Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
İlmin izzeti
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Medine Sözleşmesi Bağlamında Birlikte Yaşamanın Mümkünlüğü -2
Enes TARIM
Enes TARIM
DİNİN İNŞASINDA GELENEĞİN ROLÜ
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Babam içerse bende içerim
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
“Emirlerinizi Yerine Getiren, İtaatkâr Bir Hizmetçi Olarak Sizinle Yola Devam Edeceğim”
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Muhafazakârlık İdeolojisi Üzerine...
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
Medrese eğitiminde temel sorunlar
Mahmut HAMDERCİ
Mahmut HAMDERCİ
İstanbul seçimini Saadet tayin etti
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Seçimler ve muhacirler
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
HALİFE OLMAKTAN NİÇİN KORKARIZ?
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Kitlelerin isyanı: Sudan
Halil ÇİFTÇİ
Halil ÇİFTÇİ
Sudan, Erdoğan ve Batı
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
Donald Trump ABD´nin başına neden getirildi
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
DAVA DAVA OLMUYOR ÖYLE BEDAVA (!)
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Suçsuz Yere Öldürülen Rabia ´ya Sorulmaz mı?
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Psikolojik –İnançsal Alt Yapı
Veysel TAY
Veysel TAY
(Yapay Zekâ Destekli Endüstri 4.0 Gölgesinde) Beka Meselesi – (3)
Musab Aydın
Musab Aydın
Abdulhamit TURGUT´un Şahdetinin 27. Yıldönümünde Onu Bir Daha Hatırlamak
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Adams Ağlarken
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Özgürlüğe ve Erdeme Dayanan Bir Dini Söyleme Doğru ERDEMLİLER İTTİFAKI
Necip CENGİL
Necip CENGİL
SEVGİ VE GÜÇ ARASINDA
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
MAHMUT MUHAMMED TAHA: SOL SOSYALİST İSLAM OKUMASI
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Ebu Zer
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Mirac taçlandırılan yürüyüş
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
Seçimin Düşündürdükleri!
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
TÜRK İŞİ DONDURMA, Çanakkale Savaşının Avustralya Cephesi
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Adım adım büyük İsrail mi?
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Beka Sorunu mu Vefa mı?
Engin GÜLTEKİN
Engin GÜLTEKİN
Halkın iradesi ile hakkın iradesi arasında demokrasi
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Akif´e Dair
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Allah´ın emri, şeytanın kavliyle..
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
ADALET Mİ, MASLAHAT MI?
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
BİRLİKTELİKTE DEĞERLER TEMELLİ VASAT DURUŞ
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Zindandan şehadete yürüyenlere dua!..
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
ADALET
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Anadolu Gerçekten Çok Dolu
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Hafızalardaki Kara Leke
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Seçim ve Adalet
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Öldükten sonra yaşamak isterseniz, kalıcı bir eser bırakınız.

HZ.ALİ (R.A)
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
Halkın iradesi ile hakkın iradesi arasında demokrasi
Hayallerle, illüzyonlarla ve halk adına hakkı çiğnemekle hiçbir yönetim devletinin devamlılığını sağlayamaz. İnsanlara ve insanlığa huzur ve güven veremez
Tarih: 27.3.2019 11:50:18
Engin GÜLTEKİN

İnsanlık tarihi Âdemle başlar. Âdem insanlığın atasıdır. Âdem ile başlayan insanlar çoğalarak niteliksel ve niceliksel topluluklar oluşturmuşlardır.

Allah insanı hem bireysel boyutuyla hem de toplumsal boyutuyla mesul ve sorumlu kılmıştır. İnsanın doğasıda bunu gerektiriyor. Tarihi süreç içerisinde İnsanlar bir araya gelerek yeni topluluklar oluşturmuşlardır. Toplumların oluşmasıyla birlikte sosyolojik olarak çeşitli yönetimlerde oluşmuştur.

Yönetimler tarihi süreç içerisinde değişim ve dönüşüm geçirerek farklı isimler almıştır. Bu yönetim şekillerine farklı isimler verilmesinde çeşitli faktörler dolaylı ve dolaysız etki etmiş, yönetimler müspet ve menfi yönde gelişim göstermiştir. Bu faktörler tabiat, tarih, din, örf ve adet gibi yönetimlere şekil veren faktörlerdir.

İslam sosyolojisi, oluşturmak istediği yönetim şeklini vahiyden bağımsız yapmamıştır. Bundan dolayıdır ki Peygamberler görevlendirildikleri toplumlarda vahiy eksenli yönetimler oluşturmak için çalışmışlardır.

Bu yönetim şekilleri dini kurallara dayandığı ve dini referans aldığı için teokrasi adını almıştır.

Teokrasi her ne kadar kanunlarını dini referanslara dayandırsa da İslami yönetim kavramının evrensel boyutunu, tevhidi altyapıyı ve vahiy kaynağının kapsam alanını sağlayamamış ve bu alanı daraltmıştır. Teokrasi, sınırları çizilen, norm oluşturan, beşeri müdahaleye açık olan, bazı çizgilerin siyah, bazı çizgilerin kalın, bazı noktaların net, bazı noktaların silik olduğu olguları da içinde barındıran, İslam´ı bir bütün olarak değil, belki bir cüzünü kapsayan yönetim şeklini ifade eder.

İslami yönetimin bu şekilde bir kalıba konulması, evrensel yönetim şeklinden çıkıp, yerel, bölgesel veya kültürel bir şekil almasını sağlamıştır. İslam coğrafyasında olan uygulamalar mezkûr durumun bir örneğidir. İnsanlığın kurtuluş reçetesi olan İslam dininin, günümüzde nasıl kabile, ırk ve asabiyet taassubuna ön ayak yapılmak istendiğini yakinen müşahede etmekteyiz. Toplumsal yönetimler evrim geçirerek öyle bir duruma geldi ki; Artık Vahyin reddi ve aklın tarifiyle şekillenen yönetimler dünya üzerinde hüküm sürmektedir.

İnsanlar tarihsel süreç içinde birden çok yönetim şekli ile yönetilmişlerdir. Krallıkla, monarşi ve teokrasi gibi...

Allah´ın Resulünün Peygamber olarak görevlendirilmesiyle birlikte insanlık tarihi yönetimde örnek bir uygulamaya şahit olmuştur. Bu uygulama dört halife döneminde de devam etmiştir. Çok kısa bir dönemi istisna tutacak olursak, maalesef bu örnek uygulama fazla sürmemiştir. Daha sonraki süreçlerde ise İslam kalıba konulmuş, beşerin aklı ile şekillenmiş, vahiy hayatın merkezinden hayatın dışına çıkarılmış, hilafet bazı şahısların nefsi iktidarını destekleyen saltanata dönüşmüştür.

Toplumun organize edilmiş ve örgütlenmiş devlet yapıları hangi yönetim şeklini benimsemişse toplumsal bütün değerler bu yönetimin potasında erimiştir. Devletin potasında erittiği bu değerler, kutsal devlet anlayışını doğurmuştur. Kutsal olan devlet bu kutsallığını, hakka rağmen, halk için anlayışıyla, halkı yönetme yetkisini, halkından alma yoluna gitmiştir. Halktan öyle bir yöntemle meşrutiyetini almalı ki; halk kendi kendini yönetmenin keyfini sürerken, devlet denilen aygıt mekanizması çalışmaya devam etsin. Ve öylede olmuştur. Tarih şuna şahittir ki; halka zulmedenler yine halkı araç olarak kullanmışlardır. Halkın sırtına basarak yükselmişlerdir. Halkın alkışlarıyla saltanatlarını sağlamlaştırmışlardır. Halkın iki elini birbirine vurdurma yoluyla ve bir elin seçimiyle, halka rağmen halk için sloganıyla, Hakkın hükümlerinin ve emirlerinin önüne yine halkı koymuşlardır. Bu yönetim anlayışları gelinen noktada demokrasi ile meşrulaşmak, hümanizm ile putlaşmak istenmektedir. Neden sonuç bağlamında demokrasi bir sonuçtur.

En anlaşılır tanımıyla Demokrasi, halkın kendi kendini yönettiği yönetim şekli olarak ifade edilebilir. Oysa tarihi süreç içinde halk, hiçbir zaman kendi kendini yönetmemiştir. Kendi kendini yönettiğini zannettiği zamanlarda bile bazen bir kralın, bazen saltanatın, bazen bir diktatörün yönetimi ile yönetilmişlerdir.

Aslında demokrasi, İslam yönetimine karşı olan yönetimlerden en sakıncalı olan bir yönetim şeklidir. Çünkü demokrasi pirinç içindeki beyaz taş hükmündedir. Buda aldanmayı ve aldatmayı artırmaktadır. Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de insana; dolayısıyla halka dikkatlerimizi çekiyor.

Allah Kuran´da insanın başıboş yaratılmadığını, bir mesuliyet ve sorumlulukla mükellef kılındığını Kuran´ı Kerimde bize bildirmektedir.

´İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.´´(Kıyame:36)

Birçok ayette başıboş ve kendi haline bırakılmayacağı beyan edilen insan, yaratıcı tarafından yönetim gibi önemli bir konuda nasıl serbest bırakılır ve beşer kanunlarıyla şekillendirilen bir yönetim şeklini benimser…

Onu nasıl İslam´la eşdeğer tutar, ortak yönlerini arar bulmaya çalışır…

Bu mümkün müdür?

İslam halkın kendi kendini yönetmesine müsaade etmez.

Neden?

Çünkü yaradan yarattıkları için hangi kanun ve yönetim şekli uygunsa, onu oluşturmalarını ve uygulamalarını ister.

Demokrasi çoğunluğun idaresidir. Oysa İslam azda olsa hakkı tutar ve yönetimde etkin kılar.

Demokrasi hâkimiyeti millete verir. Bundan dolayı parlamenter sistemlerde meclis duvarında ‘´Hâkimiyet kayıtsız şartsız Milletindir´´ der. Oysa İslam ‘´Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah´ındır´´ der. Allah hâkimiyetini akil bir topluluğun istişare, ortak akıl, akıl ve vahiy denge birliği, hukuk, iktisat, ekonomi, aile gibi temel yapı taşlarıyla oluşturmamızı ister.

İnsan doğası gereği yanlış yapmaya müsait bir biçimde yaratılmıştır. Peygamberler bile yanlışa yönelmeye meyil verdiklerinde Allah onları hata yapmaya karşı uyarmıştır. İnsanların bu yanlış yapmaya meyilli yapısını düzelten ve onları yanlış yapmaktan alıkoyan istişare kurumudur. Ortak akıldır.

Aslında demokrasi de ortak akıl kurumunu kısmen görsek de bu İslam´daki istişare kurumuna hiçbir zaman denk olmaz ve olmamıştır. Demokrasinin hangi aşamalar sonucunda bu güne geldiğini anlamamız, demokrasinin insanlığa huzur, güven ve adalet vermediğini ve vermeyeceğini göstermektedir. Tarihi süreç içinde halk hep istismar edilmiş ve sömürülmüştür. Bu sömürülme şekilleri; Koloni, Sömürge, Manda ve himaye ve Demokrasidir.

Tarih bize göstermiştir ki keyfiyet kemiyetten üstündür. Demokrasi kemiyeti kendine taraf almış ve niceliksel büyümekle büyülenmiş ve halkını da büyülemiştir.

Tarihi süreç içerisinde Zalimler mazlumlara hep zulüm yapmışlardır. Demokrasi çoğunluğu ve kuvveti kendine dayanak kıldığı içindir ki; dünyada zalimlerin zulümleri yanlarına kalmış ve mazlumlar hep zülüm görmüş ve sömürülmüşlerdir. Demokrasi çoğunlukta galibiyet aradığı için, niceliksel olarak az ancak haklı kesimin sesini kısmış ve onların iradelerine ipotek koymuştur. Oysa tarihte nice azlar çoklara galip gelmişlerdir.

Bugün dünyanın yeniden şekillendirilmesinde kendi emperyal hedeflerine ulaşmak isteyen emperyalist güçler, kapitalizm gibi, sekülerizm gibi, insanlığın manevi değerlerini yok sayan, Allahsız bir hayatı insanlığa sunan, dini toplumların afyonu gören ve dünyayı sadece görünenle sınırlandıran hayat şekillerini demokrasi kılıfı altında insanlığa sunmaya çalışmaktadırlar.

Bundan dolayı demokrasi adına, demokratik yönetimler oluşturma adına, cinayetler işlenmekte, ülkeler parçalanmakta ve dünya korkunç ve karanlık bir yolda son sürat ilerlemektedir.

İşte insanlığı bu sonu belli olmayan yoldan ve uçurumun kenarından alacak tek bir yönetim şekli vardır buda İslami kanun ve kurallarla oluştururmuş İslami yönetim şeklidir. Yani katıksız, kendine has ve meşrutiyetini Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah´tan alan yönetimdir.

Bugün demokrasinin sadece adı var, ancak uygulamada ve pratikte yoktur. Hiç bir zamanda olmayacaktır.

ABD´lı noam chomsky ‘´demokrasi gerçek ve hayal´´ adlı kitabında demokrasinin sadece bir hayal olduğunu bütün boyutlarıyla tarihi gerçeklere ve belgelere bağlı kalarak açıklamıştır.

Chomsky Amerikanvari demokrasinin gerçek ve çirkin yüzünü bu kitabında bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Tabii ki demokrat ABD yönetimi Chomsky´i yasaklamıştır. ABD Demokrasinin hayal olduğunu bu vesile ile bir kere daha ispatlanmıştır.

Batının Üçüncü dünya ülkelerine pazarladığı demokrasinin hayali bile hayli paradoksal saptamalarda bulunuyor.

Sözde demokrasi ile idare edilen, halkın kendi geleceği ve kendi kaderi üzerinde etkin rolünün olduğu ileri sürülen toplumlarda sermaye sahiplerinin keyfinin kaçmaması sağlanmakta, seçimler ilahlaştırırmış ‘´liderler´´den, yani sembolik figürlerden birinin tercihi olayına indirgenmektedir. Genelde dünya devletlerinde, özelde ülkemizde demokrasi etrafında oluşturulan illüzyonlar, deşifre edildikçe demokrasinin diğer izimler gibi, diğer yönetimler gibi, İslam´ın karşısında sadece bir hayal olduğu ortaya çıkacaktır.

Hayallerle, illüzyonlarla ve halk adına hakkı çiğnemekle hiçbir yönetim devletinin devamlılığını sağlayamaz. İnsanlara ve insanlığa huzur ve güven veremez. İbn-i Haldun ‘´ Devletler insanlar gibidir doğar, yaşar ve ölürler´´ tespitine dayanarak şunu demek isterim bugün sureti haktan yönetimler, uygulamalar ile insanlığa özellikle İman edenler zulüm yapanlar şunu bilsinler ki: Allah mühlet verir ama asla ihmal etmez.

Hayaller gerçekler karşısında yok olmaya mahkûmdur.

O zaman bu hayal, gerçek karşısında niye varlığını devam ettiriyor?

Bence, insanlar hayal ile gerçeği birbirinden ayırarak, vahyin öncülüğünde, akli melekeler üzerine oluşturacakları medeniyet tasavvurlarında hayalden, gerçeğe evrimlerini tamamladıkların da yenidünya yaşanılır olacaktır. O zaman Demokrasi halktan aldığı yetkiyi halka geri verecektir. Halk eline aldığı yetkiyi Hakka verdiği gün dünya zulümden, haksızlıktan ve işkencelerden kurtulacaktır. Yaşana bilir bir dünyanın ön koşulu hakkın ve adaletin batıla galip gelmesidir.

 

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa: