Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Yeni küresel tehdit: Beyaz Faşist Terörizm
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
CAMİ ŞEHİTLERİ DUASI
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
SON FİRAVUN
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
ÇANAKKALE RUHUNU BİZ UNUTTUK ONLAR UNUTMADI
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
YENİ ZELANDA KATLİAMI VE MİSYONERLİK
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Süruş´un İkinci Hali´nden “Kelam-ı Muhammed”; Vahiy ve ilham, peygamber ve şair
Enes TARIM
Enes TARIM
OTORİTER SEÇİLMİŞLİK
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Fırtınayı Kucaklamak
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Benden geçti artık!
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Asi dostum…
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Büyük çınarın gölgesinde irfan sohbetleri
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
ADALET Mİ, MASLAHAT MI?
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
FETÖ ve rehabilitasyona muhtaç insanlar
Halil ÇİFTÇİ
Halil ÇİFTÇİ
Hz.İsa´nın Akibeti
Engin GÜLTEKİN
Engin GÜLTEKİN
EĞİTİM SOSYOLOJİSİ VE DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
TREN METAFORU
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
BİRLİKTELİKTE DEĞERLER TEMELLİ VASAT DURUŞ
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Bu Kez Mizansen Eksik mi Kaldı?
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Medine Sözleşmesi Bağlamından Birlikte Yaşamanın Mümkünlüğü! (1) *
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Kokuşan İnsanlık
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Zindandan şehadete yürüyenlere dua!..
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
İSLAMIN SOL YORUMU OLABİLİR Mİ? -HASAN HANEFİ VE NURETTİN TOPÇU ÖRNEĞİ- (2)
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
ADALET
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Değer bilerek yaşamak
Mahmut HAMDERCİ
Mahmut HAMDERCİ
"Sosyal Belediyecilikte MİLLİ GÖRÜŞ Yerel Yönetim Örnekliği" Kitabının Yazarı Mahmut Hamdemirci´nin Seçim Değerlendirilmesi (1)
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Çalın Davulları Çaydan Aşaya...
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
DİSK, HAK-İŞ, MEMUR-SEN
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
Sana Yapılmak İstemediğini Neden Bana Yapıyorsun
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Anadolu Gerçekten Çok Dolu
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Hafızalardaki Kara Leke
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Seçim ve Adalet
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Deizm ve ‘Dindarlık´
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Muhammed Tayyip Okiç: Hocaların Hocası
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Hiçbir Nebi, Bir Dakika Sonrayı Bilemez
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
Çiçero “Bir gün bir Türk…”
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Nice alimler vardır ki, hakiki bilgiden, hakiki irfandan nasipleri yoktur. Bunla bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil.

Mevlana
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
MÜFİT CAN SAÇINTI: ARTIK CEKETİNİ SATIP ÇOCUĞUNU OKUTABİLECEĞİN BİR ÜLKEDE DEĞİLİZ
Mandıra Filozofu rolüyle dikkat çeken Müfit Can Saçıntı, yeni filmi Babamın Ceketi ile sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Maddi sıkıntılardan dolayı evlenemeyen iki gencin hikâyesini konu edinen yapımda Saçıntı “Gerekirse ceketimi satar seni evlendiririm”diyen bir babayı canlandırıyor. Bu filmin, değerlerin parayla ölçülmeye başlandığına dair bir göndermesi olduğunu söyleyen Saçıntı, “Artık ceketini satıp çocuğunu okutabileceği bir ülke değil bu. 20-30 yıl önce öyleydi. Şimdi ceketini satsa satacak yer bulamaz ve oğlunun kantinde harcayacağı tostun parasını ödeyemez” diyor...
Tarih: 9.9.2018 20:51:42

09. 09. 2018 Pazar

Röportaj: Işıl Çalışkan 

DUVAR – Yönetmen, oyuncu, senarist Müfit Can Saçıntı, yazıp yönettiği aynı zamanda oyuncu olarak rol aldığı Babamın Ceketi filmi ile 5 Ekim´de izleyiciyle buluşacak. Evlenebilmek için iş bulmaya çalışan bir gencin hikayesini anlatan filmin oyuncu kadrosunda Ayşen Gruda, Suat Sungur ve Yalçın Menteş gibi usta isimlerin yanı sıra Müfit Can Saçıntı, Mert Turak, Erkan Can, Elif Nur Kerkük gibi isimler yer alıyor. Bu aile komedisinde dram, aksiyon ve romantizm unsurları iç içe geçiyor. Filmde emekli bir resim öğretmenini canlandıran Saçıntı ile konuştuk.

Evlenmeye çalışan iki gencin hikayesi bir baba ceketiyle nasıl karşılık buluyor?

Türkiye´de özellikle bizim kuşaktaki baba sözü sanırım eskimedi. Mert Turak´ın oynadığı Ferhat karakteri ‘Gerekirse ceketimi satar okuturum´ diyerek büyütülmüş bir genç. Ama zaman geçtikçe değerler değişmiş. En büyük servet doğruluk, dürüstlüktür diye büyütmüş babası onu. İşsiz ve parasız kalıp evlenemeyince babasının ona yıllarca kazandırmaya çalıştığı değerleri sorgulamaya başlıyor. Babasıyla çatışmaya giriyor. Babası “Gerekirse ceketimi satar seni evlendiririm” dese de hem babasına hem de o değerlere inancı sarsılmış karakterimizin.

Bir de küçük bir detay var. Artık ceketini satıp çocuğunu okutabileceği bir ülke değil burası. 20-30 yıl önce öyleydi. Şimdi ceketini satsa satacak yer bulamaz ve oğlunun kantinde harcayacağı tostun parasını ödeyemez. Aslında değerlerimizin de parayla ölçülmeye başladığının bir göndermesi Babamın Ceketi.

‘KOMEDİ FİLMİ DEĞİL, FİLM ÇEKİYORUZ´

“Komedi desem değil, komedi değil desem komedi. Şu filmi, bu filmi değil, film çekiyoruz” demişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Bunu komedi filmi olarak değerlendirmekte bir sakınca yok tabii ama öncelikle ekip kurarken zorlanıyoruz. Mesela dizi çekerken şöyle bir sorunu sık yaşıyordum: Bir bölüm oyuncusu gerekiyor senaryo gereği ve haftalık çekilen dizilerde oyuncularla ön görüşme imkanı çok olmuyor. Bir bakıyorum kaşı gözü ayrı oynuyor. ‘Niye böyle oynuyorsun?´ dediğimde, ‘E komedi ya!´ diyor. Ben bu kalıpları kırmak adına her gelen bölüm oyuncusuna diyorum ki ‘Biz komedi filmi değil, film çekiyoruz.´ Sen senaryoyu eline aldığında onun dramaturjisini yapmak lazım. Diyelim ki, bir sahnede doktor acı haber verecekse komedi olsa da doktor acı haberi verirken nasıl oynaması gerekiyorsa öyle oynamalı. Burada aslında oyunculardan, kamera arkasından, gazetecilerden, seyircilerden başlayarak bir ön yargı ile kuşatılıyoruz. Bu film aslında tıpkı hayat gibi. Komik, dramatik, acı yanları da var. Komedisi fazla olsa da Babamın Ceketi´nde dram da, aksiyon da romantizm de var.

Rolünüzden bahseder misiniz?

Başrollerden biriyim ama başrol değilim! Emekli bir resim öğretmenini canlandırıyorum. Oğlunu ‘En büyük servet dürüstlüktür´ diye büyütmüş bir baba. Ama bugün o servet beş para etmiyor. Çünkü oğlu parasızlık yüzünden evlenemiyor. Birtakım değerlerini korumuş. Hediye bile kabul etmiyor. ‘Hediye alan hürriyetini kaybeder´ diyor. ‘Kimseye gebe kalamam´ diye kimseden ricacı olmamış ama hayat bir süre sonra sıkıştırıyor ve değerlerini sorgulamaya itiyor. Aslında oğluyla çatışma yaşıyor gibi ama dünyanın değerleriyle çatışıyor. Birkaç yönden sıkışmışlığı var. Kendi değerleriyle bugünün dünyasının değerleri arasında sıkışmış bir karakter. Karısı ve oğlu tarafından sürekli eleştiri alıyor. Sonunda onun da dönüşümünü görüyoruz.


.

Siz de bir babasınız. Gerçek hayatla buradaki rolünüzde benzerlikler var mı?

Babalık kavramı hepimizi etkileyen bir kavram. Ben de baba olunca bu kavrama kafa yormam ikiye katlanıyor. Yaşamak Güzel Şey isimli filmde ben bir oğlu oynuyordum, Zihni Göktay babamı oynuyordu. O filmdeki baba oğul sahnelerini kendi babam için yazmıştım. Burada tam babama yazmadım ama tüm babaların ve evlatların kendinden parça bulacağı şeyler var. Dolayısıyla ben de hem baba hem evlat olarak kendimden parça buluyorum. Mesela ‘Hediye alan hürriyetini kaybeder´ babamın sözüdür. Lise ve üniversite çağlarına geldiğimizde babamızın bize öğrettiği dünyayla bu dünya aynı değildi. Demek ki çok şey değişmemiş. Belki bir anlamda benim kendi babamla yaşadıklarımdan izler var. Ama tabii bu bir film bu filmde benim gerçek hayatımda yaşamadığım aksiyonlar da var. Bu sistem, bu hayat, bu düzen insanı seçim yapmaya zorluyor. Bu aşamada kendi değerlerimizle yaşam koşulları arasında seçim yapmak durumunda kalıyoruz. Seçim zaman zaman ahlaki, zaman zaman suça karışmama olabiliyor. Bunu eminim ki günlük hayatta birçok insan yaşıyor. Kimse annesinin karnından suçlu doğmuyor. Bu sistem, bu düzen insanı ne duruma getiriyor. Bunu da işliyoruz.

‘İYİ İNSAN OLMASI BENİM İÇİN ÖNEMLİ´

Oyuncu seçiminde diğer yönetmenlerden farklı olduğunuzu düşündüğünüz bir özelliğiniz var mı?

Ben oyuncunun iyi oyuncu olması kadar iyi insan olmasına da bakıyorum. Bazıları bu işe profesyonel bakar belki… ‘Gelsin oynasın iyi oyuncu olsun yeter´ der ama benim için önemli bir kriter bu. İyi oyuncu olmasına zaten özen gösteriyoruz bunu söylemeye bile gerek yok.

Yönettiğiniz bir filmde oynamanın dezavantajlarını yaşıyor musunuz?

Mutlaka avantajı da dezavantajları da var. Sadece fazla yorulmuş oluyorum. Eskiden olsa çok zormuş. Oynuyorsun ve dış göz olarak kendini göremiyorsun. O filmin banyo edilip bir kopyasının basılması oldukça zaman alıyordu ve düzeltmek için artık geç oluyordu. Şimdi ise seyirciye yansıyan bir dezavantajı olmuyor. Çektikten 10 saniye sonra monitörün başına gittiğimde görüyorum ne yaptığımı. Kendimi göremiyorsam ben her zaman dış gözlere açığımdır. Yardımcı yönetmen ya da arkadaşlarımın önerilerini dinlerim.

Çekimler sırasında bununla ilgili komik bir anımız oldu. Ayşen Gruda, Mert Turak ve Uğur Demirpehlivan´la bir sahnemiz vardı. Ben farkında olmadan sahneden çıkıp yönetmen gibi onları seyretmeye başladım. Sonra bir sessizlik oldu, ben de dedim ki esi ne kadar uzattılar. Meğer replik sırası bendeymiş. Ama tabii sonra toparladık ve düzelttik.

‘HER ROLÜ OYNAYAMAM´

Birol Güven´in ısrarıyla oyuncu olduğunuzu söylemiştiniz. Kendi oyunculuğunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

?Birol Güven´in ısrarıyla oynadım ama oyunculuk aşkım eskiye dayanır. Bu aşkın karşılıksız olduğunu sonradan anladım. Ben kendimi oyuncu olarak görmüyorum ama oyunculuğa sevgim, saygım çok büyük. Ben ortaokuldan beri tiyatro sevdalısıyım. Lise sonda konservatuvar sınavına girecektim. “Pelteksin” dediler. Kartal Sanat İşliği Tiyatrosu´na ayak işlerine bakmak için girdim. Orada şansım yaver gitti. İsmail Işılsoy bana Godot Geldi oyununda önemli bir rol verdi. Orada takdir görüyordum. Çünkü izleyenler karakteri peltek sanıyorlardı.

Ben oyuncu değilim dediğimde “Mütevazılık yapıyorsun” diyorlar. Benim dört tane yapabildiğim çok güzel yemek var. Ama ben şef oldum deyip çıkamam. Ben peltek bir adamım ve oynayacağım tüm roller peltek olmalı. Demek ki benim oynayacağım rollerin yelpazesi sınırlı. Kalem benim elimde olduğu için kendi oynayabileceğim rolleri yazıyorum. Yönetmen ben olduğum için altından kalkabileceğim rolleri oynuyorum. Ama oynadığım rollerin hakkını vermeye çalışıyorum.

“Mandıra Filozofu´yla rol kesmez, Mandıra Filozofu gibi yaşar” yorumu var sizinle ilgili. Müfit Can Saçıntı nasıl bir insan?

Ruhen öyle bir insanım aslında. Çok rol kesmedim. Ve benim fikirlerime yakın fikirlerdi. Biraz süsleme abartma durumları tabii ki var. Ama özü itibarıyla inanmadığım ya da savunamayacağım hiçbir şey söylemedim. Söylemem de. Öyle olunca da sohbet edenler fikirler yakın olduğu için şaşırıyorlar. Ben her ne kadar oyuncu değilim, her rolü oynamam desem de bu hafta içinde bir teklif geldi. Rolü ve meselesini beğenmediğim için kabul etmedim. Gerçek oyuncular işin bu tarafını düşünmez. Hırsız, arsız, faşist, komünist, fahişe oynar. Ama ben oynayamam çünkü profesyonel bir oyuncu değilim. Her şeyi oynayabilen insanlara hem seyirci olarak hem de yönetmen olarak hayranım o ayrı.

‘SANATI KRİZ KADAR KAPİTALİZM DE ETKİLİYOR´

Ülkedeki kriz durumunun sanata etkilerinden bahsedecek olursak neler söylersiniz?

Kriz mutlaka etkiliyordur ama kapitalizm zaten sanatı etkiliyor. Bizim mizahımızın mesaj kaygısı Nasreddin Hoca´ya kadar dayanıyor. Mala mülke tamah eden insanlara ‘Ye kürküm ye´ diyerek hicvetmiş, ‘parayı veren düdüğü çalar´ demiş. Biz Nasreddin Hoca´nın torunlarının, torunlarının, torunlarıyız. Nasreddin Hoca´nın o dönemde bir yapımcıyı ikna etmek gibi bir derdi yok ki. Bugün bir film milyon TL´lere mal oluyor. Ve yapımcıyı ikna etmek zorundasın. Ama Nasreddin Hoca´nın hiç böyle dertleri yoktu. Zaten sanatçının sadece Türkiye´de değil, dünyada da böyle bir meselesi var. Her şey parayla üretiliyor ve sermayedarları ikna etmek zorunda kalıyorsun. Bu zaten aşmamız gereken bir handikap. Sanatı saflığından uzaklaştıran bir durum. Buna kriz eklenince her şey iki üç katına çıkıyor. Daha çok ödün vermek zorunda kalıyorsun. İnsanlar belki de haklı olarak daha ekonomik yaşamak zorunda hissediyor ve barınmak, karınlarını doyurmak gibi temel ihtiyaçlarının derdine düşüyor. Böyle olunca sanat daha da öteleniyor. Bizi de böyle günler bekliyor. Krizden önce de çok parlak değildi ama kriz dönemlerinde sanatçının durumu daha da karanlık.

 ‘NASREDDİN HOCA DÖNEMİNE DÖNÜYORUZ´

Türkiye´deki politik atmosfer mizah anlayışını nasıl etkiliyor?

Mizah dergileri eski görkemli, büyük tirajlara ulaşan günlerini maalesef kaybetti. Televizyonlarda eleştirel mizah programları da yok oldu. Mutlaka eleştirel mizah da, politik mizah da olmalı. Ama bilinen sebeplerden dolayı televizyonlar yer vermeye çekiniyorlar. Sinemada zaten uzunca zamandır var mıydı? Malum, orada da yok… Bu mecralarda mizah yapmak bile sermaye istiyor. Ama umutsuz değilim. Çünkü internette yapılan mizah sermaye istemiyor. Birtakım para babalarını ikna etmek zorunda kalmıyorlar. İsimli isimsiz pek çok genç arkadaşıma baktıkça umutla doluyorum. Onlar Nasreddin Hoca´nın dönemine dönüyorlar. Kimseyi ikna etmek zorunda kalmadan gerçek mizah yapabiliyorlar. Ben de o tarafa yöneliyorum.

‘ÇOK KARANLIK GÜNLERDEN GEÇTİM, UMUTSUZ DEĞİLİM´

Bavul dergisindeki bir habere göre lisedeki sevgilinize verdiğiniz Can Yücel şiiri nedeniyle 2 hafta boyunca işkence edilerek gözaltında kalmışsınız. Bu dönemi anlatır mısınız?

O gözaltına alındığım dönemde şahit olduğum hikayeyi senaryo olarak yazdım daha çekilmedi ama Amerika´da bağımsız bir festivalden senaryo ödülü aldı. Can Yücel´in ‘Buluşmak Üzere´ isimli şiiriydi. Şiir aslında aşk şiiri. Son kıtada bir meydandan bahsediyor ve şair bir herif çıkmış ortaya bizden bu ülkenin çocuklarından bahsediyor. Yürüyelim arkadaşlar, özgürlüğe mutluluğa doğru, her işin başında sevgi diyor. Burada geçen Taksim ve Beyazıt Meydanı kelimeleri ve özgürlük kelimesinden bir anlam çıkartmaya çalıştılar. Toplam 14 gün gözaltında kaldım. 3 gün elektrik işkencesi yaptılar. Yetmedi, dava açtılar. 1984´ün 15 Aralık´ında gözaltına alındım. Kız arkadaşımın doğum günüydü. Sonra yargılandım, beraat ettim. Ben çok karanlık günlerden geçtiğim için hiç umutsuz değilim. Gençler de hiç karamsar olmasın. Galileo´nun da dediği gibi ‘Dünya yine de dönüyor´, herkes döner, dünya da iktidarlar da döner.

Kaynak: gazeteduvar.com.tr








Kaynak:

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
5 film vizyona girecek..
5 film vizyona girecek..
Türkiye´deki sinema salonlarında bu hafta 3´ü yerli 5 film vizyona girecek
´ABD, sinemanın gücünün oldukça farkında´
´ABD, sinemanın gücünün oldukça farkında´
Sinema eleştirmeni ve yazarı Kabil, "Akademi Ödülleri"ne ilişkin, "ABD, sinemanın gücünün çok farkında ve bir süper kahramanı da artık bariz şekilde öne çıkaran bir filmi de ödül alacak filmlerin arasına almış." dedi.
Bu hafta 7 film vizyona girdi
Bu hafta 7 film vizyona girdi
71. Locarno Film Festivalinde Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu Ödülü´ne layık görülen "Sibel" Türk izleyicisi ile buluştu.
´Organize İşler: Sazan Sarmalı´na seyircilerden yoğun ilgi
´Organize İşler: Sazan Sarmalı´na seyircilerden yoğun ilgi
Yılmaz Erdoğan´ın yazıp yönettiği, geçen cuma vizyona giren "Organize İşler Sazan Sarmalı" filmini, yaklaşık 1 milyon kişi izledi.
Bakan Ersoy: Önemli olan Türk sinemasının dünyada gelişmesi
Bakan Ersoy: Önemli olan Türk sinemasının dünyada gelişmesi
Bakan Ersoy, verdikleri desteklerle yerli film izleyici sayısını 100 milyona çıkarmak istediklerini belirterek, "Önemli olan Türk sinemasının gelişmesi, sadece Türkiye´de değil dünyada gelişmesi." dedi.
´Çiçero´nun Ankara galası yapıldı
´Çiçero´nun Ankara galası yapıldı
Türk casusu İlyas Bazna´nın hikayesini konu alan "Çiçero" filminin oyuncuları başkentlilerle buluştu.
´Çiçero´ isimli filmin galası yapıldı
´Çiçero´ isimli filmin galası yapıldı
"Ayla" ve "Müslüm" filmlerinin yapımcısı Mustafa Uslu´nun yapımcılığını üstlendiği, 2´nci Dünya Savaşı yıllarında bir casusluk hikayesini konu alan "Çiçero" adlı filmin galası, UNIQ Hall´de yapıldı.
´Turkish´i Dondurma´ 15 Mart´ta vizyona girecek
´Turkish´i Dondurma´ 15 Mart´ta vizyona girecek
Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya´da yaşayan iki Türk´ün, ülkelerine gitmek isterken yaşadığı mücadeleyi anlatan "Turkish´i Dondurma" adlı film, 15 Mart´ta vizyona girecek.
´Çiçero´ 18 Ocak´ta vizyona girecek
´Çiçero´ 18 Ocak´ta vizyona girecek
Yüzyılın casusu olarak adlandırılan İlyas Bazna´nın hayatını beyaz perdeye aktaran "Çiçero" adlı film, 18 Ocak´ta sinemaseverlerle buluşacak.
´Bağımsız sinema salonları kurmak için teşvik verilsin´
´Bağımsız sinema salonları kurmak için teşvik verilsin´
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı İrfan Demirkol, "Sinema ve kültür konusunda verilecek teşvik, kaliteli bağımsız kültür sanat merkezlerinin yapılmasına imkan sağlar." dedi.
Bu hafta 7 film vizyona girecek
Bu hafta 7 film vizyona girecek
Türkiye´deki sinema salonlarında bu hafta 1´i yerli 7 film sinemaseverlerle buluşacak.
´Hollywood´ hayalini Türkiye´de gerçekleştirdi
´Hollywood´ hayalini Türkiye´de gerçekleştirdi
Türkiye´de önemli işlere imza atan Bosna Hersekli görüntü yönetmeni Herovic, "Fetih 1453" filminde görev alarak "Hollywood" hayalini Türkiye´de gerçekleştirdiğini söyledi.
´Sinemaya gitmek birçok etkeni barındıran kültürel bir deneyim olmalı´
´Sinemaya gitmek birçok etkeni barındıran kültürel bir deneyim olmalı´
CGV Mars Entertainment Group CEO´su Dong Won Kwak, "Sinemaya gitme eylemi basit bir içerik tüketimi değil, birçok etkeni barındıran kültürel bir deneyim olarak konumlandırılmalıdır." açıklamasında bulundu.
Yerli filmlerde tüm zamanların rekoru kırıldı: 43 milyon kişi izledi
Yerli filmlerde tüm zamanların rekoru kırıldı: 43 milyon kişi izledi
Türk filmlerini 2018 yılında 43 milyon kişi izledi, yerli film izlenme oranı yüzde 63,5 ile tüm zamanların rekorunu da kırdı. Yerli film izlenme oranında 7 yıldan bu yana Avrupa´da birinci olan Türkiye´yi yüzde 37 ile Fransa ve İngiltere, yüzde 24 ile Rusya, yüzde 23 ile Almanya takip etti.
Müslüm filmi 6 milyon izleyiciyi aştı
Müslüm filmi 6 milyon izleyiciyi aştı
Müslüm Gürses´in gerçek yaşam hikayesini sinemaya uyarlayan "Müslüm" filmi, 7 haftada, 6 milyon 51 bin izleyiciye ulaştı.