Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
İslamcılık Nedir?
Necip CENGİL
Necip CENGİL
“Paradigmaların İflası ve İflas Erteleme”
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Eş Seçiminde Sorumluluk/1
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Ortadoğu bilinmezliğinde Amerika
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Modernizmin serüveni
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Şemşamer Mezhepliler!
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
Kadın Erkek Eşitliği ve Batının İki Yüzlülüğü
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
Şiddet Sarmalında İstikamet Kaybetmek
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Meclis-i Beyan´da deizm ateizm
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
Adalet
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Güney Çin Denizi´nden Doğu Akdeniz´e
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
KUR´AN DIŞI VAHİY
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
BÖRÜ
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Trump´ın Suriye´den Çekilme Kararı ve Muhtemel Gelişmeler
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
Erdoğan´ı Davet Ettiklerine Bakın
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
İslam aklı
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
İki Fatih!
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
Müslümanlar Açısından Yüzün Yeniden İnşası
Aziz DARICI
Aziz DARICI
İnsan Şartlı Sevince...
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Ahmed Han (1817-1898)/Hindistanlı Fikir Adamı
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
İttihadımızın Önündeki Fitne: Hased
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Darbe ve Direniş
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Örnek Şahsiyet: Öğretmen Dursun Mehmet Şahin
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
İnsan ve Hürriyet
Enes TARIM
Enes TARIM
Dervişlerden Kurtulma Kılavuzu
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Kaşıkçı Cinayeti ya da Üç Maymunu Oynamak
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Tarih Bilinci ve Müfredattaki Dozu
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Âşık Çelebi´nin Meşâ´irü´s-Şuarâ Tezkiresi
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Aileye Sahip Çık!
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Kültür Emperyalizmi ve Yılbaşı
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
‘Babamdan Bana Hüzün Kaldı Yalnızlığı Çok Sevdim´
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
Gençliğin Gidişatı ve Furkan Doğan Örnekliği
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
“Diriliş Pastası”
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Peygamberimizin Örnek Kişiliği…
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Çözüme Gerçekten Hazır mıyız ?
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
Türkiye´nin Gündemi ‘Sağanak Yağmur´ Gibi: Brunson, Af Teklifi, Kaşıkçı ve Andımız
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Kültürel İslam´dan İslami Varoluşçuluğa
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!..
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Vicdanımız Kanıyor!
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
“Bize kalmayacak bir dünya için bize kalacak günahlar biriktiriyoruz.”

Malcolm X
DOLAR
5.3429
EURO
6.0908
Dindar Gençlik!
Dindar kesimlerin sonradan görme basit, banal, birilerine öykünen tercihleri dine karşı ciddi tepkileri doğurmaktadır. Deizm, ateizm gibi akımlar kendisini boşlukta hisseden gençliğin fantezisine, tercihine dönüşmektedir. Bu tercihler bile bilinçten uzak,
Tarih: 17.12.2018 00:22:54
Mustafa DOĞU

Allah Resulü buyuruyor ki; “Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini, hastalanmadan önce sıhhatini, fakirliğinden önce zenginliğini, meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayatını!” (Buhari, Rikak, 3)

Genç kavramı üzerinde şöyle kısaca bir arama yaptığımızda karşımıza çıkan ilk anlam; “ihtiyar-yaşlı karşıtı, yaşı ilerlememiş olan.” Kavramın biraz etimolojisine inmeye çalıştığımızda Farsça kökenli olduğunu, oradan Osmanlıcaya ve oradan da bugünkü kullandığımız Türkçeye geçtiğini ve anlam olarak da; civan, hazine, define, keşfedilmemiş gömülü hazine, kenz anlamlarına geldiğini görmekteyiz. Arapça da ise feta kelimesi olarak karşımıza çıkan kavram genç, yiğit, delikanlı, mert anlamlarına gelmektedir.

Muttakiler için hidayet kaynağı, hayatımızın-yaşamımızın vazgeçilemez tek rehberi, kendisinde güzel örnekliklerin bulunduğu kutlu Nebi-Resul´ün ete kemiğe bürünerek en güzel ahlâka dönüştürdüğü vahiy pınarı, dünya ve ahiret saadetimizin yegâne teminatı, sıratı müstakim pusulası-prospektüsü Kerim Kitabımızda “genç” kavramı üzerinde bir tarama yaptığımızda iki kıssanın önemli kahramanlarıyla karşılaşmaktayız. Biri kıssaların en güzelinin başkahramanı, iffet-hayâ-sabır-metanet-takva ve tevazuunun en güzel örneği Hz. Yusuf, diğerleri ise isimleri meçhul, eylemleri malum zalim-tağut-müstekbir bir yönetime isyan bayrağını açmış tevhidin-cesaretin-azmin sembolleşmiş yiğitleri olan Ashâbı Kehf yarenleri.

Hz. Yusuf! Daha çocuk iken başlamış büyük, bir o kadar da ağır olan hayat imtihanı… Rabbimizin, kendisi için(Yusuf) ördüğü kader yolunda yürümektedir büyük badireler atlatarak. Tâ ki putperest-müşrik-despot Firavunların ülkesi Mısır´a adalet, erdem, edep, ahlâk timsali en önemli azizi-veziri-bakanı olana dek. Nefislerinin ve şeytanın madunu olmuş, üzerlerinden atamadıkları kıskançlık histerilerinin mahkûmu olmuş üvey ağabeyleri, çocukluktan sıyrılıp gençliğe adım atma arifesinde olan Yusuf´u, kurdukları hile ve tuzak ile koparmışlardır kendisi için sevgili kılınan babasından ve kardeşinden kanlı bir gömlek ile…

Bir peygamber evladı olmasına rağmen esir pazarında satılmıştır az bir pahaya. Köle olarak satın alındığı efendisinin sarayında büyümüştür her türlü imkânın emrine amade kılınmış olmasına rağmen efendiliğinden, nezaketinden, narinliğinden ödün vermeksizin. Yıllar geçmiş büyümüş genç-yiğit-yakışıklı bir delikanlı olmuştur kıskanılacak, elde edilmeye çalışılacak kadar. Bir göz sürekli onu takip etmekte, çirkin ve ahlâksız emeline ulaşabilmek için. Yine bir tuzak kurulmuş iffet timsali Yusuf´u elde etmek için.

Yusuf yine kaçmıştır Allah´ın korumasıyla emmare olan nefsin murat almasına izin vermeksizin. Kuşandığı takva elbisesi, gömleği arkadan yırtılanlardan olmuştur haklı, ahlâklı, iffetli duruşun adamı, yiğidi, genci olmasından ötürü. Zindanı tercih etmiştir hayâsızlığa, ahlaksızlığa, fahşaya boyun eğenlerden olmamak için…

Medrese-i Yusufiye´nin temelleri atılıyor geleceğin gençlerine en güzel örneklikleri teşekkül ettirecek olan. İlmek ilmek ihlasla örülüyor iman, teslimiyet, takva ve sabır. Onun sabrı sinmişliğin, acziyetin, çaresizliğin, ürkekliğin ve korkaklığın bir tezahürü olmayıp, yeniden silkelenmişliğe, dirilişe, inşaya, ihyaya kapı aralamak ve neticede bir adalet devletini kurmak için. Murada dönüşecektir Rabbin rızasını kazanmak için katlanılan her çileye gösterilen sabır, uğranılan büyük hakaret ve iftiralara rağmen. Neticede bir rüya tekrar değiştirecektir makûs talihi. Kimse yorumlayamayacaktır kralın gördüğü dehşet rüyayı Yusuf´tan başka. Önce uğradığı büyük iftira iftiracılar tarafından itiraf ettirilerek aklanacaktır zaten tertemiz olan Yusuf. Dışarı zindana tercih edilecektir gerekçeler yer değiştirdiğinden ötürü. Mısır´a aziz-vezir-bakan olacaktır en güvenilir kişi olarak zor geçecek yılları başarıyla yönetmek için.

Kıtlık yılları ortaya konulan sağlıklı, doğru kararlar neticesinde sadece Mısır´da yaşayanlar için değil, civardakiler içinde bir rahatlama, bir güven ortamını sağlamış ve insanlar akın akın bu topraklara erzak temin etmek için gelmeye başlamışlardı. Dindiremedikleri kıskançlık krizinin mahkûmu olmuş ve bunun neticesinde çok çirkin bir eyleme imza atmak suretiyle yıllar önce bir kuyuya atarak kaderine terk ettikleri üvey kardeş Yusuf kendileri için bir ümide dönüşmüştü hiç farkında olmamalarına rağmen. Ama Yusuf tanımıştı kendisine yıllar önce büyük hile ve tuzak kuran ağabeylerini. Kader ağlarını örüyor ve yıllardır süren firâk bir gömlek ile vuslata dönüşüyordu. Dolaysıyla bugün kınama günü değildi Yusuf için. Her türlü badirelerden çekip çıkaran ve Mısır´ın azizi kılan âlemlerin tek ve eşsiz Rabbine karşı sonsuz şükür-hamd günüydü.

Mağara yarenlerinden-arkadaşlarından bilgi verir Rabbimiz gençler için güzel örneklikler oluştursunlar diye. Putperest müşrik bir toplumda tevhidi gerçekliği bütün benlikleriyle kuşanmış bir avuç genç yiğit meydan okuyordu “”Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; ilah olarak biz O´ndan başkasına kesinlikle tapmayız!” haykırışıyla gerçek İlahın-Rabbin Allah olduğunu adresleyerek. Hiçbir makamın, mevkiinin, elde edilen kazanımın Allah´a olan iman, güven ve teslimiyetten daha değerli olamayacağı bilinci ile her şeylerini Rablerine satmışlardır çok kazançlı bir ticareti gerçekleştirmek için. Yüzyıllarca uyutulmuşlardır yeniden dirilişin hiçte zor olmayacağının birer örnekliklerini gelecek nesillere sunmak için.
Henüz daha risalet ile müşerref kılınmamış, ama fıtrata kodlanan güzel hasletlerin kendisinde mündemiç olduğu ve tezahürlerini yaşamına aksettirdiği yetim ve öksüz kalmış Hz. Muhammed yirmili, yirmi beşli yaşlarda iken hayatının çok önemli kararlarına imza atmıştır. Erdemliler Topluluğunun kurucu üyesi olmuştur mazlumun hakkını zalimden almak, gücün zenginlikte-makam ve mevkide değil, haklı olmakta olduğunu göstermek için. Ticarete atılarak büyük ve önemli filolara rehberlik etmiş, duruşuyla, davranışıyla, tavrıyla başkalarının kendisi hakkında büyük bir beğeni duyduğu ve övgüler dizdiği bu kutlu insan el-emin olarak dönmüştür çıktığı seferlerden. Yeniden onarılan Kâbe´nin hakemliğini yapmıştır, büyük bir kaosun önüne geçecek başarılı yönetimiyle. Kendisinden on-on beş yaş daha büyük olmasına rağmen, tüm Mekke´nin iffetine, sadakatine, tevazuuna hayran kaldığı, neslinin devamını sağlayacak mükemmel bir eş-bir hayat arkadaşı olarak Hz. Hatice´yi tercih ettiğinde daha yirmi beşinde bir delikanlıydı.

Davetine ilk icabet edenler arasındadır çocukluktan yeni sıyrılıp gençliğe ilk adım atmakta olan, adeta büyümüşte küçülmüş kadar zeki, cesur, kararlı olan Hz. Ali. “Allah beni yaratırken babama mı sordu ki, ben iman tercihimi babama sorayım” diyecek kadar yaşından beklenmedik mukayesenin ve muhasebenin en güzelini gerçekleştirerek girmiştir kutlu davaya bir nefer olmak için. Hep yanında olmuş resulünün, amcaoğlunun, gelecekteki kayınpederinin tüm zamanlarda acılara, zorluklara, sıkıntılara, meşakkatlere, çilelere, sevinç ve hüzünlere birlikte göğüs germek için. Resül için ölümü göze alacak ve onun yatağında yatacaktır O kutlu elçiye teslim edilen emanetleri sahiplerine ulaştırmak için.

Mus´ab b. Umeyr ki Mekke´nin en yakışıklı, en güzel giyinen delikanlısı. Zengin bir ailenin her istediği yerine getirilen, üzerine titrenilen çağının Yusuf´u bir genç. Gönlüne, kalbine, ruhuna, bedenine öyle bir aşk düşmüştür ki, dünyevi hiçbir tehdit, hiçbir teklif asla yolundan döndüremeyecek kadar sağlam ve kuvvetli. O yiğit delikanlı tüm zorluklara, işkencelere, zulümlere, baskılara boyun eğmeyerek kutlu elçinin davetine icabet ederek önde koşanlardan olmuştur ki, Rabbimizin kendilerine en güzel övgüleri dizip, en büyük müjdeleri sunduklarından olmak için. Yesrib onun davetiyle, eğitmenliğiyle, güzel örneklikler sunmasıyla Medine´ye dönüşmekte, geleceğin medeniyetinin temellerini oluşturma yolunda güçlü adımlar atmaktadır. O hayatı o kadar dolu dolu yaşadı ki ölüm bile çok güzel yakıştı o yiğit delikanlının güzel yüzüne. Üzerine örtecek kadar bile kıyafeti kalmamıştı savaş meydanında ki çetin mücadelede. Kefeni biraz üzerindeki parça parça olmuş kıyafeti, biraz açık kalan kısımlara örtülen sararmış otlar olmuştu Mekke´nin en güzel, en pahalı kıyafetlerini giyen gencine.

Daha nice yiğitler saymak mümkün uzak ve yakın tarihimizin sayfalarına şeref ile kazınmış. Onlar hayatı, ahireti kazananlardan olmak için yaşamıştı. Onlar az bir pahaya dünyayı tercih etmemişlerdi. Onlar cesurdu, yiğitti, delikanlıydı, samimiydi, ihlaslıydı, sabırlıydı, azimliydi, kararlıydı, hiçbir kınayıcının kınamasına, hiçbir tehditkârın tehdidine aldırış etmeksizin inandığı, sıratı müstakim kıldığı Allah´ın dini üzere ayakları sağlam basanlardı. Hayatı iman ve cihad telakkisiyle anlamlı kılanlardı.

Modern batı dünyası sunduğu düşünce ve yaşam tarzlarını etkin kılabilmek için her şeyi, özellikle İslam dinini yozlaştırıp değersizleştirerek içini boşaltma gayreti içerisinde olagelmişlerdir. Bu projede büyük oranda başarı sağlanmış, Allah´ın dini yaşamdan, hayattan soyutlanarak bir takım ritüellere indirgenmek suretiyle özne-etken olmaktan çıkarılarak nesne-edilgen bir hale getirilmiştir. Bugünün dünyasını oluşturan ulus devlet yapılanmaları bu projenin en önemli ayağı olarak tanzim edilmiş, sınırlar çizilerek nasıl, ne ile yönetilmeleri gerekliliği dikte ettirilmiştir. İslam dini, ümmet bilincinin egemen olduğu dönemlerde, bu toplumların bir arada kardeşçe yaşamasını sağlayan en önemli mayasını oluştururken, bugün ne acıdır ki, içi boşaltılarak zalim, kifayetsiz, liyakatsiz, hadsiz, ahlâksız, müstekbir iktidarların varlığını sürdürme unsuruna dönüştürülmüştür.

Batı, empoze etmeye çalıştığı politika ve kültürün, dayattıkları ideoloji ve izmlerin başarılı olabilmesi için, sorgulamayan, irdelemeyen, yargılamayan, kolayca manipüle edilmiş, duygusal, hamasi bakış açısına sahip halkları sürekli var kılabilmekten geçtiğini çok iyi bilmektedir. Bunu başarabilmenin ve toplum vicdanında meşrulaştırabilmenin en önemli yolunun da şüphesiz ki dini terminolojiyi başarılı bir şekilde kullanacak müesses kurumları sürekli kendi kontrollerinde var kılabilmektir. Dolayısıyla vatandaşlarının mutiliği dindarlık vasfının en önemli unsuru olarak lanse edilmekte ve “kıl beşi kurtar başı” yaşam felsefesi kılınarak toplumlar pasifize edilerek sürüleştirilmektedirler. Bu sayede iktidarlar “la yüs´el” kılınarak yaptıkları yanlış icraatlarını dahi kamu vicdanında meşrulaştırıp mübaḥlaştırmaktadırlar. Bu tür pasifize edilmiş, sindirilmiş, korkutulmuş toplumlarda içten içe çürümeler kaçınılmaz olmakta, zulüm, haksızlık, ahlâksızlık, rüşvet, yolsuzluk, yoksulluk bu tür toplumların adeta kaderine dönüştürülmek istenmektedir.

Ülkemizde uzun yıllardır uygulanan politikalar nitelikli, sorgulayan, disiplinli, inancına, gelenek ve göreneğine bağlı bir gençliğin yetişmesinden ziyade, makam ve mevki tercihi birinci öncelik haline gelmiş, ideali, ideolojisi olmayan, yorulmadan, terlemeden çok kısa zamanda zengin olmayı hedeflemiş, kaygısız, gününü gün eden bir gençlik yetiştirmek üzere kurgulanmış gözükmektedir. “Dindar Gençlik” söylemi tam tersi bir tabloyu ortaya çıkarmakta, dindar kesimlerin sonradan görme basit, banal, birilerine öykünen tercihleri dine karşı ciddi tepkileri doğurmaktadır. Deizm, ateizm gibi akımlar kendisini boşlukta hisseden gençliğin fantezisine, tercihine dönüşmektedir. Bu tercihler bile bilinçten uzak, sığ, mesnetsiz, özellikle sosyal medyanın klişeleştirdiği kalıp cümleler olmaktan öteye geçmemektedir.

İdeali ve ideolojisi olmayan gençlik en başta zaman olmak üzere birçok kıymetinde değerini kavrayamamakta, hayatı anlamlı kılacak yaklaşımlara mesafeli durmaktadır. Rol modelleri spor ve sanat dünyasının aykırı tipleri olmakta, müzik tercihleri anlamsız, hareketli ve gürültüsü bol olanlar olmaktadır. Klasik, sanat ve Türk halk müziği bu kuşak için bir anlam ifade etmemekte, arabesk bile son derece ağır gelmektedir. İnternetin hayatlarının vazgeçilmezi kılındığını göz önünde bulundurduğumuzda bütün gençliğin en yakın arkadaşı, dostu, sırdaşı akıllı cep telefonları olmakta, saatlerce zaman bu cihazın başında geçirilmektedir. Uykusundan uyandığında dahi ilk refleksi bu cihaza el atıp gelen mesajlara, maillere, facebook ve twitter hesaplarına bakılmaktadır. Bilgisi olmayıp, her konuda fikir sahibi olan bir gençlik gelecek için ne kadar ümit kaynağı olabilir sorusu sanıyorum herkesin gündeminde olan bir problem.

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda özellikle muhafazakâr-mütedeyyin diye bilinen ailelerin çocuklarında deizm tehlikesi ve tehdidinin had safhaya ulaştığı gözlemlenmektedir. Adeta her mahalleye açılan birer imam hatiplere, sayısı yüzleri geçmiş olan ilahiyat fakültelerine ve şehirlerin en gösterişleri yerlerine yapılan camilere rağmen bu tehdidin ürkütecek boyutlara ulaşmasını iyi irdelemek gerekmektedir.

Burada suçlu sadece bu tercihi yapan başta gençler olmak üzere toplumun diğer kesimleri mi? Yoksa ortaya konulan yanlış politikaların ve müfredatların ürettiği acı bir gerçek mi veya topluma empoze edilmeye çalışılan öncelikler mi? Veya muhafazakâr ve mütedeyyin denilen kesimlerin kötü örneklikleri mi? Veya veya… daha artırılabilir bu sorular. Yoksa işin temeli Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu´nun ortaya koyduğu tespitlerin dayanılmaz ağırlığında mıdır? “İmam Hatip okulundan bir heyet gelerek benimle fikir alışverişinde bulunmak istediklerini söylediler. Deizm yayılıyor, bu çocuklara ne anlatalım ne yapalım diye sordular. Dedim ki, konuşmayı bırakın, yapın artık. Devamlı konuşuyoruz. Terbiye temsil ister. Örnek olacaksınız. Dini temsil makamındaki insanların bu durumu sürdüğü müddetçe 10 yıl sonra neslimiz bizimle kavga edecek. Bu dinin bir faydası olsa babama anneme olurdu diyecekler.”

Birileri kafasını kuma sokmuş bu ülkede asrısaadetten sonra en iyi Müslümanlığın yaşandığını söyleyecek kadar bu acı gerçeklerden bi haber işgal ettikleri makamların ve koltukların keyfini sürmektedirler. Bu düşünce sahiplerinin tek derdinin iktidarlara yaranmak ve elde ettiği dünyevi basit-ucuz kazanımları kaybetmemek uğruna ortaya döktükleri hezeyanlar olduğunu anlamak hiçte zor olmasa gerekir. Zerre kadar kalbinde-vicdanında Allah inancını ve ahiret korkusunu taşıyan hiçbir duyarlı-erdemli Müslüman polyanacılık oynayarak bu ülkede yaşanan yozlaşmalardan bi haber yaşayamaz. Mülk başta olmak üzere aile, ahlak, evlilik, kadın-erkek ilişkileri, işçi-işveren hukuku, adalet anlayışı, hukukun uygulanışı ve diğer birçok konuda ölçüt-kıstas İslam olmaktan çıkarılıp, modernist, seküler-laik bir bakış açısı bu toplumda egemen kılınmıştır. Bugün modern batı dünyasının asırlar öncesinde gerçekleştirdiği protestanlaşma -kalvenistleşmenin bir benzeri bu topraklarda yaşanmaktadır.

Gerçek Hayat dergisinin son sayısında Emeti Saruhan´ın bir önceki diyanet işleri başkanı ile yaptığı röportajda Mehmet Görmez hocanın şu güzel tespitlerini dikkate almak zorundayız. “Evet, bir de ‘gösterişin egemenliği´ var. Dindarlığımız, ahlakımız gösterişin egemenliğinde zayıfladı maalesef. Doğrusu bizatihi bize özgü, bu topraklara has bir irfan geleneğimiz var ve bunu önemsiyorum. Ancak tasavvuf ve irfan geleneği dahi ilimden koparak bir gönül terbiyesi olmaktan çıktıysa, bu, dijital gösterinin kurbanı olmasından kaynaklanıyor. Yani hem bilgiden, ilimden kopuk hem de bir gönül terbiyesi olmaktan çıkıp, taraftar ve takipçi kazanmaya önem veren, vaaz ve irşad kürsülerini bir dedikodu ve iftira kürsüsüne dönüştüren yapılarla karşı karşıya kaldık. Tabi ki işini çok iyi yapan, gönül terbiyesinde ısrar eden az sayıda da olsa insanların varlığını biliyoruz. Onları tenzih ediyorum. Ama genel olarak bir gösteriş kurbanı olduğumuzu görüyorum. Gösterinin, imajın, propagandanın davet, irşat ve tebliğle karıştırıldığı, hayırseverin sponsora dönüştüğü, vakıfların STK´laştığı bir dönemden geçiyoruz. Üniversite evrenselleşmezse, ilahiyat eğitimi üniversiteleşmezse, niceliğin egemenliği niteliği yok ederse, irfan mekteplerimiz dahi gösterişin egemenliğine mahkûm olursa, buradan ne mutasavvıf ve zahid, ne âlim ve mütefekkir, ne de sanatçı çıkar.”

Aslında sorun sadece gençlerde değil. Sorun toplumun tüm kesimlerinde yaşanmakta. Konformizm her yaş kuşağının vazgeçemeyeceği bir yaşam tarzına dönüşmüş, kimsenin kimseye tahammülünü bırakmamıştır. Koca koca evleri birer-ikişer kişiler olarak işgal etmekteyiz, keyfimizden-rahatımızdan ödün vermeksizin bir hayatı sürdürme çabasındayız. Duygularımız-düşüncelerimiz-zihinlerimiz dumura uğramış, kaygısız, gayretsiz, hedefsiz bir toplum olma yolunda ilerlendiğini görmeli ve ona göre çözümler üretmeliyiz.

Rabbimiz Kerim kitabında insanoğluna; “ey insanlar” genellemesinin yanında “ey iman edenler”, “ey kâfirler”, “ey münafıklar”, “ey zalimler” “ey fasıklar” gibi tercihleriyle cins ve yaş nevi ayırmaksızın hitapta bulunmaktadır. Bu her çağın kendi içerisinde taşıdığı bir güzelliğin ve özelliğin oluştuğunu, takva yarışında her yaşın ayrı bir anlam ifade ettiğini göstermesi açısından önemlidir. Yani muhataplık ve mükelleflik mümeyyiz bir akla-iradeye sahip olmakla başlamakta ve bunu kaybedene kadar da devam etmektedir. Bedeni genç olduğu halde ruhu ihtiyarlamış ile bedeni yaşlandığı halde ruhu genç ve diri duran birinin mukayese ve tercihinde ikinci sınıf daima avantajlıdır. Veya bedensel bir özrü olmasına rağmen heyecanlı-diri-gözü pek biri, taşı sıktığında suyunu çıkaracak kadar sapasağlam bir bünyeye sahip, ama tembel-pısırık-korkak bir gençten çok daha tercih edilendir. Doksanlı yaşlarda İstanbul´u fethetmek için bineğinin üzerinde binlerce kilometre kat eden Ebu Eyyûb el-Ensari ile vücudunun yarısı tutmayan ve tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış yakın tarihimizi yiğidi Ahmet Yasin ruhlarının-zihinlerinin gençliği bedenlerinde yaşlılığa ve özre galebe çalmış güzel iki örneğidir.

Ebu Hüreyre´den (ra) Resulüllah´ın (sa.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Yedi sınıf insan vardır ki, kendi gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı bir günde Allah onları arşının gölgesi altında gölgelendirir: (Bunlar) Adaletli devlet başkanı, Allah´a ibadetle yetişen genç, kalbi mescidlere tutkun kimse! Allah rızası için birbirlerini sevip, bu sevgi ile bir araya gelip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi, güzel bir kadının zina teklifine “Allah´tan korkarım” diye cevap veren, sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde gizli sadaka veren, kendi başına kaldığı zaman Allah´ı anarak gözyaşı akıtan kimseler.” (Buhari ve Müslim)

Anahtar Kelimeler: Dindar, Gençlik
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Şemşamer Mezhepliler! (18 Ocak 2019 - Cuma)
Yeniden İman Etmek! (17 Kasım 2018 - Cumartesi)
Hangi Kriz? (08 Ekim 2018 - Pazartesi)
Bitmeyen Sistem Arayışları… (01 Ekim 2018 - Pazartesi)
BA´DE HARABİ´L SURİYE (15 Eylül 2018 - Cumartesi)
MİLLİ MÜCADELE SAİKLERİ İLE KÖŞE DÖNMEK! (25 Ağustos 2018 - Cumartesi)
Aymazlık (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Sayfa: