Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Operasyonların anası
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Sokak sınavımız
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Ödül mü Ceza mı?
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Çağdaş İslam Düşüncesinde Düşünce Mimarları Yazı Dizisi- 1 Musa Carullah Bigiyef
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Aile Okulu Seminerlerinden notlar ve düşünceler
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Riyad´ın bölgesel güvenlik girişimleri gerçekçi değil
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
‘Babamdan Bana Hüzün Kaldı Yalnızlığı Çok Sevdim´
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Fransa´yı yaktıranlar Filistin´i yakanlardır!
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
İftira ve Yalanın Bir Diğer İsmi, Algı Yönetimi
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Kur´an´a Çağırdığını Söyleyenlere Sorular
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Konuştuklarımız yazdıklarımız tekerrür ediyor
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Ali Emiri´nin İşkodra Vilayeti Osmanlı Şairleri kitabından notlar
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
Biz Bilemedik!
Enes TARIM
Enes TARIM
Anadolu İslamı Üzerine Bir Deneme
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
Sol-İslam, Sosyalist-İslam, Eşitlikçi-İslam Tartışmalarına Kurban Edilen Bir İslam Kahramanı: Ebu Zer
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Kadın ve Özgürlük Dediniz
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Yetimler sanatla buluştu
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
Gençliğin Gidişatı ve Furkan Doğan Örnekliği
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Türkiye ve Çin benzer fikirlere sahip iki ülke idi, ama…
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
“Diriliş Pastası”
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
İslam Düşünce Geleneğinde Ali Şeriati
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Bizden Değilsen Gelme
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Peygamberimizin Örnek Kişiliği…
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Bencilliğin Yalnızlaştıran Zehiri
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Çözüme Gerçekten Hazır mıyız ?
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
Türkiye´nin Gündemi ‘Sağanak Yağmur´ Gibi: Brunson, Af Teklifi, Kaşıkçı ve Andımız
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Yeniden İman Etmek!
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Kültürel İslam´dan İslami Varoluşçuluğa
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!..
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Çağrılar Neden Karşılık Bulmaz?
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
İslami Hareketlerde "Minnet" Sorunu
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
Kaşıkçı Olayı Suudilerin Sonu Olacak!
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Savaş mı Cinayet mi?
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Adalet, Mizan ve Kitap Dengesi
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Dr. Ayhan Vergili: Hilmi Ziya Ülken Önemli Bir Sosyolog, Felsefeci ve Fikir Adamıdır!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Yola Çıkan Gençlere Yol Verin (Bir gencin hikayesi)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
Son Zamanlarda İslami Camialara Yapılan Saldırıların Arka Planı
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Vicdanımız Kanıyor!
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
İstanbul Hava Durumu
Bugün
Bulutlu
12°
Cumartesi
Bulutlu
12°
Pazar
Sağanak
10°
Pazartesi
Bulutlu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
İslamın temeli ahlak, ahlakın özü bilgi, bilginin özü akıldır…

Hacı Bektaşı Veli
DOLAR
5.3710
EURO
6.0755
NEŞEMİZİ BULDUK AMA SEVİNCİMİZİ KAYBETTİK
Mustafa Kutlu hikâyesi neyse, Sevincini Bulmak da öyle. Bir halk hikâyesi gibi ya da bir köy ozanının deyişi… Elbette bazı farklılıklar veya sürprizler yok değil kitapta.
Tarih: 11.10.2018 18:46:34

11. 10. 2018 Perşembe

Bu sonbahar da Mustafa Kutlu geleneği bozulmadı. Kutlu´nun 41. kitabı Sevincini Bulmak Eylül ile birlikte geldi, kondu masamıza.

Mustafa Kutlu için hikâyeleri “Terceme-i ahın tezahürüdür” kendi beyanıyla. Hali arz etmektir. Bu hali arz, ona göre “Yaradana yalvarmaktan ibaret olmalıdır”. Bu sebeple mümkün olan en kısa metni yazmaya gayret ettiğini belirtiyor hikâyelerini yazarken. Yana yakıla edilen içli bir dua gibi… Onun hikâyelerindeki sadeliğin ve samimiyetin hikmeti de bu olsa gerek.

Sevincini Bulmak da bu nitelikleri haiz. Mustafa Kutlu hikâyesi neyse, Sevincini Bulmak da öyle. Bir halk hikâyesi gibi ya da bir köy ozanının deyişi… Elbette bazı farklılıklar veya sürprizler yok değil kitapta.

Okumak isteyenlerin şevkini kırmamak adına kitabın konusuna veya kurgusuna dair ayrıntılara girmemekte fayda var. Yine kitabın hikâye türü açısından tahlilini ve edebi değerlendirmesini de işin üstadlarına bırakmak lazım. Bunların yerine Sevincini Bulmak´ın vefalı bir Kutlu okurunda bıraktıklarını paylaşmak niyetim.

Cemal Şakar bir konuşmasında kendisi ve pek çok erkek hikâyeci için yazmanın en zorlayıcı safhalardan birinin kadınlar arasında geçen diyalogları kaleme almak olduğunu söylemişti. Kitabın başkahramanları Elif ile Suna arasında geçen sohbetleri okurken, bu işi Mustafa Kutlu´nun çok iyi yaptığını düşündüm. Zira konuşmalar can ciğer arkadaşlarımla aramızda geçen muhabbetlere öylesine benziyordu ki, şaşırmamak elde değil. Öylesine doğal ki, bir kurgunun içinde olduğunuzu unutuyorsunuz kesinlikle. Satırlar alıp götürüyor sizi.

Üç kuşağın hikâyesi

Sevincini Bulmak, çocukluk arkadaşı Elif ve Suna´nın hayatlarına, sevinçlerine, imtihanlarına odaklansa da yazarının “Ferdi daima cemaat içinde tahayyül ederim” söylemi doğrultusunda 1950-1960´lardan itibaren İstanbul´da yaşayan üç kuşağın sergüzeştine ayna tutuyor. Aynı zamanda Türkiye´deki siyasi, sosyal çalkantılara ve krizlere; kültürel değişime ve dönüşüme göndermeler yapıyor.

Bahsi geçen dönemde Anadolu´dan İstanbul´a ve büyük şehirlere yapılan göç, hikâyede öne çıkartılan konulardan biri. Zira bu demografik hareket durgun suya düşen bir kaya etkisi yapacaktır yazarın ifadesiyle: “Anadolu´dan kopup büyük şehirlere akan gelen insan seli önüne geleni yıkıp geçerek memleketi allak-bullak etmişti.”

Kutlu´ya göre söz konusu göçler ve sonrasındaki siyasi ve sosyal değişimler sebebiyle hiçbir şey aynı kalmadı. Kalamadı. Ne mahalle hayatı ne de Anadolu insanının safiyeti. Yeni bir düzen tezahür etti. Her şeyiyle bambaşka bir düzen. Her şeyiyle bize yabancı bir düzen: “Eski insanların bir türlü akıl erdiremedikleri ihtiras, yağma, bir koyup beş kazanma, ahlak ve adaletin para-pul karşısında erimesi; hatıralardan, o güne kadar değerli olan şeylerden vazgeçilmesi, yeni bir düzenin, daha doğrusu düzensizliğin, sırıtkan gücün, gün bugün diyen zihniyetin hakim olması.”

Kitap, bu yönüyle eski mahalle hayatına bir ağıt diyebiliriz. Mustafa Kutlu mahalleyi neden bu denli önemsiyor derseniz şu satırlar cevap mahiyetinde: “Mahalle medeniyet ile kültürün, milletin asırlar içinde süzüp aldığı ilkelere, tecrübeye, acı ve sevince, ahlaka, mimari ve estetiğe, adalet ve merhamete, hizmet ve hürmete, devlet ile münasebete dayanan bağımsız bir birim idi.” Ona göre mahalleden o hayat tarzından kopan insan kurtlar sofrasına düşmüştür: ” Birlikte yaşamayı reddedip ferdi hayatı seçenler özgür olduklarını sanıyorlardı. Böylece zokayı yuttular; sermayenin tüketim ekonomisine esir düştüler.”

“Zafer bedel istiyordu”

Hikâyede uzun uzun üzerinde durulan konulardan biri de 28 Şubat sebebiyle başörtülü kızların yaşadığı zulüm ve verdikleri mücadele. Yazarına göre “Zafer bedel istiyordu” ve başörtülü kızlar bu bedeli fazlasıyla ödemişlerdi. Peki, daha sonra? Bütün bu acılar nihayete erdi. Zafer elde edildi mi, bilinmez ama Kutlu buna kitabında “İkbal devri” diyor. Yani 2000´ler sonrası.

“İkbal” olarak adlandırılsa da bu döneme çok olumlu baktığını söyleyemeyiz yazarın. Elde edilen kazanımlar, refah ve şartların Müslümanlar lehine değişmesi zihnî ve fikri aşınmaları da beraberinde getirmiştir çünkü. Bu açıdan Kutlu´nun “İkbal devri” tanımlaması İbn Haldun´un Umran teorisindeki kurucu nesil, mirası devralıp ideali gerçekleştiren nesil ve kemal nesli şeklindeki dönemlendirmesine benzer bir yorum var. Zira kemal, zevali de beraberinde getirir. Anlayacağınız Türkiye´nin “İkbal devri” pek de hayra alamet değil. Neşesini (maddi refah) bulan Türkiye sevincini kaybetti denilebilir. Ya tahammül Ya Sefer´deki şu cümle sanırım durumu özetlemeye yeter: “İçimizdeki aslanların yelelerini okşamaya başladığımızda kaleleri terk ettik.”

Kutlu´nun son kitabı Türk toplumunun yaşadığı bu büyük değişimde kaybettiği güzelliklere, yitirdiği erdemlere yakılmış bir ağıt. Ayrıca bir çağrı… Kendimizi hesaba çekmeye bir davet belki. Geldiğimiz noktada kendimizi muhakeme etmek için bir hatırlatma. Peki, nasıl derseniz formül şu: Kalbe dönmek… Kutlu bunu “Kalbin akletmesi” olarak ifade ediyor.

Kalbin akletmesi, sade ve derin bir ifade. Farklı bir düşünme yöntemi, büyük bir mefkûre. Ardında Anadolu´nun bin yıllık birikimi var. Bu birikimi anlamak için kapısına gidilecek adreslerden biri de Nurettin Topçu. Sevincini Bulmak´ta Topçu´nun düşüncelerinden sayfalara sızan izler var. Mesela “hareket” kelimesi rast gele veya sadece sözlük anlamıyla kullanılmıyor. Bir gayeye matuf. Topçu´nun hareket felsefesine bir gönderme mahiyetinde bağlama oturtuluyor.

Diğer kitaplara atıflar var

Dikkatimi çeken hususlardan biri de Kutlu´nun –konuya veya verilmek istenen mesaja uygun olarak- geçmişteki kitaplarına ve hikâyelerine gönderme yapması: “Bu böyledir”, “uzun hikâye”, “beyhude ömrüm” gibi. Bunlar cümlelerin içinde geçen sıradan ifadeler gibi görünse de sanki bu hikâyelere link verilmiş hissine kapıldım okurken.

Haddini aşan bunca satırdan sonra, kitaptan tadımlık niyetine kalbimi fetheden bir bölümü paylaşmak isterim. Birlikte İstanbul´u gezmeye karar verip buluştuklarında Suna, Ali´ye kısa bir yazı okutur. Yazıda İstanbul´u gezmenin de bir adabı olduğu dile getirilir ve bunun nasıl olması gerektiği anlatılır. İstanbul nasıl gezilir, nereden başlanır Mustafa Kutlu´dan öğrenelim:

İstanbul´u gezmenin adabı

“İstanbul´u gezmenin de bir adabı olduğunu biliyor muydunuz?

Doğrusu ben bilmiyordum. Kadim dostumuz hezarfen Nuri Akbayar ile öteden beri ‘İstanbul´u şöyle bir dolaşalım´ diye planlar yapardık ya, bir türlü nasip olmadı. Olmadı ama nasıl dolaşacağımızı öğrendik.

Efendim İstanbul´u gezmek öyle rastgele, canımızın çektiği bir yerden başlayarak olmaz.

Diyelim Eminönü´nde indik vapurdan. Eh işte yol önümüzde, ister Ankara Caddesi´nden Bâb-ı âli yokuşuna vururuz, ister Gülhane´ye yürüyebiliriz.

Yok öyle şey. Dedik ya İstanbul´u da gezmenin bir adabı var. Bir yere gitmek esas itibariyle bir ‘fetih´ olmak gerekir. Aksi takdirde “görenlerden´ değil, de sadece ‘bakanlardan´ oluruz.

Bu sebeple de İstanbul´u gezmeye de Eyüp Sultan´dan başlanır.

Sözü nereye getirmek istediğim herhalde anlaşılmıştır.  Bu bir ‘fetih´ meselesi olduğu için esas itibarı ile ‘erenlerin himmeti´ başta gelecektir.

Tanpınar bu babda şöyle diyor: ‘Eski medeniyetimiz dinî bir medeniyetti. Beğendiği, benimsediği adama ölümünden sonra verilecek tek bir rütbesi vardı: evliyalık. Halkın sevgisini kazanmış adam mübarek tanınır, ölünce veli olurdu. Onun içindir ki İstanbul evliya ile doludur. Bunların başında fetih ordusunun şehitleri gelir. Onların mazhariyeti hak ve millet uğruna kazanılan rütbeden de üstündü. Çünkü bu ordu, genç hükümdarından en son neferine kadar mübarek bir ordu idi, tuğlarını İstanbul surlarının karşısına dikmeden asırlarca evvel övülmüştü.  Hepsi veli idiler. Biz şimdi fetih tarihini garplılardan okuyor, Fatih´in hayatındaki aksaklıkları tenkit ediyor; ilim, sosyoloji filan yapıyoruz. Eskiler işi büsbütün başka türlü görüyorlar, İstanbul´u fetheden milli hamleye ilahi bir mahiyet veriyorlar, bu işte hiçbir izafiliğe yanaşmıyorlardı. Hemen her yerde, çoğu surların etrafında olmak üzere, fetih şehitlerinin mezarları vardır. Bunlar Türk İstanbul´un tapu senetleridir.

İstanbul´da bizim hayatımız bu şehit türbelerinin etrafındaki hürmetle başlar.

Evet, İstanbul´u dolaşmaya işte bu ‘hürmet´ ile başlamak gerekir.

Fetih kelimesinin anlamları içinde ‘açmak, açılmak´ da vardır. Bu şehirden kendini size açmasını istiyorsanız, öncelikle onun manevî fatihlerine karşı görevlerinizi yerinize getirmeniz gerekir. Eyüp Sultan ziyaretinden sonra sur dışında yatan sahabelerin, evliyaların, şehitlerin mezarları, türbeleri gezilecek, dualar edilecek. Daha sonra ceddimizin şehre girdiği kapılardan birinden, mesela Edirnekapısı´ndan geçebiliriz. Yolumuz kâh bir camiye kâh bir tekkeye, bazan da bir çeşmeye uğrayabilir.

Böylece İstanbul, onun gerçek sahiplerinin izinden bize ağır ağır açılmaya başlar.

Yediveren gülü gibi.

Yeditepe´de, yedi gün sürekli kokan bir gül…

İstanbul…”

Munise Şimşek

Kaynak: dunyabizim.com








Kaynak:

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Haksöz Dergisi 333. Sayı Okurlarıyla Buluştu
Haksöz Dergisi 333. Sayı Okurlarıyla Buluştu
Haksöz Dergisi 2018 Aralık tarihli 333. sayısı okuyucularıyla buluştu. Dergi yazarlarından Rıdvan Kaya; Kemalist ideolojisinin ayrıntılarını konu ediniyor.
İktibas Dergisi Aralık sayısı çıktı
İktibas Dergisi Aralık sayısı çıktı
12 Eylül sonrası Türkiye İslami hareketi´nin önemli simalarından merhum Ercüment Özkan ve bi grup dava arkadaşı tarafından 1981´de yayımlanmaya başlayan ve yaklaşık otuz sekiz yıldır yayın hayatını sürdüren İktibas Dergisi´nin 2018 Aralık sayısı ‘Siyasetin Kısır Gündeminde Tepetaklak edilen Asıl Gündemimiz´ spotuyla yayımlanmış olup, derginin bu sayısında Haber Duruş ve Özgün İrade Dergisi yazarı Ümit Aktaş ile yapılan bir röportajda yer almaktadır.
Çıra Yayınları´ndan büyük kampanya!
Çıra Yayınları´ndan büyük kampanya!
Çıra Yayınları´ndan "50 Edebiyat Kitabı" ile ilgili büyük kampanya başladı.
20. yüzyıl tarihimizin az bilinen bahislerini anlatan iki önemli kitap
20. yüzyıl tarihimizin az bilinen bahislerini anlatan iki önemli kitap
Tarihçi yazar Murat Bardakçı´nın kaleminden, yakın tarih ile ilgili olarak; Boyut Yayınları´ndan çıkan, Bingül Sönmez ve Reyhan Yıldız imzalı “Ateşe Dönen Dünya Sarıkamış´ ve Onur Atalay´ın İletişim Yayınları arasından çıkmış bulunan, ‘Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm´ alt başlıklı “Türk´e Tapmak” adlı eser ile ilgili yazısı…
Dergi formu ve düşüncelerimize yönelik etkisine dair…
Dergi formu ve düşüncelerimize yönelik etkisine dair…
Genel anlamda dergiler, ama özel anlamda ise, bizler açısından bir hayli önemli olan İslamcı dergilerin, bilincimizin oluşumunda en az kitap kadar, belki ondan da daha fazla etkisi ve katkısı bulunan İslamcı dergiler ile ilgili olan bu yazıyı Sait Alioğlu kaleme aldı. Bilincimize, mütevazi bir katkı sunması dileğiyle…
Duvarı Aşan Sözler
Duvarı Aşan Sözler
Mazlumder Yayınları arasından çıkan, genel anlamda İslami kimliğini ön planda tutan ve bundan dolayı, başta Sivas davası olmak üzere, 28 Şubat sürecinde suçlu bulunup(!) tutuklanan Müslüman mahpuslar ile, bunlar gibi çeşitli suçlar ihdas edilme suretiyle mahkûm edilip uzun yıllar cezaevlerinde kalan mahkûmların, Mazlumder İnsan Hakları Komisyonu´na gönderdikleri mektuplardan oluşan “Duvarı Aşan Sözler” kitabı ile ilgili bir tanıtım yazısını, siz değerli ve duyarlı okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz…
Özgün İrade Dergisi 176. Sayısı Çıktı!
Özgün İrade Dergisi 176. Sayısı Çıktı!
Özgün İrade Dergisi 2018 yılı son ayı Aralık sayısı dosya konusu ‘Gençliğin Kimlik Krizi´ni işliyor.
20 adımda Ortadoğu´yu anlamak
20 adımda Ortadoğu´yu anlamak
Taha Kılınç yeni kitabı ‘Ortadoğu´ya Dair Yirmi Tez´de -yaygın kanaatin aksine- bölgede etkin gücün ABD değil de İngiltere olduğunu vurguluyor. Dünyabizim için kitabı Sedat Palut değerlendirdi.
Çağımızın Ebuzer´idir Nuri Pakdil
Çağımızın Ebuzer´idir Nuri Pakdil
Entelektüelin öfkesi bambaşka bir tepki biçimidir. Entelektüel, aykırı düşünen, her şeyi soran, düşünmeden kabullenmeyen, kabullendiğini bile sorgulayan insandır. Hüseyin Su tarafından kaleme alınan "Entelektüel Öfke Nuri Pakdil" kitabını Recep Şükrü Güngör değerlendirdi.
Dininizi  kullandırmayın!
Dininizi kullandırmayın!
Beyan Yayınları arasında çıkan Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışı ve Tarihin ve Dinin İstismarı adlı iki önemli çalışma okurlarına FETÖ gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kitapların yazarları İhsan Süreyya Sırma ve Adnan Demircan toplumdaki din algısı üzerinden oynanan oyunu anlatıyor.
Osmanlıca öğrenmeyi ya da Osmanlıcasını geliştirmeyi isteyenler için 10 temel kaynak
Osmanlıca öğrenmeyi ya da Osmanlıcasını geliştirmeyi isteyenler için 10 temel kaynak
Anadilimizde yazılmış bir eseri okuyamıyoruz diye geçmişte icra edilmiş birtakım politikaları eleştirmeyi bırakıp dil engelini aşmaya çalışanlar için temel kaynaklardan bazılarının tanıtıldığı yazıyı, Ekrem Sakar kaleme aldı.
Ali Emîrî Efendi´nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid adlı kitabından notlar
Ali Emîrî Efendi´nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid adlı kitabından notlar
Yazarımız Ferhat Özbadem´in Osmanlı son dönemi araştırmacı ve tezkire yazarı Diyarbekirli Ali Emiri´nin, dönemin Diyarbekirli şairlerin tezkirelerini içeren Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid adlı eserle ilgili tuttuğu notları içeren yazısı… İçtenlikle okunması dileğiyle…