Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


İsmail Hakkı Güleç


EMANET EHLİYET LİYAKAT

İsmail Hakkı Güleç'in yeni yazısı


 

   EMANET EHLİYET LİYAKAT

           Emânet; inanılmak, emin ve güvenilir olmak anlamında bir Kur’an kavramıdır. Kur’an’da beş ayrı yerde geçmektedir... Ancak bu beş ayetteki emânet kavramını genel ve özel iki grupta toplamak mümkündür... 

            Yine bir şeyi, bir başkasına geçici bir süreliğine bırakmak, istifadesine sunmak, kullanmasına müsaade etmek vb. gibi anlamlara gelen bir kavramdır... 

            Emanet; aynı zamanda emniyet demektir... Emin olmak, sözünde durmak, kendisine teslim ve tebliğ edilen görev, misyon ve sorumlulukları hakkıyla icra ve ifa etme duygu, düşünce, inanca sahip olmak demektir... 

           Bir hadiste AllahResulü (as);

 “Emâneti olmayanın imânı yoktur ” ifadesi emânetin şumûlünü gösterir...

            Ayrıca Kur’an’da Mü’minûn ve Meâric sûrelerinde tekrarlanan: “Onlar öyle Mü’minlerdir ki, emânetlerine ve ahidlerine riâyet ederler.” ifadesi ise hem ilâhi muâhedeyi; yani genel mânâdaki ahid ve emâneti, hem de özel olarak insanlar arasındaki sözleşmeleri kapsar... 

           Ülkemizde yeni bir seçimin arefesinde bulunmaktayız... Bu seçim yerel seçim... Yani insanlar bulundukları mahaldeki muhtarları ve belediye başkanlarını seçecekler...  Öncelikle toplumun genel kabulü ve tercihine saygı duymak lazımdır...

           Ancak, çoğunlukla insanlar, hele ki bizim gibi toplumlarda kirlenmiş, hak hukuk ve adaletten sapmış, adam kayırmanın, torpilciliğin ve rüşvetin alabildiğince yaygınlaştığı bir toplumda, insanlar yöneticilerini hangi ilke, değer ve prensiplere göre seçecekler ya da seçerken ne kadar hak hukuk ve adaleti gözetecekler bu da ayı bir muamma olarak önümüzde durmaktadır... 

             Yine ülkemizde, her alanda bir boş vermişlik, başıboşluk, neme lazımcılık ve denetimsizlik söz konusudur... 

             Ne hazindir ki, bugün herkes kendi menfaat ve çıkarına, aklına, zevkine ve keyfine göre iş yapmakta, hiç kimsede bu insanlara hesap sormamakta ya da soramamaktadır... 

            Şeffaf ve dürüst olmayan toplumlar, ehline verilmeyen idarelerden oluşan sistemler, gerçek anlamda huzur, mutluluk ve başarı üretemezler... 

               Genel anlamdaki emânet kavramının kapsamı, şu üç alanı ihâta etmektedir:

            1. Kulun Rabbine karşı emânetini,

            2. Kulun diğer yaratıklara karşı emânetini,

            3. Kulun kendi nefsine karşı emânetini.

             Kulun Rabbine karşı riâyetle sorumlu olduğu emânet, O’nun emrettiklerini yapmak, nehyettiklerinden sakınmaktır... 

              Bu, bütün organlarımızı ilgilendiren vazifelerimizdir. Çünkü her organ bir emânettir ve onun yerli yerince kullanılması gerekmektedir. Meselâ dil emânetini korumak yalan konuşmamakla, gıybet etmemekle, dedikodu yapmamakla, küfre düşmemekle, çirkin sözler sarfetmemekle olur. Göz emânetini korumak onu harama bakmada kullanmamakla olur. Kulak emânetini korumak yalan ve iftira gibi boş ve yasak şeyleri dinlememekle olur. Diğer organlar da buna benzer... 

             Diğer yaratıklara karşı emânet, onların hukukuna riâyet etmek onlara zarar vermemek ve aldatmamaktır. Alınan emâneti geri vermek, tartıyı eksik yapmamak, insanların kusurlarını yaymamak, hanım kocasının, koca hanımının iffet ve emânetini korumak gibi şeylerdir. 

            Toplum içindeki ilişkileri düzenleyen emânet duygusu, insanlar arasındaki güven ve sevginin temel sebebidir...

             Peygamberlerde (as) bulunması vâcib olan beş özellikten biridir emânet, der... Peygamberin sözünün, özünün doğru olması; güvenilir olması demektir... 

              Nitekim Peygamberimiz’in nübüvvetten önce Mekke toplumunda Muhammedü’l Emin” sıfatıyla anılması, onun emânet anlayışını ve bu anlayışın toplumdaki etkisini gösteren önemli bir ipucudur...

            Çünkü insanlar, karakter sahibi, güvenilir kişilerin peşinden giderler... 

             Kulun kendi nefsine karşı emâneti, din ve dünya işlerinde en doğru ve kendine en faydalı olanı tercih etmesi, zararlı olandan uzaklaşmasıdır... Şehvet ve öfke sebebiyle âhiretine zarar verecek şeylerden kaçınmasıdır... 

               Dinin en temel iki yasası; 

a. Emredildiği gibi dosdoğru olmak, 

              Ki bu hususta yüce Rabbimiz (cc) Hud suresi 112.ayeti kerimede biz Mü'minlere; 

                “Sen ve seninle beraber tevbe edenler, emrolunduğun gibi dosdoğru ol(un)! Azgınlaşmayın! (Çünkü) O, yaptıklarınızı görendir.” (11/Hûd, 112)

b. Emaneti ehline verin ayeti'

Bu hususta yüce Rabbimiz (cc); 

            “Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletli olmanızı size emreder. Allah, bununla sizlere ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir.” (4/Nisa, 58)

             Emanetler ehil kimselere verilmelidir. Bu emanetlerin başında da yöneticilik gelir. Yönetim, Allah’ın Kitabı’nı bilen, şeriatla yönetecek iradeye sahip ve Allah’ın (cc) hükümlerine boyun eğmiş yöneticilere teslim edilmelidir.

            Hem Rabbimiz (cc)'a, hem nefsimize ve hem de yaratıklara karşı sorumluluklar demek olan emânet, göklerin, yerin ve dağların dayanamayacağı kadar ağır ve yerine getirilmesi zor bir yüktür. 

             Emânetin ifâsı bir kerâmet, terki ise hıyânet ve rüsvâylıktır. Emânet ile gaflet arasında bir zıddiyet ilişkisi vardır. İnsanın gafleti arttıkça imânı zaafa uğrar... 

            İnsanın imânı zaafa uğradıkça, emânet duygusu ortadan kalkar... 

           Böylece kişinin dini hassâsiyeti, hak ve hukuka riayeti yok olur... Kalpte günahlardan oluşan siyah lekeler artar ve nihayet kalp kararır... Kalp kararıp katılaştı mı insan hâin ve nankör bir yaratık haline geliverir... Ne güven ve emânetten, ne de din ve diyânetten eser kalır...

                Kirli bir toplumdan, temiz bir yönetim çıkmaz ...Mihayetinde yöneticiler de toplumdan çıkıp gelen insanlardır... 

              Toplum, ahlaki, irfani ve insani değerlerden yoksun, tek usul ve çıkar yol olarak menfaat ve çıkarını gözetme mantığına sahip bir toplumdan, ahlaklı, erdemli, çalışkan, dürüst, ehliyet ve liyakat sahibi, emaneti gözü gibi koruyan yöneticiler çıkmayacaktır... 

             Toplumdaki her fert, sadece kişisel ihtiras, çıkar ve menfaatini düşünerek olaylara, eşyaya ve insana baktığı zaman, emanet yerini bulmayacak, adalet tesis edilemeyecektir... 

              Merhum Akif'in dediği gibi; 

               Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde..! 

              Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde.... 

Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul Yalan raiç, hiyanet mültezem, her yerde hak meçhul... 

              Ehliyet ve liyakat sahibi kadrolar başa gelmeyecek ve her alanda çürümüşlük ve çöküş devam edecektir... 

               Yaşadığımız bu toplumda, genlerimize öyle bir feodal anlayış yerleşmiş ki; her topluluğun ki; bu ister siyasi parti, ister tarikat, cemaat, sivil toplum olsun babadan oğula geçen şirket mantığıyla işler yürütülmekte, işin ehliyet ve liyakat boyutu egale edilip, ekarte edilmekte, aile şirketi gibi partiler cemaatler STK ya da tarikat yapılanmaları yönetilmektedir... 

               Bu durum, çapsız, ilim, kültür, ahlak, her türlü insani değerlerden yoksun, çapsız insanların başa gelmesine ve de ölene kadar da bu makam ve mevkii bırakmamasına sebep olmakta toplumdaki iyilerin yetenekli kalite ve karakter Safiye ehliyet ve Liyakat sahibi insanların yükselmesine ve toplumun ve sistemin adilerine yönetilmesine engel teşkil etmektedir... 

             Toplumdaki ehliyet ve liyakat sahibi insanların gerek unvanları, gerekse isimleri yeterince tanınmadı ya da maddi varlıkları olmadığı için, bu insanlar heder olmakta, yok sayılmakta ve bir çok  kıymetli, yetenek sahibi insan heder olmaktadır... 

              Öncelikle ve özellikle, içinde yaşadığımız Türkiye toplumu ve genelde ise İslam dünyasındaki bu çöküş, çaresizlik, kaos ve kargaşanın bitmesi, yerine daha medeni, adil bir düzen ve nizamın oluşması için, birçok şeyin gözden geçirilip yeniden değerlendirilmesi, hak sahibine hakkının verilmesi, ehliyet ve liyakatten yoksun olan insanların bertaraf edilerek, gerçek anlamda donanımlı, dinamik, çalışkan ahlaki insani ve irfanilerle yoğrulmuş kadroların başa geçmesi ile mümkündür... 

               Öncelikle toplumsal bir değişim olmadan, ehliyet ve liyakat sahibi yöneticiler gelse, hatta teorik olarak en iyi kanunları koysanız dahi, bahsetmiş olduğumuz adil, yaşanılabilir, güvenlikli ve insanı merkezi alan bir sistem asla oluşmayacak, her alanda ilerleme sağlanamayacak ve içinde bulunmuş olduğumuz çöküş, kötülük ve çaresizlik ve de çözümsüzlükler çözüme kavuşamayacak, istenilen muasır medeniyet seviyesine bir türlü çıkılamayacaktır... 

                 Böylesi bir toplum ve sistemin inşa olması, her işin ehline verildiği adil bir nizamın kurulması ümit ve temennisi ile... SELAM VE DUA İLE... 

gulec2312 @gmail.com

 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR