamaz.

Zencilerle köpeklerin sokulmadığı lokantaların Amerikasında zenciliğini gizleyemeyen melez bir kadınsınız. Bilmem kaç yüz yıl önce dedeleriniz, neneleriniz Afrika sahillerinde vahşi hayvanlar gibi avlanıp boyunlarında zincirlerle getirilmişler. Horlanmış, aşağılanmış, sığırlar gibi damgalanmışlar. Beyaz efendilerin tecavüzüne uğrayan zepzenci kadınların soyu zamanla “pis zenci” olmuş, otobüste bir beyaz ayaktaysa ona yer vermesi gerektiği inancı bilinç altına işlemiş bir Rosa Parks´ınız. Atalarınızdan miras aldığınız yüzyılların birikmiş öfkenizle “Artık yeter. Hayır kalkmıyorum. Ben de bir insanım” deme suçu işliyor ve tutuklanıyorsunuz. Bu başkaldırıyla tarihin tekerine bir çomak da siz sokuyor ve köleliğin son bulmasına öncülük ediyorsunuz…

Raşel, sana “Rosa Parks” diye hitap etsek, “vicdan” ile “öfke”yi ayrıştıramayacak kadar duyarsız olduğumuzu düşünüp bize gücenir misin yoksa?..

Lübnan işgalinde Amerikan, Fransız, İsrail hedeflerini canları pahasına havaya uçuran gizemli kahramanlarla aynı kandan geliyorsunuz belli… Rabia´da al kanlara bulanan Esma ile akrabalığınız vardır kesin… Ama onlar ülkeleri adına ayağa kalkmış kendi halkından binlercesinden biriydi sadece…

Ya sen Raşel,

Milyarlarca  suskun insan adına haykırdın daha 10 yaşında bir masumken. Ve 23´ünde kanınla suladın yeryüzünün kalbi olan toprakları. Kansız dünyaya yeniden pompalanacak Raşel´in kanı. Vicdansız dünyaya bir günlük de olsa “Vicdan”ı hediye ettin ya şehadetinle…

"İyi" biliriz…

Keşke hakkımız olsaydı da helal edebilseydik…

 

NOT:

Milli Mücadele´de adı geçen kahraman kadınlarımızla ilgili bölüm için aşağıdaki siteden ilham aldık.

https://onedio.com/haber/kurtulus-savasinda-vatani-icin-mucadele-eden-kadinlarimiz--359269

İLAN:

Kendi adıma, gecikmiş olan cenaze namazını tek başıma da olsam, 16 Mart 2018´de İstanbul Fatih Camii´nin musalla taşında öğle namazını müteakiben gıyabında “ER KİŞİ NİYETİNE”  kılacağımı şimdiden ilan ediyorum. Vecelle senaükeli sübhaneke duasını okurum, salli barik okurum. Ama hocalarım kusura bakmasın, cenaze duası yerine Fatiha´yı değil Rabbena duasını okuyacağım…(İNŞAALLAH)

TEKLİF:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi´ne; Şehit Raşel için bir “Makam Mezarı” yapılmasını teklif ediyorum. Nasıl ki birçok peygamberin, velinin, şehidin, sahabenin değişik yerlerde “Makam” mezarları türbeleri varsa Raşel´imize de sembolik bir mezar yapılsa diyorum.

Eğer yetkililer bu teklifimi ciddiye almazlarsa Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan´a bizzat bu teklifimi iletme çabası içinde olacağım. Talimat verdiğinde nasıl olsa yapılır diye düşünüyorum.

Artık bizim de evladımız olan Raşel´in,  anne-babasına hala Türk vatandaşlığı verilip verilmediğini merak ediyorum…

 

*Corrie´nin ailesi İsrail´e karşı 1 dolarlık bir tazminat talebinde bulundu ve sadece Corrie için ve savunduğu Filistin davası için adalet istediklerini göstermek istedi. Ancak 2012´nin Ağustos ayında İsrail mahkemesi davayı reddetti ve İsrail´in 2003´teki askeri soruşturmasını onaylayarak İsrail Hükümeti´nin Rachel Corrie´nin ölümünden sorumlu olmadığına karar verdi.

Anahtar Kelimeler: Raşel, İnsanı, Dinden, İmandan, Edersin
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Doğma Ey Resul… (30 Kasım 2017 - Perşembe)
"Reis"i On İkiden Kim Vuracak? (21 Kasım 2017 - Salı)
Bismillah!.. (12 Kasım 2017 - Pazar)
Sayfa: