Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
İlmin izzeti
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Medine Sözleşmesi Bağlamında Birlikte Yaşamanın Mümkünlüğü -2
Enes TARIM
Enes TARIM
DİNİN İNŞASINDA GELENEĞİN ROLÜ
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Babam içerse bende içerim
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
“Emirlerinizi Yerine Getiren, İtaatkâr Bir Hizmetçi Olarak Sizinle Yola Devam Edeceğim”
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Muhafazakârlık İdeolojisi Üzerine...
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
Medrese eğitiminde temel sorunlar
Mahmut HAMDERCİ
Mahmut HAMDERCİ
İstanbul seçimini Saadet tayin etti
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Seçimler ve muhacirler
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
HALİFE OLMAKTAN NİÇİN KORKARIZ?
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Kitlelerin isyanı: Sudan
Halil ÇİFTÇİ
Halil ÇİFTÇİ
Sudan, Erdoğan ve Batı
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
Donald Trump ABD´nin başına neden getirildi
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
DAVA DAVA OLMUYOR ÖYLE BEDAVA (!)
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Suçsuz Yere Öldürülen Rabia ´ya Sorulmaz mı?
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Psikolojik –İnançsal Alt Yapı
Veysel TAY
Veysel TAY
(Yapay Zekâ Destekli Endüstri 4.0 Gölgesinde) Beka Meselesi – (3)
Musab Aydın
Musab Aydın
Abdulhamit TURGUT´un Şahdetinin 27. Yıldönümünde Onu Bir Daha Hatırlamak
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Adams Ağlarken
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Özgürlüğe ve Erdeme Dayanan Bir Dini Söyleme Doğru ERDEMLİLER İTTİFAKI
Necip CENGİL
Necip CENGİL
SEVGİ VE GÜÇ ARASINDA
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
MAHMUT MUHAMMED TAHA: SOL SOSYALİST İSLAM OKUMASI
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Ebu Zer
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Mirac taçlandırılan yürüyüş
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
Seçimin Düşündürdükleri!
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
TÜRK İŞİ DONDURMA, Çanakkale Savaşının Avustralya Cephesi
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Adım adım büyük İsrail mi?
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Beka Sorunu mu Vefa mı?
Engin GÜLTEKİN
Engin GÜLTEKİN
Halkın iradesi ile hakkın iradesi arasında demokrasi
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Akif´e Dair
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Allah´ın emri, şeytanın kavliyle..
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
ADALET Mİ, MASLAHAT MI?
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
BİRLİKTELİKTE DEĞERLER TEMELLİ VASAT DURUŞ
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Zindandan şehadete yürüyenlere dua!..
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
ADALET
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Anadolu Gerçekten Çok Dolu
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Hafızalardaki Kara Leke
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Seçim ve Adalet
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Nice alimler vardır ki, hakiki bilgiden, hakiki irfandan nasipleri yoktur. Bunla bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil.

Mevlana
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
İSLAM VE BELEDİYE NİZAMI
ABDULBAKİ ÇAĞATAY: İslam dini; bir coğrafyayı şehire dönüştürmek istediğinde bir takım esas ve usulleri önüne koyar.
Tarih: 3.4.2019 17:42:40
Abdulbaki ÇAĞATAY


İslam dini; bir coğrafyayı şehire dönüştürmek istediğinde bir takım esas ve usulleri önüne koyar. Önüne koyduğu bu esas ve usullere göre şehirleşme anlayışını geliştirir ve söz konusu bölgeyi bu esaslar üzerinde yükseltip yaşanabilir bir kent haline dönüştürür.
İslam dini; “arzın imarı ve neslin ıslahı” düsturunu önceleyen ve önemseyen bir medeniyet olduğundan ötürü hayata dair bütün programlarını “imar ve ıslah” temeli üzerinde geliştirir.
Kur´an´ı Kerim; İşbaşına geldiği zaman arza ve nesle zarar verip ifsat edenleri şöyle zemmetmiştir.
“O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için çaba harcar. Şüphesiz Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara:205)
Bundan dolayıdır ki “ekini ve nesli helak etmek için gayret edenler” işbaşına getirilmemeli ve onlara asla bu fırsat verilmemelidir. İçki, kumar, faiz, oyun salonları, şans oyunları, jelâtinli yiyecekler, asitli içecekler, gazinolar, barlar, meyhaneler ve ahlaksızlığın öğretildiği diğer kurum ve kuruluşlar bu ifsat kategorisine girmektedir. Bir şehir asla böyle bir zihniyete emanet edilmemelidir. Zehir tacirleri, fuhuş mafyaları, organ çeteleri ve insanın huzuruna kast eden hiçbir facire asla memleket teslim edilmemelidir.
“Şehirde dokuz çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.” (Neml:48)
Hz. Salih (as)ın kendilerine karşı mücadele verdiği bu dokuz mafya çetesi, şehirde hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık, hadsizlik, hukuksuzluk ve haydutluk yapıyorlar, zulmediyorlardı…
Hz. Şuayb (as) hırsızlık ve yolsuzluk yapan kavmine şöyle diyordu:
“Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah´ın yardımı iledir. Ben sadece O´na tevekkül ettim ve sadece O´na yöneliyorum.”(Hud:88)
Kur´an´ı Kerim; işbaşına geldiği zaman “iyiliğin hâkimiyeti ve kötülüğün mahkûmiyeti” için mücadele verenleri ise övmüştür.
“Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah´a aittir.” (Hac:41)
Arzın İmarı demek; arzı onarmak, her yönüyle yaşanabilir bir duruma getirmek demektir. Aslında imar demek; toprağa ve toprağın üzerinde yaşayanlara ömür kazandırmaktır. Hayata ve hayatın içindekilerine anlam kazandırmaktır. İmarda temel felsefemiz;“hayat vermek, anlam kazandırmak, hizmet etmek ve yaşatmak” olmalıdır.
Bütün bunları sağlayabilmek için aşağıdakilerin gerçekleştirilmesi gerekir:
1- Dua ile Başlamak ve Emniyeti Sağlamak…
Hz. İbrahim, (as) “Rabbimiz! Gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyti
Haram yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim…” (İbrahim:37) diyerek rabbine
münacatta bulunmuştur. Hanımını ve çocuğunu bu ot bitmez vadiye yerleştirdiği zaman
şöyle dua etmiştir: “Ya Rabbi! Burayı güvenilir bir beldeye dönüştür…” (Bakara:126)
Orası bir belde olduktan sonra ise; “Ya Rabbi! Bu beldeyi güvenilir bir belde kıl”
(İbrahim:35) şeklinde dua etmiştir.
Bu iki dua birbirinden farklı zaman dilimlerinde yapılmıştır. Bakara Suresinde
belirtilen duada henüz ortada bir şehir yoktur. Şehir olması için dua yapılmaktadır.
İbrahim Suresinde ise şehir oluşmuştur. Oluşturulan şehrin güvenilir bir şehir olması için
dua yapılmaktadır.
Söz konusu Bakara Suresinde yer alan “ بلد ” kelimesi belirsizdir, el takısı
almamıştır. İşaret zamiri olan “bu/ هذا ” edatının işaret ettiği şey ise henüz şehir olmamış
Mekke topraklarıdır. Terkip; “ بلدا آمنا ” “güvenilir bir şehir” şeklinde belirsiz bir sıfat
tamlaması olarak verilmiştir.
İbrahim Suresinde ise “ البلد ” kelimesi belirlidir, el takısı almıştır. İşaret zamiri olan
“bu/ هذا ” edatının bu ayette işaret ettiği şey ise şehire dönüşen Mekke topraklarıdır.
Terkip; “ البلد آمنا ” “bu şehri güvenilir kıl” şeklinde belirli bir sıfat tamlaması olarak
yansımıştır.
Bu durum: bize şehirleşmenin birinci direğinin dua ve emniyet olduğunu
öğretmektedir. Allah Teâlâ ile irtibatlı olarak şehrin kurulması gerektiğini önümüze
koymaktadır. Allah ile başlamayan bütün şehirler seküler şehirlerdir, sorunlu şehirlerdir.
“Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver,
bize katından bir yardımcı gönder” (Nisa:75) şeklinde mazlumların ve fakirlerin
feryatlarının yükseldiği yaşanılmaz, dayanılmaz şehirlerdir.
İslam fikriyatında şehirler dua ile kurulur ve açılışları dua ile yapılır. Şehirlerin
fethi mütevazılık, istiğfar ve dua ile gerçekleştirilir. Duada ise; “şehrin emniyeti” ön plana
çıkarılır. Can, mal, akıl, din ve neslin söz konusu şehirde emniyette olduğu ilan edilir.
Güven telkin edilir. İşte Hz. İbrahim (as) tam da böyle bir dua yapmıştır.
Dua ile başlamanın anlamı şudur; bir yeri imar ederken, imar planına koyarken,
ruhsat verirken, iskân hakkı tanırken, park ve cadde oluştururken, inşaat ve icraat ortaya
koyarken Allah´tan korkmak, kimseye hakaret ve zulüm etmemek, hak yememek, ihale
çalmamak, adam kayırmamak ve bu işte ehil olan insanlara görev vermektir. Her
vatandaşın her yönüyle kendisini emniyette gördüğü bir şehir kurmak demektir dua ile
başlamak, Allah ile başlamak…
“Kim bir zımmiye zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yüklerse ya da
ondan zorla bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.” (Ebu Davud)
buyuruyor Allah Resulü (sav)…
Müslüman´ın yönetici olduğu yerde güven olmalıdır, huzur olmalıdır, yaşamak için
tercih edilmeli, göç vermemeli, tam tersine göç almalıdır.
“Oraya kim girerse güvende olur” (Al-i İmran: 97) düsturu ile şehirlerimizi
bütün şehirlerin anası ve örneği olan ( ام القرى /Mekke) gibi yaşanabilir, güvenli birer kent
kılmaktır dua ile başlamak…
Nasıl ki bütün mescitler Mescid-i haram´ın birer şubesidirler, aynı şekilde bütün
şehirler de şehirlerin anası olan Mekke´nin birer şubesi olmalıdırlar. Güven ve huzur
vermelidirler.
Sözün özü; dua ile başlamak Allah ile başlamak demektir. Allah İle başlamak ise;
دار البوار“ //yıkım ve azap yurduna” (İbrahim:28) çağıranlara karşı;
دار السلام “ //selam yurdunu, barış ve kardeşlik yurdunu” kurmak demektir. Çünkü
Yüce Allah; “selam yurduna davet ediyor.” (Yunus:25)
Aslında karşımızda iki tip “dar/yurt/belediye anlayışı” vardır.
Birincisi; “ Barış, kardeşlik ve esenliğin hâkim olduğu selam yurdu…
İkincisi; “Kaos, kargaşa, kalleşlik, serkeşlik, yıkım, helak ve haksızlığın hâkim
olduğu azap yurdudur…
Haşr Suresi dokuzuncu Ayet-i Kerime´sinde “Medine” yani “şehir” kelimesinin
yerine “dar” yani “ev” kelimesi kullanılmıştır. Bunun anlamı şudur: Medine; kendisinde
ikamet edenler ile daha sonra onu yurt edinen herkese eşit bir evdir. Medine´de yabancı
ve misafir yoktur, orada herkes ev sahibidir. İşte İslam´ın şehirleşme anlayışı budur.
“Onlardan (Muhacirlerden) önce o eve (Medine´ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine
yerleştirmiş olanlar…” (Haşr:9)
Şehirde ekilmesi gereken yerlere binalar dikmek, hastane ve okul olması gereken
yerlere başka şeyler yerleştirmek, askeri alan olması gereken yeri daha farklı bir yerleşim
alanı kılmak, askeri alan olmaması gereken yeri de askeri alan yapmak gibi dengesizlikler
şehri yaşanamaz bir hale getirmektir. Bu diğer adıyla kenti “yıkım ve azap” yurduna “eza
ve cefa” yurduna dönüştürmektir. “İşin ehline verilmediği yerde kıyameti bekle”
diyen bir medeniyetin mensupları, maalesef bu gün eza ve cefa içerisinde, sefalet
içerisinde hayat sürdürmektedirler.
Hülasa; şehir içerisinde her hak sahibine hakkını bihakkın vermek gerçek imarın
bir sonucu ve “selam yurdu” anlayışının bir tezahürüdür.
Dağın eteklerini inşaata, ovalarını ziraata tahsis etmektir kentleşmenin hakkını
teslim etmek…
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren
O´dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve O´nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş
o´nadır.” (Mulk:15)
Evet, omuzlarında yürüyüş, koşu ve egzersiz yapabileceğimiz, tarlalarından,
pazarlarından ve sanayisinden evlerimize ekmek götürebileceğimiz bir şehir şeması
arzuluyoruz… Gezi ve koşu parkları, spor ve eğitim kampları, dağ ve hayvanat bahçeleri
ile gönül çelen cennet şehirleri arzuluyoruz…
2- Mesafeleri kısaltmak, Ulaşımı kolaylaştırmak…
Ulaşımı kolaylaştırmaktır kentleşmenin hakkını teslim etmek… Metrolar,
tramvaylar, yer altı ve deniz altı tüneller ile mesafeleri kısalmaktır kentleşmenin hakkını
vermek… Yüce Allah belediyeciliğin ve idareciliğin hakkını veremeyen ve mesafeleri
uzatan, ulaşımı zorlaştıranları şöyle yermektedir:
“Onlar ise, "Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır"
dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve
kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden
herkes için ibretler vardır.” (Sebe:19)
Mesafeleri uzatan, ulaşımı zorlaştıran ve böylece vatandaşa çile ve eziyet çektiren
bütün idareci ve belediye başkanlarının akıbeti böyledir… İbret kıssalarına
dönüşecekler…
Şehrin bir ucunu diğer bir ucuna bağlamak, mesafeleri kısaltmak ve seferleri
kolaylaştırmak, insanları, iki veya üç durak değiştirmeden gideceği yere kavuşturmak
Kur´an açısından övülen bir belediyecilik davranışıdır.
Trafik sorununu doğuran yol ve yokuş problemlerini çözmek, insanların nefesini
kesen dar ve bozuk kaldırımların sorununu çözmek ve vatandaşa rahat nefes aldırmak,
İslam medeniyetinin şehircilik anlayışında mevcuttur. Yüce Allah Kur´an´ı Kerim´de şöyle
buyurmaktadır: “Allah, yeryüzünü sizin için engin bir döşek kıldı ki, oradaki geniş
yollarda yürüyesiniz.”(Nuh:19-20) Evet, çünkü yol medeniyettir…
3- Temiz Şehir Unvanına Ulaştırmak
Güven ve selam yurdunda esas kabul edilen şey “Hoş, güzel ve temiz memleket”
anlamına gelen “ البلد الطيب ” (A´raf:58) seviyesini yakalamaktır. “Güzel ve temiz beldenin
bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden başkası
çıkmaz. Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle çeşitli şekillerde
sergiliyoruz.” (Araf:58)
Şehirlerde bu seviyeyi yakalayabilmek için;
- Çevre kirliliğine sebep olabilecek hiçbir uygulamaya fırsat verilmemelidir.
- Hava kirliliğine sebebiyet veren fabrika ve benzeri şeylere şehir merkezinde yer ve
ruhsat verilmemelidir.
- Suyun kirlenmesine, kokuşmasına ve zehirlenmesine müsaade edilmemeli ve
gereken tedbirler azami ölçüde alınmalıdır.
- Gıda kirliliğinin önüne geçilmelidir. Helal ve temiz kazancın zemini hazırlanmalı ve
teşvik edilmelidir.
- Caddeler ve sokaklar maddi ve manevi her türlü ifsattan arındırılmalı ve
denetlenmelidir.
- Pazarlar ve dükkânlar temiz tutulmalı ve denetlenmelidir. Allah Resulü (sav)
pazarda ve ticari yerlerde yolsuzluğun ve vicdansızlığın yaşanmaması için pazarları
geziyor ve denetliyordu. Yasakladığı onlarca alış veriş türü vardır. “Aldatan bizden
değildir” diyerek ciddi uyarılarda bulunmuştur.
Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali döneminde ihtikâra (karaborsacılık) müsamaha
gösterilmemiş ve bu hususta hisbe teşkilatı (zabıta teşkilatı) aracılığı ile sıkı önlemler
alınmıştır.
Allah resulü (sav) Medine´ye geldiği zaman “Nebit” pazarına gidiyor ve “bu Pazar asla
sizin pazarınız olamaz” diyor. Sonra başka bir pazara daha gidiyor ve aynı cümleyi o
Pazar için de tekrarlıyor. Sonra “Medine pazarı” adını alacak olan pazara gidiyor ve “işte
bu Pazar sizin pazarınızdır. Bu Pazar daraltılmayacak ve bu pazardan vergi
alınmayacaktır” buyurarak pazarın iki önemli hususuna dikkat çekmiştir.
Hz. Peygamber (sav) Pazar yerlerini şeytanın ordugâhı olarak nitelemiştir. Bundan
dolayı özellikle ölümü hatırlatmak için mezarlığın yanında bir Pazar yeri tespit etmiştir.
Sözün özü; Allah Resulü (sav) ihtikâr (karaborsacılık), Telakki rukban (köylüyü Pazar
dışında karşılama) kabzdan önce satış ve gayri meşru narhı (devletin fiyat koyması tes´ir)
yasaklamıştır. Pazarda tekelleşmeyi yasaklamıştır, fırsat vermemiştir.
- Çöp, çukur, çaresizlik, susuzluk, kuraklık gibi sorunların oluşmasına imkân
ve fırsat verilmemelidir. Zira bu problemlerin çözülmediği hiçbir şehir “temiz şehir” ve
“büyük şehir” unvanını alamaz…
Hülasa; hem ruha hem de bedene hitap etmeyen hiçbir şehir “Belde-i Tayyibe”
adını alamaz…
Zira helal olmasıyla ruhu, temiz olmasıyla da bedeni beslemeyen bir gıdaya “rızkı
tayyib” denmez. Buna göre; “manevi atmosferiyle ruhu, sıhhi atmosferiyle de
bedeni” beslemeyen bir kent “Temiz ve yaşanabilir” bir şehir değildir. Bundan dolayıdır
ki şehirleşmede bu iki hususa dikkat edilmelidir.
4- Cami ve Medrese Modelli Şehir Kurmak
Şehrin merkezinde cami ve külliyeler inşa edilmelidir. Hz. Ömer (ra) valileri
denetlemede camide imamlık yapıp yapmadıklarına özellikle dikkat ediyordu. Buna göre
İslam´da vali veya belediye başkanı aynı zamanda camide imam ve hatiptir. Bunun anlamı

şudur: Allah´a secde etmeyene Allah´ın arzı teslim edilemez ve Allah´ın kullarının velayeti

onlara verilemez.

5- Kentin Yer Altı Zenginliklerini Hizmete Sunmak
“Eyyûb´a: Ayağını yere vur! dedik, İşte sana kullanıp yıkanacağın ve içeceğin
soğuk bir su!” (Sad:42)
Bir şehirde bulunan şifalı sular, hamamlar, termaller İslam ahlakına uygun olarak
hizmete açılmalıdır. Böyle yerlerde meşru olmayan davranışlara fırsat verilmemelidir,
imkân tanınmamalıdır. İslami ahlak çerçevesinde turizme açılmalı ve memleketin
ekonomisine katkısı sağlanmalıdır.
Son olarak; Sanayisi dışarıda, mezarlığı girişte, pazarları mezarlığın yanında,
camiler merkezde, medreseler camilerin yanında, hastaneler temiz ve serin bölgesinde,
caddeleri geniş, binaları çok yüksek olmayan güzel bir şehir arzuluyoruz…
“O bizi lütfu ile içinde sürekli oturacağımız bir yurda yerleştirdi. Burada bize ne
yorgunluk değecek ve ne de bıkkınlık ilişecektir.” (Fatır:35) Yüce Rabbim bize, yılgınlık,
yorgunluk ve bıkkınlık duymayacağımız ebedi bir yurt nasip etsin.

Anahtar Kelimeler: İSLAM, BELEDİYE, NİZAMI
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa: