Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
21. Yüzyılda eğitim
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Yeni Zelanda Katliamının Arkasında İsrail mi var?
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
İSLAMİ DAYANIŞMA CEMİYETİ ve MÜSLÜMANLARIN BU TARZ OLUŞUMLARA OLAN İHTİYACI
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
Dinin araçsallaştırılması
Veysel TAY
Veysel TAY
İngiltere-Yeni Zelanda-Suriye-YPG-Pentagon-Türkiye-Erken Genel Seçim; Çoklu Denkleminde 31 Mart Seçimleri ve Beka Meselesi - 1
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Teröre lanet, şehitlere rahmet, ümmete vahdet
Halil ÇİFTÇİ
Halil ÇİFTÇİ
Terör değil de nedir?
Aziz DARICI
Aziz DARICI
İçimiz acıyor. Ama…
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Yeni Zelanda Doğu mu Batı mı?
Engin GÜLTEKİN
Engin GÜLTEKİN
İNSANIN ANLAM VE ARAYIŞ SERÜVENİ
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Allah´ın emri, şeytanın kavliyle..
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
CAMİ ŞEHİTLERİ DUASI
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
SON FİRAVUN
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
ÇANAKKALE RUHUNU BİZ UNUTTUK ONLAR UNUTMADI
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
YENİ ZELANDA KATLİAMI VE MİSYONERLİK
Enes TARIM
Enes TARIM
OTORİTER SEÇİLMİŞLİK
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Benden geçti artık!
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
ADALET Mİ, MASLAHAT MI?
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
TREN METAFORU
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
BİRLİKTELİKTE DEĞERLER TEMELLİ VASAT DURUŞ
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Bu Kez Mizansen Eksik mi Kaldı?
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Medine Sözleşmesi Bağlamından Birlikte Yaşamanın Mümkünlüğü! (1) *
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Kokuşan İnsanlık
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Zindandan şehadete yürüyenlere dua!..
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
ADALET
Mahmut HAMDERCİ
Mahmut HAMDERCİ
"Sosyal Belediyecilikte MİLLİ GÖRÜŞ Yerel Yönetim Örnekliği" Kitabının Yazarı Mahmut Hamdemirci´nin Seçim Değerlendirilmesi (2)
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
DİSK, HAK-İŞ, MEMUR-SEN
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
Sana Yapılmak İstemediğini Neden Bana Yapıyorsun
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Anadolu Gerçekten Çok Dolu
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Hafızalardaki Kara Leke
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Seçim ve Adalet
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Deizm ve ‘Dindarlık´
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Muhammed Tayyip Okiç: Hocaların Hocası
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Hiçbir Nebi, Bir Dakika Sonrayı Bilemez
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
Çiçero “Bir gün bir Türk…”
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Musab Aydın
Musab Aydın
Kısa Bir Seyahatten...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Ya Ali, benden sonra yola gidenler, senin gösterdiğin yoldan giderlerse selamete ererler.

Hz. Muhammed
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
Ölümün Diriltici Mesajı
Hayata ve ölüme Müslümanca bakmayanlar, hayatı ve ölümü Müslümanca konumlandırmayanlar gittikleri yerlere kötülük ve düşmanlık, acı ve ızdıraptan başka bir şey götürmezler. İnsanlar heder olur, kaynaklar sorumsuzca harcanır ve şerre hizmet etmiş olur.
Tarih: 17.12.2018 00:15:54
Davut GÜLER

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ 

Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.”(Ankebut, 29/57)

Allah, ölümle ilgili hükmü koyuyor ve genel bir ifade kullanıyor yani istisnası olmayan bir ifade; her nefisin kaçınılmaz olarak karşılaşacağı bir hal bir durum; ölüm. Usta şair merhum Erdem Beyazıt´ın dizelerinde ifadesini bulan;

“Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden 
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden 

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm 
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm”

Bu dizelerden ifade edildiği gibi; ötelere işaret eden derin bir tefekkür ve ötelere duyulan istek; ‘ölüm´e ayrı bir anlam yüklüyor.

‘Ölüm´ e daha sığ bir bakışla bakanlar yani gerek dünya hayatını yaşamın merkezine koyanlar gerekse ölüm kelimesinin semantiğinde dahi çok soğuk ve çok ağır bir ikileme sürükleniyorsa, ölümü bütüncül bir anlayışla anlayamamıştır demektir. Gerçi ölümün doğasında bir soğukluk var. Hadisi şeriflerden yukarıdaki kriterlere uygun ifade ve anlam çıkarmak çok uzak bir ihtimal de değildir.

Ebû Hüreyre (r.a)´den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Lezzetleri yok edeni (ölümü) çok hatırlayın.” (Nesai, Cenaiz, 3)

Bize önemli bir MESAJ veriliyor: “Ağız tadını kaçıran ölümü düşün ve tefekkür et!”

Allah Rasûlü (as), bir gün mescide girdiği esnada bazı insanların ölçüsüz bir şekilde güldüklerini görmüş ve onlara şu nasihatlerde bulunmuştu:

“Aslında sizler ölümü çok sık hatırlamış olsaydınız şu gördüğüm vaziyette olmazdınız. Öyleyse lezzetleri yok edeni ( ölümü) çok hatırlayın.” (Tirmizî, Sıfatü´l-kıyâme, 26)

Bizim bu konuyu gündem etmemizin özel bir gerekçesi var; bu satırları yazdığım zaman diliminden bir hafta önce büyük abimiz Ömer Güler´in ölüm haberi geldi ve bu haber Rasulullah (as)´dan rivayet edilen “öyleyse lezzetleri yok edeni (ölümü) çok hatırlayın.” İfadesiyle somutlaşan hali bizzat yaşattı…

Yaşadığımız hâl bizi bir tefekkür âlemine ve şu ayetleri hatırlamamızı ve üzerinde düşünmemizi sağladı:

Gerçek şu ki insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti. Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.” (İnsan, 76/1-3)

Çok anlamlı olan bu ayetler, insanlık tarihinin bir özetini veriyor. Her haliyle karmaşık olan insanın enfüsi ve afaktaki durumuna işaret ediyor ve somut bir kavramla hükmü koyuyor “imtihan”. Ey insan! Sen bu dünya âleminde imtihan ediliyorsun ve mükâfat yeri de burası değil, ‘ahirettir. Artık hiçbir itirazın olmadığı, hiçbir torpil veya rüşvetin dönmediği, adalet terazisinin işlediği bir durum bir hâl yaşanıyor!

Böyle bir gerçeklikle kucaklaşan Ömer Abimden bahsedeceğim ve biraz sizlere onun hikâyesini anlatacağım. Ömer Abimin hastalık süresi toplamda iki ay sürmedi, bu süre içinde iki kez ziyaret ettim ve her iki ziyaretimde de abim hastanendeydi. Birinci ziyaretimde, biyopsi yapılmış ve bu operasyonla; akciğer, karaciğer ve kemikte parça alınmış patolojiye gönderilmiş o parçaların sonuçları bekleniyordu.

Abim bu ilk ameliyatında kendini toparlamıştı; ziyaretimin ikinci günüydü, dahiliye doktoru taburcu etmek istiyordu. Nöroloji doktorunun da raporuyla hastamız taburcu edildi ve Abim hasta arabasıyla aşağı indirildi. Biz yeğenimin aracıyla kendini almaya gittiğimizde Abim ayakta bizi bekliyordu; yeğenim Mustafa, kardeşim Hacı ve ben Abimi de alarak yeni yazılan ilaçlarını da alarak beraber köye gittik. Abimde kendi evine gelmenin bir memnuniyeti her halinde belliydi ve bu açıkça görülüyordu…

Saatler ilerlediğinde uyuşturucu (nikotin) ilaçların etkisi azaldıkça, Abimin ağrıları kendini daha ağır hissettirmeye başlaması herkeste bir panik hali oluşturdu. Kendi ayağıyla evine gelen abim bir gün sonra ambulansla tekrar hastaneye kaldırıldı.    

Ömer Abim özgün bir kişiliğe sahipti, hem bizim aile olarak en büyüğümüz hem de rahmetlik anamız ve babamızın vefatından sonra ailemizden bir ilk ölüm olayı gerçekleşiyordu. Güzel bir halk deyişi var; “ateş düştüğü yeri yakar.” Ne kadar da özlü bir söz, evet ateş bu sefer de bizim eve düşmüştü. Tüm ailenin Abimin ölümünü kabullenmeleri kolay olmadı ama buna rağmen bir sükûnet ve suhulet vardı.

Abim vefat ettiğinde 76 yaşındaydı, çocukluk yıllarında köyümüzde okul olmadığı için ilkokulu dahi okuyamamıştı…  Abimin çok güzel sesi vardı, denilir ya Davudi ses diye, öyle bir sese sahipti kendisi. Sesinin güzel olması Abimi komşu köyümüz olan Bereketli Köyü (eski adıyla Çermeğe)´ne gidip gelmesine vesile olmuştu.

‘Bereketli Köy´ halkı genel itibarıyla Alevi´dir. Bu köyde geçmişten beri güzel bağlama çalarlar. Abimin bağlamaya olan tutkusu o köye sıklıkla gidip gelmesine vesile olmuştur. Abuseyf isminde, âmâ yaşlı bir bağlama ustası vardı, Abimin bağlama ustası o yaşlı adamdı. Abuseyf amca bir insan güzeliydi, o gözlerinin görmemesi ona ayrıca bir saflık, bilgelik ve haneflik fıtratı kazandırmıştı.

Abim gençlik yıllarını bu iki köy arasında gidip gelmekle geçirirken, Bereketli köyünün içkiyle olan içiçeliği ona bu kötü hasleti kazandırmıştı. Abim evimizin en büyüğü olduğundan aynı zamanda; ailemizin üzerinde bir yük olarak görülen halamızı kaçıran adamın kızını kaçırarak ilk evliliğini yapmıştı. Hatırladığım kadarıyla o yengemiz bir-iki yıl gibi bir zaman abimizle beraber olmuştu; o yıllarda öldürücü bir hastalık olan tüberküloz (verem)´e yakalanmış ve o gencecik bayan vefat etmişti…

Abim ikinci evliliğini teyzemizin kızıyla yapmış o hanımdan iki çocuğu olmuş, ikinci çocuğu da bir erkek çocuğuydu, her çocuk güzel olur ama Zeynel Abidin bir güzellik abidesiydi ve o kış mevsiminde hastalanmıştı. O yıllarda Malatya ve köylerinde yoğun kar yağışları olurdu. Kışın o zor şartlarında ve ulaşım imkânsızlığından doktora gönderilen yeğenimiz vefat etmişti…

Abimin teyzemizin kızıyla olan evliliği sıkıntılı geçti ve bir türlü mutlu olamadılar ve üçüncü evliliğini yaptı. O evliliğinden de üç çocuğu oldu.

Abim ve Babam kendileri okuyamadıklarından ben, iki abim ve kız kardeşimizin okuması için yapılması gereken fedakârlıkların hiç birisinden kaçınmadılar. Ailemizin belli bir sermayesi olmadığından geçim için daha az maliyetli şeyler alıp satılırdı…

Uzun bir süre saman alıp sattılar, bahar mevsiminde de çalı alıp satarlardı. Çalı o zamanlarda bağ ve bahçelerin korunması için çok kullanılırdı. Rahmetli Babam ve Abim uzun yıllar saman ticareti yapmışlardı. Yaz mevsimlerinde okullar tatil olduğundan bütün kardeşler Babamızın ve Abimizin yanında tarlalarda aldığımız saman harmanlarını özellikle kamyonlarla besilerin samanlıklarına taşırdık…

Ömer Abim bir dönem de buğday pazarında esnaflık yaptı ve babam hayattayken 80´li yılların başında köyümüze taşındı, çiftçilik ve hayvancılık yapmaya başladı. Babamız 1988 yılanda vefat edince- okuyamayan iki abim- Ömer ve Ali abilerim tamamen köye yerleştiler. Ben babımın vefatından 4 ay sonra İstanbul´a yerleşme kararı aldım. Bu arada iki abim öğretmen oldular, bacım biyolog, en küçük kardeşimiz ise 90´lı yıllarda laborant olmuştu. 

Ömer Abim, Sultansuyu Barajının sulama kanalları faaliyete geçince üç dönem bizim bölgemizde “Sulama Birliği Başkanlığı” yaptı ve o dönemde emekli oldu. Emeklilik sonrası çiftçilik ve hayvancılık yaparak hayatını devam ettirdi. Bu dönemde safra kesesinden kaynaklı ağrıları artınca doktora giderek sorun olarak görülen “safra kesesi”nde ameliyat olarak acılarından kurtulacağını zannediyordu.

Abim bu maksatla hastaneye gitti, ameliyat öncesi tetkikler yapıldı ve büyük sorun o zaman fark edildi. Akciğer ve karaciğerde görülen tümör metastaz yapmış kemiklere de sıçramış, adeta vücudun hayat fonksiyonlarını esir almış ve hayatı felç etmişti. Abimin hastalıkla mücadelesi 35-40 gün gibi sürdü ve 22 Kasım´da saat 11.30 gibi emri hak tecelli etti, Abim ruhunu Rabbinin elçisine teslim etti.

Haber bize ulaşınca ben, iki oğlum Yusuf ve Hasan, yeğenim Mustafa´nın çocukları, eniştem ve kız kardeşimi de alarak iki araçla Malatya´nın yolunu tuttuk. 17 saatlik zorlu bir yolculuktan sonra Malatya´ya kavuştuk. Cenaze Şehir Mezarlığına taşınmıştı, Abimin yıkanma ve kefenleme işlemlerinden sonra Cuma Namazını müteakip cenaze namazından hemen sonra defin işlemini kendi köyümüz Kırkpınar´da gerçekleştirecektik.

Cenaze işlemlerinin gerçekleştiği Cuma günü Şehir Mezarlığının gasilhanesi sanki küçük bir mahşeri yaşıyordu. Bir yetkilinin verdiği bilgiye göre namaz saatine kadar 22 kişinin defin işlemleri yapılmıştı. Darende civarında yaşanan trafik kazasında, hemen hemen hepsi aynı aileye mensup 7 kişi vefat etmişti. Gasilhane sürecinde çocukların ve yakınların feryadı yürekleri dağlıyordu; öyle ki, biz kendi acımızı unuttuk, onların feryatlarının verdiği acı ve çaresizliğimiz içimizi daha da yakıyordu…

Şehir mezarlığında cenazelerin bir kısmı yıkanıp kendi beldelerine götürüldü, geriye kalan 12 kadınlar ve erkekler için toplu cenaze namazı kılındı. Biz cenazemizi alıp köy yoluna koyulduk. Köyümüzün camisinde Ramazan Keskin hocamız çevre köylerden gelen misafirlerimizin iştirakiyle cenaze namazı kılındı ve defin işlemi gerçekleştirildi. Ramazan Hoca son yaptığı duayla, Ömer Abimin 76 yıllık dünya hayatı bitmiş ve onun için berzah âlemi başlamış oldu, Rabbim salihlere arkadaş kılsın.

İşin hikâye kısmı elbette daha uzun, hikâyeyi burada noktalayacağız. Bu bağlamda ölüm gerçeğinin biraz hikmeti üzerinde duracağız. Bir söz var, YunusEmre´ye ait ve şu dörtlükte ifadesini buluyor:

“söz ola götüre başı
söz ola bitire savaşı
söz ola ağulu aşı
yağ ile bal ede bir söz”

Bu metin ‘söz´ün gücünü nasıl anlamlı kılıyorsa, ‘ölüm´ de hayatı öyle anlamlı kılıyor:

“… O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı...” (Mülk, 67/1-2)O, üstün ve güçlü olan ve çok bağışlayan Rabbimiz, hikmetinin gereği bizim ‘imtihan´ımızın iki anahtar kavramını veriyor; ‘hayat´ ve ‘ölüm,´ biri ilk an´ ı, diğeri de son an´ı yani iki ‘an´ arasındaki zamanı ifade ediyor.

Ölüm var hayat verir, tıpkı imamesi kopmuş tesbih tanelerinin dağıldığı gibi bölük pörçük olmuş, kurumuş damarlara, ölmek üzere olan hayatlara can suyu, ab-ı hayat olur. Onlara birlik duygusu, kardeşlik iklimi ve Kur´an´ın ifadesiyle; “Allah´ın birleştirilmesini emrettiği” akrabalık bağını hatırlatır ve orada hayat fışkırır, baharın aydınlığı gibi hayatlar canlanır. Allah´ın iyiler için hazırladığı güzellikle nimetlenir ve “oraya” hazırlar.

Ölümler var, kötülüklere kapı aralar, düşmanlıklara davetiye çıkarır, kaynakları şeytanın tasarrufuna verir, insanları düşmanlığa sevk eder. Bu kötü akıbeti hangi tutum ve davranışlar hazırlar: Onlar akrabalık bağını koparanlar, yakınlarını gözetmeyenler, Allah´a verdikleri ahdi bozanlar, yeryüzünde sulh ve salahı, dirlik ve düzeni bozanlar…  İşte bunlar bu kötü akıbetle karşılaşacaklar ve lanete uğramışlar olarak Allah´ın rahmetinden mahrum kalacaklar, bu yüzden yurdun en kötüsüne yani cehenneme gönderilmişlerden olacaklardır.

Sonuç olarak demek istiyoruz ki; biz bir yakınımızı anıyoruz, acımızı dindirmeye çalışıyoruz, yanan yüreğimize su serpiyoruz, kardeşliğimizi tazeliyoruz, akrabalık bağlarımızı güçlendiriyoruz. Müminler için hazırlanmış güzel sonuçla nimetlenmek istiyoruz. Müminlerin en büyük arzusu da bu değil midir?

Hayata ve ölüme Müslümanca bakmayanlar, hayatı ve ölümü Müslümanca konumlandırmayanlar gittikleri yerlere kötülük ve düşmanlık, acı ve ızdıraptan başka bir şey götürmezler. İnsanlar heder olur, kaynaklar sorumsuzca harcanır ve şerre hizmet etmiş olur.

“Ey insanlar, eğer dirilişten yana kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan sonra bir alak´tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz.) Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.” (Hacc, 22/5)

Bu ayetin bize öğrettiği hakikatler ve verdiği dersler; ‘hayat´ ve ‘ölüm´ ü daha anlamlı kılıyor...

Ömer Abimin ölümü vesilesiyle bizzat cenaze namazına katılarak, köye kadar gelerek defin sürecinde bulunanlar, dört günlük taziye günlerinde yanımızda bulunan ve İstanbul´dan bizi yalnız bırakmayan akrabalarımıza, köylülerimize ve dostlarımıza ve telefonla bizleri arayan, sosyal medyada taziye dileğinde bulunan kardeşlerimize ayrı ayrı teşekkür eder, saygı ve muhabbetlerimi iletir en kalbi duygularımla selamlarım..

Anahtar Kelimeler: Ölümün, Diriltici, Mesajı
Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
eyüp aktürk
20.12.2018 19:01:53
allah rahmet etsin mekanı cennet olsun
Yazarın Diğer Yazıları
Adalet, Mizan ve Kitap Dengesi (08 Ekim 2018 - Pazartesi)
24 Haziran Mesajları (25 Temmuz 2018 - Çarşamba)
TÜRKİYE´NİN AFRİN HAREKÂTI (23 Mart 2018 - Cuma)
Duyarlılık Çağrısı (31 Ekim 2017 - Salı)
Cem Küçük ve Avanesi Ne Demek İstiyor? (18 Mayıs 2017 - Perşembe)
Haber Duruş yayına başlarken (01 Mayıs 2015 - Cuma)
Sayfa: