Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Mustafa KOLCU


ÇOĞALTMA HIRSI

Mustafa Kolcu'nun yeni yazısı;


Çoğaltmanın her türlüsü aşırılıktır. Aşırılığın her türlüsü, sahibini maddi ve manevi açıdan yıpratır. Hangi alanda olursa olsun ihtiyaçtan fazlasını biriktirme, lüzumundan fazlasını yapma, psikolojik hastalık olarak tanımlanır. Biriktirilenin çöp ile altın olma arasında fark yoktur. Kimisi evini poşetlerle doldurur, kimisi kasasını altınlarla, tapularla doldurur. Dünyalık açısından kullanılmayan sadece biriktirilen şeyin, cinsinin bir önemi yoktur. Çoğaltma hırsı, lazım olanı engeller, perdeler. Çoğaltmayla oyalanan, asıl ihtiyacını unutur, çoğaltma hırsı kişiyi daha önemli şeylerden uzaklaştırıp düşünme yetisini bozar. Aç kalma açıkta kalma korkusuna kapılır, Allah'ın dışında sığınaklar aramaya başlatır.

 Adamın biri her sabah köyün dışına çıkıp bir taşın üzerinde oturur, bir şeylere bakar, sonra dönermiş. Bu hali gören birisi merak edip o taşın yanında ne var diye bakmış. Bir de ne görsün, çil çil altın dolu küp. Altınları alıp küpün içini taş toprak doldurup aynı yerine koymuş. Ertesi sabah her zamanki gibi adam taşa oturmuş sonra küpü açmış, birde ne görsün, altınlar çalınmış. Feryadı figan köye doğru koşarken, altınları alan kişi: “Hayrola dayı, bu telaş bu acelen niye.” demiş. Adam: “Sorma yeğen sorma, biriktirdiklerim gitti.” deyince, altınları alan.  “Az soluklan hele dayı, velev ki gitmemiş olsaydı biriktirdiklerini ne yapacaktın?” diye sormuş. “Aynı şeyi yapacaktım ama böyle mutlu oluyordum.” Altınları alan kişi: “Dayı madem kullanmayacaksın, biriktirdiğin altın olsa ne olur taş olsa ne olur, sen yine onları altın say, üzülme.” demiş. Adam, üzüle üzüle eve gidip, bir zaman sonra küpün başına tekrar dönmüş. Gözyaşları sel olmuş ağlıyor. Bir umutla açmış küpün ağzını ki, bir kâğıtta bir ayet yazıyor: ”Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlara acıklı bir azabı müjdele! Bir gün o altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılacak; onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak ve onlara şöyle denilecektir: “İşte kendiniz için biriktirdikleriniz! Tadın bakalım biriktirdiklerinizi!” (9/Tevbe, 34-35) Kâğıdı kaldırınca bakıyor ki altınlar aynen yerinde, gözlerine inanamıyor, şaşırıp kalıyor. Daha sonra, altınların tamamını hayra harcıyor. Ömrünün sonuna kadar da her sabah kalkıp küpün üzerine koyduğu ayete bakıp bakıp sevinçten ağlıyormuş.

İnsan doğarken bir damla süte, bir parça beze bir nefese muhtaç doğar. Anasını bilmez, babasını bilmez. Kendini de bilmez. Sonra Rahmanın sofrasında sütte bulur ette, giyside. Her canlı yaşamına yetecek kadar rızkıyla doğmuştur. “Ağılda oğlak doğmadan ırmakta otu biter.” Sözüyle atalarımız buna şahit olmuştur. Yaşam boyu ele geçen her nimet nihayetinde geride kalır. Zenginlik ve fakirlik aynı yarışın şeritleridir. Dünya imtihanın çeşitlerindendir.

Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi,

Mal da yalan mülk de yalan, var birazda sen oyalan

(Yunus Emre) 

Cenabı hak dünyanın süsü dediği mala, benim diyerek sarılan nice insanları uyarmış, her birini cimrilikten korunmaya, fazla malı paylaşmaya davet etmiştir. İnsan dünyanın imkânlarından hem maddi hem de manevi olarak faydalanır. Faydalanma ölümü unutturunca azaba dönüşür. Allah'ın verdiklerini kendinden bilmeye başlayınca mal mülk helake dönüşür. Oysa insan ‘kefenin cebi yoktur’ der.  Kefende bin bir cep olsa içine dünya dolsa ne olur. “Kâfir olanlar var ya, yeryüzünde olan her şey, bunun yanında bir o kadarı daha onların olsa ve kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu kurtuluş fidyesi olarak verseler, onlardan asla kabul edilmez; onlar için elem verici bir azap vardır.” (5/Maide, 36) 

İptila yani imtihan, dünyalık nimetler üzerindendir. İyinin kötüden, doğrunun yanlıştan, hakkın batıldan ayrılması iptilanın konusudur. İptilaya asıl konu olan ise insandaki çoğaltma ve çoğalma hırsıdır. Oysa insan kış için yuvasını yiyecekler ile dolduran karıncanın, yuvanın ağzında bir kuşa yem olması gibidir. İnsana ölüm melekleri gelince, evde kalır, ocakta kalır. 

Malı, mülkü, makamı, dünyalık her bir imkânı, hevesler üzerinden ilahlaştırmak, faydalanmayı tapınmaya dönüştürmektir. Böyle bir yaşama talip olanlar, dünya için canını vermeye hazır hale gelirler. Oysa can da mal da Allah için hazır olmalıdır.  İhtiyaçtan fazlasına sahip olmanın planlarını yapan insan, fazlasını ne yapacak? Bir adamın zincir lokantaları olsa, en çok ne kadar yiyebilir? Nehirler onun olsa ne kadar su içebilir. Kumaşların sahibi olsa ne kadar giyebilir. Binlerce konutu olsa ne kadar kullanabilir. Nihayetinde insanın ömrüyle orantılı gerekli yiyeceğin içeceğin miktarı bellidir. Fazlası ne olacak? Birikmiş altınlar, gümüşler, menkulün her bir çeşidi ne olacak?  Zenginim demek için mi, zengin bilinmek için mi, itibar görmek için mi, ne fark eder ki adın yakında ölü olacak, evin cenaze evi, bir avuç toprak mezar olacak.  Nebi (as) şöyle buyurmuşlar: “Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder: Aile çevresi, malı ve yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; yaptığı işler kendisiyle birlikte kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5) Elde avuçta kalan ne maldır ne de mülk, hepsinin karşılığı için verilecek hesap kalmıştır. Bu kaçınılmaz duruma rağmen, şükrü yerine getirilmeyen malın mülkün ‘hamalı’ olmaya değer mi? Fazlasına ihtiyacı olmayan, ihtiyacı olana vermesi gerekmez mi? Zaten geride kalacak, faydası sevap olsa daha güzel olmaz mı? İnsanı yetiştiren, kendisine sorduğu, sorabildiği sorulardır. Soruları birisinin sormasını beklemeden az veya çok çoğaltma hırsı nefsimize hoş geldiği hissedilince sormak gerekir. Hayırdır, kimin malını mülkünü kullandığını unuttun mu?

Fazla mal, başkasının hakkıdır. Zekâtı ve sadakası verilerek dizginlenmez ise, o mal sahibini dizginler. Onca muhtaç insanların ve hayvanların olmasının tek sebebi, diğer insanların az veya çok biriktirme hırsıdır. Biriktirme yarışı her alanda olabilir. Kimisi mal biriktirip zengin olmanın, kimisi siyaset biriktirip iktidar olmanın, kimisi güç biriktirip diktatör olmanın sevdasına düşebilir. Kimisi bütün bunları yapamasa da bu tiplere yanaşarak faydalanmayı isteyebilir. Her türlü dünyevileşmeye dönük biriktirme sapmadır. Sapanın yolu batıla, batılın yolu ateşedir.

Kura'n-ı Kerim de dünya malının her türlüsünün, varlığın faydalanması için olduğu hatırlatılır ve asıl faydanın ele geçeni elde edemeyenler ile paylaşmak olduğunu öğretilir.

Dünyada biriktirmeye değer rızık takvadır. İnsan bu dünyaya, dünyalıklar biriktirmeye gelmedi, dünyanın sevabını biriktirmeye gelmiştir. İnsanların kendi kurdukları düzenlerle kendilerine kurdukları tuzakların başında çoğaltma hırsı gelir.  Mülkün sahibi Allah, altın gümüş üzerinden her türlü süse kapılıp asılı unutan insana, unutamayacağı uyarıyı yine mal üzerinden verir: ”İnsanlar tek bir topluma /kâfirler topluluğuna dönüşecek olmasaydı Rahman’a karşı kâfirlik edenlerin evlerine kesinlikle gümüşten tavanlar, bir de üzerlerinde yükselecekleri şeyler yapardık. Evleri için birçok kapı, üzerine kurulacakları koltuklar, bir de altın işlemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının menfaatleridir. Ahiret (hayatının menfaatleri) ise Rabbinin katında yalnızca müttakiler/yanlışlardan sakınanlar içindir.” (43/ Zuhruf, 33-35)

 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR