Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

“Küresel güç geçişleri”ne hoş geldiniz..

Abdullah Muratoğlu, 20. Yüzyılın savaşlara yol açan bir “petrol yüzyılı” olduğunu, bu Yüzyıl’a ise “Küresel İklim Krizi”yle bağlantılı olarak “yenilenebilir enerji sistemleri”ne geçiş damgasını vurabileceğini belirtiyor.

“Küresel güç geçişleri”ne hoş geldiniz..

2022 yılını geride bıraktık ama geçen yıl vuku bulan olayların etkisi devam ediyor. Bunların başında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi geliyor. 24 Şubat’ta başlayan savaş sürüyor ve ufukta bir barış şimdilik gözükmüyor. Dahası bu savaş, ABD’nin Rusya’ya karşı bir” vekalet savaşı” olarak kabul ediliyor. “Ukrayna-Rusya Savaşı” eski Soğuk Savaş’ta olduğu gibi “nüfuz alanları dünyası”nın geri döndüğünün göstergesi sayılıyor. Bir diğer saptamaysa, “Berlin Duvarı”nın yıkılmasından onlarca yıl sonra “Büyük Güç Rekabeti”nin yeniden zuhur ettiğiydi.

Yeni Soğuk Savaş” olarak nitelenen “Büyük Güç Rekabeti’nin odak noktası Çin’in ekonomik yükselişidir. Çin’in yükselişinin ABD’de uyandırdığı “korku”, 21. Yüzyıl’ın nasıl şekilleneceğine ilişkin tartışmaları derinleştiriyor. Tarihin dersleriyse “Korku”nun taraflar açısından risk algısını çarpıttığı ve büyük savaşlara kadar vardırılan karar hatalarına yol açtığını gösteriyor.

Tarih”, zaman ile kısıtlanmayan bir akış. “Geçmiş” kaybolmuyor, “Şimdi”nin içinde yeni şekiller alarak “Geleceğe” hareket ediyor. İnsan doğasıysa çoğun değişmeden kalıyor tabii. Değişense teknolojidir. “Yapay Zeka”daki gelişmelerden de anlaşıldığı gibi sorun, gerçeğin değerlerden ve biliminse insanlıktan ayrıldığı bir yeni teknoloji çağında yaşıyor olmamız.

“Büyük Güç rekabeti” aynı zamanda bir teknoloji savaşıdır. Teknolojik hakimiyet için rekabet çok şiddetli geçecek. ABD ve Çin arasındaki ekonomik savaş, “bilişsel bir savaş” olarak da kendisini hissettiriyor. Bu savaşta ana hedefse insan beynidir. Amaç sadece insanların ne düşündüğünü değil, nasıl düşündüklerini öğrenmek ve insan davranışlarını değiştirmektir.

2022’de en tartışılan başlıklarından bir diğeriyse” küresel güç geçişleri”nin “zor” yoluyla mı, yoksa “barışçıl” şekilde mi gerçekleşeceğiydi. Geçişlerin barışçıl şekilde gerçekleşmemesi halinde nelerin yaşanacağını tarihten biliyoruz. ABD ve Çin arasındaki ekonomik savaşsa sıfır toplamlı bir hayatta kalma oyunu olarak şekilleniyor görünüyor. Dar boğazda petrol yüklü iki dev tankerin biribirini sollamaya çalıştıklarında çarpışmaları kaçınılmaz. Dünya bir “belirsizlik sisi” içerisinde debeleniyor ve bu sis ülkelerin yerleşik rejimlerini de değişime zorluyor.

“Güç geçişleri’ teknolojik değişimlerle de bağlantılı. Bu bağlamda enerji geçişleri çok önemli. 20. Yüzyıl ,savaşlara yol açan bir “petrol yüzyılı”ydı. Emperyalist güçler için “Petrolün kontrolü” vazgeçilmez bir egemenlik aracıydı. 21. Yüzyıl’a ise “Küresel İklim Krizi”yle bağlantılı olarak “yenilenebilir enerji sistemleri” geçiş damgasını vuracak gibi gözüküyor. Geçiş süreci belirsizliklere bağlı tehlikeleri içeriyor. Güç Rekabeti enerji savaşlarını tetikliyor. Küresel finansal güçlerse yeni enerji sistemleri üzerinden 21. Yüzyıl’ı şekillendirmek istiyorlar.

Yeni nesil teknolojilerle bağıntılı şekilde “Yapay Zeka”daki rekabet ise “nadir elementler” veya “kritik mineraller” üzerinde kontrol gücü elde etmeyi öne çıkarıyor. 2022’de ABD Kongresi tarafından onaylanan “Çip Yasası” ABD ve Çin arasındaki teknolojik savaşın yansımasıydı. “Çip Yasası” ABD ve Avrupa arasındaki liberal ekonomi bağlamındaki sözde uyumu da olumsuz etkiliyor. “Serbest Piyasa Köktenciliği”nin çökmeye başladığının işareti saylan bu gelişmeler “Yeni merkantilizm” olarak etiketleniyor. ABD başta olmak üzere Batı dünyası dışarda “serbest piyasa” çığırtkanlığı yaparken kendi içinde korumacılığa yöneliyor.

Diğer yandan Dolar’ın “imparator” olduğu küresel para sistemi de çatırdıyor. Rezerv para birimi olarak “Dolar” hem ABD’nin dış açıklarını ikame ediyor, hem devasa ölçekteki askerî harcamalarını finanse ediyordu. Rezerv para çeşitlemesine yönelik girişimler Dolar’ın hakimiyetini tehdit ediyor. Dolar’ın nüfuzunun zayıflaması Amerika’nın iç sorunlarını derinleştirme eğilimi taşıyor. Küresel bir hegemon olarak ABD, uluslararası düzeni kendi iç siyasi düzeninin makro-kozmosu olarak görüyordu. Birkaç yıl içinde yaşanan gelişmelerden anlaşılacağı gibi hem uluslararası sistem, hem de ABD’nin iç düzen uyumu giderek bozuluyor.

Eski” can çekişiyor çekişmesine ama yerine ‘Yeni” olarak neyin geleceği, belirsiz. İçinde yaşadığımız İnternet çağıysa “sanal gerçekliği” dayatıyor, “nesnel gerçekliği” ise parçalıyor. Sular ziyadesiyle gergin ve her ulus gemisini su üstünde tutmaya çabalıyor. Tehlikeler gerçek, ancak üzerinde yeteri kadar ve bilgece düşünüldüğü takdirde hiçbir tehlike kaçınılmaz değil.



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz