Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
KUR´AN DIŞI VAHİY
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
BÖRÜ
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Din ve insanın varoluşsal krizi
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Trump´ın Suriye´den Çekilme Kararı ve Muhtemel Gelişmeler
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
Erdoğan´ı Davet Ettiklerine Bakın
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
İslam aklı
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Öyle Bir Vadi ki!
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Güzele, en güzele…
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
Müslümanlar Açısından Yüzün Yeniden İnşası
Aziz DARICI
Aziz DARICI
İnsan Şartlı Sevince...
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Ahmed Han (1817-1898)/Hindistanlı Fikir Adamı
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
İsrail´in İfsat Edici Oyunları
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
İttihadımızın Önündeki Fitne: Hased
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Darbe ve Direniş
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Kocam Şimdi Nerede?
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Örnek Şahsiyet: Öğretmen Dursun Mehmet Şahin
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
İnsan ve Hürriyet
Enes TARIM
Enes TARIM
Dervişlerden Kurtulma Kılavuzu
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Kaşıkçı Cinayeti ya da Üç Maymunu Oynamak
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Tarih Bilinci ve Müfredattaki Dozu
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Âşık Çelebi´nin Meşâ´irü´s-Şuarâ Tezkiresi
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
Kur´an´a Atılan En Büyük İftira “Tarihselcilik Anlayışı”
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Sancaktar´lar seferber
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Aileye Sahip Çık!
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Aydınlar/Âlimler Susarsa
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Yılbaşı Kutlamak Da Ne Ola Ki…
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Kültür Emperyalizmi ve Yılbaşı
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Dindar Gençlik!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
‘Babamdan Bana Hüzün Kaldı Yalnızlığı Çok Sevdim´
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
Gençliğin Gidişatı ve Furkan Doğan Örnekliği
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
“Diriliş Pastası”
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Peygamberimizin Örnek Kişiliği…
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Çözüme Gerçekten Hazır mıyız ?
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
Türkiye´nin Gündemi ‘Sağanak Yağmur´ Gibi: Brunson, Af Teklifi, Kaşıkçı ve Andımız
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Kültürel İslam´dan İslami Varoluşçuluğa
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!..
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Vicdanımız Kanıyor!
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Ali ’ye düşman olan Allah’ a düşman olur.

Hz.Muhammed
DOLAR
5.4037
EURO
6.1605
Bir Tuhaflıklar Fabrikası Olarak Üniversite
Funda CANTEK
Tarih: 8.11.2018 14:43:39

Akademisyenlik başka hiçbir meslekte bulunmayan özellikler taşır, başka hiçbir meslek mensubunun edinemeyeceği ayrıcalıklar, alışkanlıklar edindirir, tavırlar takındırır insana. Bunlardan yola çıkarak da kendinize bir dizi üstünlük vehmetmenize neden olur. Çalışma ofisinizin kapısını çekip çıktığınızda ardınızda bırakamayacağınız bir kimliktir akademisyenlik en başta. Bir yaşam tarzı, bir var olma biçimidir. Çalıştığınız üniversitelerde olduğunuz kadar konferans salonlarında, hadi onu geçtim çarşı-pazarda, lokantalarda-kafelerde, sokakta dolaşırken, trafikte, toplu taşıma araçlarında, hatta evinizde bile hocasınızdır. Yolda biri diğerine, “hocam” diye seslense dönüp bakacak kadar deforme olmuşsunuzdur.

Kürsünün bir büyüsü vardır. Özellikle bilmek ve öğretmek fiilleriyle özdeşleştirilmiş erkek hocaları, birazcık hitabet yeteneğiyle dünyanın en cazip insanı haline getirebilir. Fan kulüp kurabilecek kadar çok hayranı olan bir hoca bir gün demişti ki, “Yahu bunlar beni pazardan kabak alırken görseler herhalde hakkımdaki izlenimleri ve benimle ilişkileri değişir.” Kürsüde devleşen bir hoca, günlük hayatta ahbaplık etmenin mümkün olmadığı nemrut veya sıkıcı bir insan da olabilmektedir. Ama günlük hayatta da hocadır hep. Çalışma hayatında faalken öğreten, ayar veren, telkin eden, fikri sorulan, hatırı gözetilen, sözü dinlenen insansınızdır. Eğer uzmanlık alanınızda kendinizi geliştirmişseniz ve yenilemeye devam ediyorsanız, hâlâ üretkenseniz ama daha da önemlisi kibrinizi, egonuzu bir ölçüde de olsa gemleyerek çevrenizle, özellikle de öğrencilerinizle sevgiye ve anlayışa dayanan bir ilişki kurmuşsanız, meslekten ayrıldığınızda da aranır sorulursunuz, sözünüzün hükmü olur. Aksi durumda, yani mesleğin havasına, afrasına tafrasına, hiyerarşisine, büyüklenmesine kendinizi kaptırmışsanız emeklilik hayatınız, evinizde, bir e posta, telefon veya kapı zili bekleyerek tozlanmakla nihayetlenir. Örnekleri çoktur.

Eyüp Aygün Tayşir´in, enfes ilk kitabı 4 Hane 1 Teslim´den sonra yayımlanan Tuhaflıklar Fabrikasıromanı sözde bir distopyanın tuhaf bir üniversitesinde geçiyor. Ama daha ilk sayfalardan biz aslında nerede geçtiğini anlıyoruz. Yakın tarihimizin akademi dolayımıyla eleştirisi olarak da adlandırılabilecek roman, kültürümüzde akademisyen kimdir, nasıldır sorularına ayrıntılı, hem karanlık hem de mizahi bir yanıt aynı zamanda. Tezinde kullanmak için tüm bir kurumun, hatta ülkenin tarihindeki sırları fısıldayacağını, düğümleri çözeceğini düşündüğü, çoktan diğer aleme göçmüş Büyük Âlim tarafından kaleme alındığı varsayılan kadim bir metnin peşine düşen genç bir asistan, bu arayışı boyunca karşılaştığı olayları, muhatap olmak zorunda kaldığı hoca profillerini, akademyanın yazısız ve acımasız kurallarını hicvederek anlatıyor Tuhaflıklar Fabrikası´nda. 

 

Ben ise bu yazıda, bu kitaptan yola çıkarak, 23 yıllık akademi deneyimim boyunca gözlemlediklerimi, başıma gelenleri size biraz anlatayım diyorum. Biraz diyorum çünkü akademyanın tuhaflıkları, değil kısa bir gazete yazısına, ciltlerce metne sığmaz. İyice yaşlanabilirsem, isim falan vererek anlatayım diye düşünmüyor değilim bu tuhaflıkları. Düşüncesi bile hınzır bir keyif veriyor bunun. Böyle bir kitap pek çok meslektaşımın içini soğutur sanırım.

ASİSTANLIK: UZUN ERİMLİ VE NÖBETLEŞE BİR KÖLELİK

Bir dizi sınamadan alnının akıyla çıkarak ve liyakate dayalı olarak girilen üniversitede, sırasıyla kıdemli asistanlar, düşük ve yüksek unvanlı hocalar, fakülte ve üniversite yönetimi, hatta tecrübeli idari personel ile temizlik görevlileri tarafından en iyi ihtimalle görmezden gelinmek, yaygın olarak da aşağılanıp işe koşulmak mukadderdir asistan için. Eğer kıdemli bir hocanın akrabası, üniversitenin kurulduğu şehrin eşrafından, vakıf üniversitesiyle mütevelli heyetinden veya iktidar partisinden birilerinin torpillisi iseniz kıyak bir iştir asistanlık. Çünkü, angaryalar başta bahsettiğim çalışkan ve yetenekli çocuklara yıkılacaktır. Bunun için, daha ilk günden size verilen işleri layıkıyla ve sorumluluk hissiyle bitirip teslim ederseniz vay halinize. Bundan sonra, asistanı olduğunuz veya danışmanlığınızı yürüten hocanın derslerine girmekten, sınav kağıtlarını okumaktan, üniversitenin tanıtım toplantılarına gitmekten tutun, idari personelin yapması gereken işlere kadar her şeyi siz yapacaksınız demektir. Bu arada akademik çalışmalarınızı aksatırsanız, yine azar işiteceksiniz. Çünkü, hem torpilsiz hem çalışkan hem de sorumluluk sahibisiniz. Maalesef bir de idealist ve efendi bir insansınız.

Akademinin yazısız kuralı gereği, çoğu asistan hocalık payesine erişince alt kadroyu ezer, onlara büyüklük taslar. Bir çeşit nöbet devridir bu, racon gereğidir. İşin ilginci, öğrenciler de asistanlıktan hocalığa terfi ettiğinin ertesi günü söz konusu kişiyi adam yerine koymaya, daha saygılı davranmaya başlarlar. Oysa yıllar boyunca asistanlık ettiği hocanın derslerini yürüten, sınav kağıtlarını okuyan ve notları belirleyen aynı kişidir. Ama tabii üniversitede kalıcı bir kadro elde etmek hiç de kolay bir iş değildir. Kadro sıkıntısı çekildiğinden falan değil ha! O kadro, idari kademenin veya itibarlı bir hocanın birilerine peşkeş çekmesi için saklanıyor olduğundan veya kadro bekleyen asistanın politik angajmanı, karakter özellikleri kadro tevzi edenleri rahatsız ettiğinden yahut akademik performasının yüksekliği sebebiyle rakip olarak görülüyor olduğundan bir türlü ilan edilmez. Günün birinde, torpilli birisi salına salına gelir, sizin yıllarca beklediğiniz, elde etmek için gereken her türlü kriteri yerine getirdiğiniz o kadroyu pervasızca adının önüne yazdırır. Salına salına gelenlerin bir kısmı, Tayşir´in “sapık hoca” karakteriyle tariflediği, sözünün hükmü olan bir erkek hocanın, gönül ilişkisi içinde olduğu veya olmayı umduğu genç kadınlardan mütevellittir. Buna sapıklık diyerek marjinalize etmek ne derece doğrudur, o ayrı. Çünkü bu, erkek hocanın kendine vehmettiği, üstelik karşılık da bulan güç ve cazibenin sevkiyle edindiği bir itiyattır. Zaman zaman tacize de dönüşen bu tavır genelde olumsuz bir yaptırımı olmadığı, fail erkek meslektaşları tarafından korunduğu için sürer gider. Hasılı, asistan, hele kalıcı bir kadro edinemediyse, çoğunlukla akademideki en zayıf halkadır.

HOCALIK: UNVANINA VE ESERLERİNE TUTKUN OLMAK

Akademide unvan, hiyerarşi akademik çalışmadan önce gelir. Unvanı zorlukla elde eden zorlukla elde ettiği için, kolaylıkla edinen de çok da çaba harcamadan kayırılmaya ve saygı görmeye alıştığı için mevzisini canı pahasına savunur. İdari görev, asistan seçimi, danışmanlık sayısı, ders ve hatta oda dağılımı mevzi savaşlarına dahildir. Tayşir´in de hatırlattığı gibi, herhangi bir idari görevi nazlanarak, hatır ve kurumun esenliği için olduğunu vurgulayarak kabul eden hoca bile aynı göreve ikinci kez seçilmeyince küser, hırçınlaşır. Ders ve danışmanlık dağılımı, vahşi doğa belgesellerinde tanık olduğumuz hunharca kapışmalarla geçen bölüm toplantılarında belirlenir. Ortalama bir hoca, birçok ders üstlenip onlara girmeme, birçok danışmanlık üstlenip danışmak için kapısına gelenlere yüz vermeme, dahası ofisine hiç gitmeme eğilimindedir. Akademide öğrenci genelde sevilmez. En iyi eğitim, öğrencisiz eğitim olacaktır ama heyhat!

Akademide meslektaşlar da çok sevilmez. Ama onlar kurucu ötekilerdir. Onlarsız da yapılamaz. Çıkarlar gerektirdiğinde uzlaşmak ise elzemdir. Genelde bir rekabet ortamı söz konusudur. Akranı bir meslektaşından yalnızca bir ay önce yükselen akademisyenin oda seçiminden ofis koltuğuna, jürilerde söz almaktan bölüm başkanlığına kadar her alanda önceliği olmalıdır. Oda seçimi deyip geçmemeli ama. Sınırlı sayıda bölüm, hoca ve öğrenci nüfusuna göre planlanmış üniversite binalarında oda dağılımı mevzi savaşlarının en önemli tezahürüdür. Oturulan odanın ayakaltı olup olmadığı, hangi katta yer aldığı, hangi cepheye baktığı, metrekaresi, tefrişi, temizliği ve hangi hocalarla komşu olduğu hayati bir mevzudur üniversitede. Yine Tayşir´in ayrıntılı ve esprili biçimde anlattığı fakat asla abartılı olmayan bir yol haritası çizer akademisyen odasından çıktığında. Verilen işi bitirememişse idare katından, kağıtları okumayı bitirememiş veya vadettiği tarihte tezinin belirli bir bölümünü tamamlayamamışsa danışmanının odasının önünden, sevmediği meslektaşının oda kapısının açık olması ihtimaline karşı onun oturduğu koridordan, saygı görmeyi başaramadığı idari personelin yakınından ve not istemeye yeltenecek veya kendisini alaycı/kötücül bakışlarla süzecek öğrencilerin bulundukları kantin, okul bahçesi gibi mekanlardan, hatta yine istenmeyen ama kaçınılmaz karşılaşmaları önlemek için tuvaletlerden uzak durur.

Hoca, Tayşir´in ifade ettiği gibi eserlerine tutkundur. Birçok alanda ilk çalışmayı kendisinin yaptığını iddia eder ve rakiplerini acımasızca eleştirir. “İnek süt içmez” düsturuyla okumayı, dinlemeyi çoktan bırakmıştır. Eleştiriye gelemez, alıngandır. Dik bakışlardan bile rahatsız olur. Yine Tayşir´in anlattığı gibi, derste sorduğu fiyakalı bir soruya, kendisinin bilgece yanıtlamasına imkan vermeden atılan ve ne acıdır ki doğru yanıtı bilen öğrenciyi acımasızca cezalandırır. Notla değilse bile tavırlarıyla. Sömestrler boyunca derslerde aynı esprileri yapmaktan bıkmaz, ders kaynaklarına yenisini eklemeye erinir. Hatta sınav sorularını bile değiştirmez.

Eleştirel olmak akademisyenin konforunu bozar. Hayatı zorlaştırır. Bu yüzden genellikle bunu yapmaz. Yapan meslektaşlarından uzak durur. Bunu başaramıyorsa, muhatabının başına gelenlerden duyduğu teessürü açıktan değil, kulağına fısıldayarak ifade eder. Ancak onun fikrince, bu gibi insanlar başlarına gelenlere müstahaktırlar. Oldukça dolgun bir maaş, ondan da önemlisi, zoraki de olsa itibar kazandıracak “akademide bir koltuğu” riske atmak için en hafifinden deli olmak gerekir onlara göre. Ya da anarşist, devlet düşmanı, bölücü, şu bu… Siyasetle ilimi birbirinden ayırmak gerektiğine inanırlar. Ancak kimisi hükümet katında bir danışmanlık veya milletvekilliği için akademik unvanlarını ve eserlerini piyon gibi ortaya sürer.

Tayşir´in vurguladığı gibi, bu mesleğe mensup çoğu kişi için hayat ve evren üniversite binalarından ibarettir. Bu binaların dışında sudan çıkmış balık gibi olurlar. Saygı görmenin, hayata katılmanın başka yolu olmadığı empoze edilmiştir onlara. Saygınlığının birçok başka meslek mensubundan fazla olduğu, sözüne itibar edilmesi gerektiği belletilmiştir. Böyle genelleyerek yazdığıma bakmayın, biraz da karikatürize ederek ve Tayşir´den ilham alarak tasvir etmeye çalıştığım akademisyen profilinin, ne mutlu ki, kayda değer sayıda istisnası var. Olumsuz örneklerle daha çok olmak üzere, müstesna akademisyenlerle de mesai yaptım. Onlardan çok şey öğrendim. Ama istisnai bir akademisyen profilini bile deforme eden kurumsal ilişkiler, ancak onlardan azade olunca farkına varılabilen tuzaklarmış, iki yıllık kampüssüz üniversite tecrübemle bunu da gördüm.








Kaynak: Gazete Duvar

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Güvenli bölge
Güvenli bölge
K24 yazarı Vahap Coşkun, ABD başkanı Trump´ın Suriye´nin kuzeyinde oluşturulmasını düşündüğü ve öteden beri Türkiye´nin-de ısrarla oluşmasını istediği, ama işlevi ve mahiyeti konusunda birçok belirsizlik barındıran ‘Güvenli Bölge´ile ilgili olarak, olası durumları analiz etmektedir.
Yunanistan´ın ´sorumsuz siyasetçisi´ istifasıyla siyasi varlığını kurtarmak istiyor
Yunanistan´ın ´sorumsuz siyasetçisi´ istifasıyla siyasi varlığını kurtarmak istiyor
Yunanistan´da istifa eden Savunma Bakanı Panos Kammenos, görevde kaldığı 4 yıl boyunca Türkiye ile ilişkilerin de gerilmesine yol açtı.
Afganistan´da barış ve Taliban´ın rolü
Afganistan´da barış ve Taliban´ın rolü
2019 barış görüşmelerine güçlü girmek isteyen ABD de Taliban da kendisine üstünlük sağlayacak psikolojik bir savaşa girmiş durumdalar.
Bir ‘exit´ krizi
Bir ‘exit´ krizi
May hükümetinin, parlamentodaki tarihi hezimetin ardından AB ile yeni bir müzakere sürecini tercih etmesi halinde kısa süre içerisinde yeni bir ayrılık planı hazırlaması ve meclise sunması gerekiyor.
Beyaz Saray´da iki Amerika
Beyaz Saray´da iki Amerika
Beyaz Saray´ı bölüştükleri anlaşılan ve Orta Doğu´nun geleceğine dair fikirlerinin çatıştığı basına yansıyan iki odakla karşı karşıyayız. Bu odakları Trump ile Pompeo ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi ekibi temsil ediyor.
80 milyona hizmet veren SGK personeli mutsuz mu?
80 milyona hizmet veren SGK personeli mutsuz mu?
Milli Gazete yazarı ve sosyal güvenlik uzmanı Mustafa İşcan, “80 milyona hizmet veren SGK personeli mutsuz mu?” başlıklı yazısında, yaptıkları ‘zorlu´ işten dolayı SGK personelinin uzmanlık istediklerini ve özlük haklarının iyileştirilme düşünce ve isteklerine dair görüş ve kanaatlerini dile getirmektedir.
Poşet atmasaydınız
Poşet atmasaydınız
Milat Gazetesi yazarı Cenap Şirin, “Poşet atmasaydınız“ adlı yazısında, çevre temizliği için zararlı kullanıma sahip bulunan poşet materyali üzerinden, Ortadoğu´da, Ortasya´da ve Kuzey Afrika´da bulunan Müslüman ülkelerde had safhaya çıkan çevre kirliğini ve ‘sıkı´ Kemalist dönemde “asimile edilmiş” Türklerin, Müslüman halka bakış açısında ortaya çıkan yanlış algıları dikkatimize sunmaktadır.
Din tartışmalarında gelenek
Din tartışmalarında gelenek
Mustafa TEKİN
ABD ve Rusya ittifakı!..
ABD ve Rusya ittifakı!..
Abdülkadir ÖZKAN
Büyük değişim veya çözülme
Büyük değişim veya çözülme
Ali Haydar HAKSAL
ABD´nin Tehdidi ve Türkiye
ABD´nin Tehdidi ve Türkiye
Özkan YAMAN
Kürtlere karşı samimi miyiz?
Kürtlere karşı samimi miyiz?
M. Emin ÖZMEN
Mini Hikâye: Düriye´nin Güğümleri
Mini Hikâye: Düriye´nin Güğümleri
Mücahit GÜLTEKİN
Tampon fantezisi ve Kürtler: TOKİ´den bahçeli evler, iki kat olanından...
Tampon fantezisi ve Kürtler: TOKİ´den bahçeli evler, iki kat olanından...
Fehim TAŞTEKİN
Sinan Eskicioğlu; Din/Dindarlık Tartışmaları, Belirsizlik ve Kural ihlalleri
Sinan Eskicioğlu; Din/Dindarlık Tartışmaları, Belirsizlik ve Kural ihlalleri
Resmi biraz netleştirelim: