Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Kuşakların Çatışması mı?
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Öteki olmamak, insan olmak
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
MİLLETİN ADAMI İNSANLIĞIN HAMALI
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Akif´e Dair
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
SENİ SEVİYORUM ARDERN
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Bizim solun bir hikâyesi…
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Yeni Zelanda Katliamının Arkasında İsrail mi var?
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
İSLAMİ DAYANIŞMA CEMİYETİ ve MÜSLÜMANLARIN BU TARZ OLUŞUMLARA OLAN İHTİYACI
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
Dinin araçsallaştırılması
Veysel TAY
Veysel TAY
İngiltere-Yeni Zelanda-Suriye-YPG-Pentagon-Türkiye-Erken Genel Seçim; Çoklu Denkleminde 31 Mart Seçimleri ve Beka Meselesi - 1
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Teröre lanet, şehitlere rahmet, ümmete vahdet
Halil ÇİFTÇİ
Halil ÇİFTÇİ
Terör değil de nedir?
Aziz DARICI
Aziz DARICI
İçimiz acıyor. Ama…
Engin GÜLTEKİN
Engin GÜLTEKİN
İNSANIN ANLAM VE ARAYIŞ SERÜVENİ
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Allah´ın emri, şeytanın kavliyle..
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
CAMİ ŞEHİTLERİ DUASI
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
SON FİRAVUN
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
YENİ ZELANDA KATLİAMI VE MİSYONERLİK
Enes TARIM
Enes TARIM
OTORİTER SEÇİLMİŞLİK
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Benden geçti artık!
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
ADALET Mİ, MASLAHAT MI?
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
TREN METAFORU
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
BİRLİKTELİKTE DEĞERLER TEMELLİ VASAT DURUŞ
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Bu Kez Mizansen Eksik mi Kaldı?
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Medine Sözleşmesi Bağlamından Birlikte Yaşamanın Mümkünlüğü! (1) *
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Zindandan şehadete yürüyenlere dua!..
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
ADALET
Mahmut HAMDERCİ
Mahmut HAMDERCİ
"Sosyal Belediyecilikte MİLLİ GÖRÜŞ Yerel Yönetim Örnekliği" Kitabının Yazarı Mahmut Hamdemirci´nin Seçim Değerlendirilmesi (2)
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
DİSK, HAK-İŞ, MEMUR-SEN
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
Sana Yapılmak İstemediğini Neden Bana Yapıyorsun
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Anadolu Gerçekten Çok Dolu
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Hafızalardaki Kara Leke
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Seçim ve Adalet
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Hiçbir Nebi, Bir Dakika Sonrayı Bilemez
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
Çiçero “Bir gün bir Türk…”
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Musab Aydın
Musab Aydın
Kısa Bir Seyahatten...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Alim, ilim ve amelin yeri cennettedir. Alim, ilmi ile amel etmezse, ilim ve amel cennette, alim ise cehennemde olur.

Hz. Muhammed
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
Bir Tuhaflıklar Fabrikası Olarak Üniversite
Funda CANTEK
Tarih: 8.11.2018 14:43:39

Akademisyenlik başka hiçbir meslekte bulunmayan özellikler taşır, başka hiçbir meslek mensubunun edinemeyeceği ayrıcalıklar, alışkanlıklar edindirir, tavırlar takındırır insana. Bunlardan yola çıkarak da kendinize bir dizi üstünlük vehmetmenize neden olur. Çalışma ofisinizin kapısını çekip çıktığınızda ardınızda bırakamayacağınız bir kimliktir akademisyenlik en başta. Bir yaşam tarzı, bir var olma biçimidir. Çalıştığınız üniversitelerde olduğunuz kadar konferans salonlarında, hadi onu geçtim çarşı-pazarda, lokantalarda-kafelerde, sokakta dolaşırken, trafikte, toplu taşıma araçlarında, hatta evinizde bile hocasınızdır. Yolda biri diğerine, “hocam” diye seslense dönüp bakacak kadar deforme olmuşsunuzdur.

Kürsünün bir büyüsü vardır. Özellikle bilmek ve öğretmek fiilleriyle özdeşleştirilmiş erkek hocaları, birazcık hitabet yeteneğiyle dünyanın en cazip insanı haline getirebilir. Fan kulüp kurabilecek kadar çok hayranı olan bir hoca bir gün demişti ki, “Yahu bunlar beni pazardan kabak alırken görseler herhalde hakkımdaki izlenimleri ve benimle ilişkileri değişir.” Kürsüde devleşen bir hoca, günlük hayatta ahbaplık etmenin mümkün olmadığı nemrut veya sıkıcı bir insan da olabilmektedir. Ama günlük hayatta da hocadır hep. Çalışma hayatında faalken öğreten, ayar veren, telkin eden, fikri sorulan, hatırı gözetilen, sözü dinlenen insansınızdır. Eğer uzmanlık alanınızda kendinizi geliştirmişseniz ve yenilemeye devam ediyorsanız, hâlâ üretkenseniz ama daha da önemlisi kibrinizi, egonuzu bir ölçüde de olsa gemleyerek çevrenizle, özellikle de öğrencilerinizle sevgiye ve anlayışa dayanan bir ilişki kurmuşsanız, meslekten ayrıldığınızda da aranır sorulursunuz, sözünüzün hükmü olur. Aksi durumda, yani mesleğin havasına, afrasına tafrasına, hiyerarşisine, büyüklenmesine kendinizi kaptırmışsanız emeklilik hayatınız, evinizde, bir e posta, telefon veya kapı zili bekleyerek tozlanmakla nihayetlenir. Örnekleri çoktur.

Eyüp Aygün Tayşir´in, enfes ilk kitabı 4 Hane 1 Teslim´den sonra yayımlanan Tuhaflıklar Fabrikasıromanı sözde bir distopyanın tuhaf bir üniversitesinde geçiyor. Ama daha ilk sayfalardan biz aslında nerede geçtiğini anlıyoruz. Yakın tarihimizin akademi dolayımıyla eleştirisi olarak da adlandırılabilecek roman, kültürümüzde akademisyen kimdir, nasıldır sorularına ayrıntılı, hem karanlık hem de mizahi bir yanıt aynı zamanda. Tezinde kullanmak için tüm bir kurumun, hatta ülkenin tarihindeki sırları fısıldayacağını, düğümleri çözeceğini düşündüğü, çoktan diğer aleme göçmüş Büyük Âlim tarafından kaleme alındığı varsayılan kadim bir metnin peşine düşen genç bir asistan, bu arayışı boyunca karşılaştığı olayları, muhatap olmak zorunda kaldığı hoca profillerini, akademyanın yazısız ve acımasız kurallarını hicvederek anlatıyor Tuhaflıklar Fabrikası´nda. 

 

Ben ise bu yazıda, bu kitaptan yola çıkarak, 23 yıllık akademi deneyimim boyunca gözlemlediklerimi, başıma gelenleri size biraz anlatayım diyorum. Biraz diyorum çünkü akademyanın tuhaflıkları, değil kısa bir gazete yazısına, ciltlerce metne sığmaz. İyice yaşlanabilirsem, isim falan vererek anlatayım diye düşünmüyor değilim bu tuhaflıkları. Düşüncesi bile hınzır bir keyif veriyor bunun. Böyle bir kitap pek çok meslektaşımın içini soğutur sanırım.

ASİSTANLIK: UZUN ERİMLİ VE NÖBETLEŞE BİR KÖLELİK

Bir dizi sınamadan alnının akıyla çıkarak ve liyakate dayalı olarak girilen üniversitede, sırasıyla kıdemli asistanlar, düşük ve yüksek unvanlı hocalar, fakülte ve üniversite yönetimi, hatta tecrübeli idari personel ile temizlik görevlileri tarafından en iyi ihtimalle görmezden gelinmek, yaygın olarak da aşağılanıp işe koşulmak mukadderdir asistan için. Eğer kıdemli bir hocanın akrabası, üniversitenin kurulduğu şehrin eşrafından, vakıf üniversitesiyle mütevelli heyetinden veya iktidar partisinden birilerinin torpillisi iseniz kıyak bir iştir asistanlık. Çünkü, angaryalar başta bahsettiğim çalışkan ve yetenekli çocuklara yıkılacaktır. Bunun için, daha ilk günden size verilen işleri layıkıyla ve sorumluluk hissiyle bitirip teslim ederseniz vay halinize. Bundan sonra, asistanı olduğunuz veya danışmanlığınızı yürüten hocanın derslerine girmekten, sınav kağıtlarını okumaktan, üniversitenin tanıtım toplantılarına gitmekten tutun, idari personelin yapması gereken işlere kadar her şeyi siz yapacaksınız demektir. Bu arada akademik çalışmalarınızı aksatırsanız, yine azar işiteceksiniz. Çünkü, hem torpilsiz hem çalışkan hem de sorumluluk sahibisiniz. Maalesef bir de idealist ve efendi bir insansınız.

Akademinin yazısız kuralı gereği, çoğu asistan hocalık payesine erişince alt kadroyu ezer, onlara büyüklük taslar. Bir çeşit nöbet devridir bu, racon gereğidir. İşin ilginci, öğrenciler de asistanlıktan hocalığa terfi ettiğinin ertesi günü söz konusu kişiyi adam yerine koymaya, daha saygılı davranmaya başlarlar. Oysa yıllar boyunca asistanlık ettiği hocanın derslerini yürüten, sınav kağıtlarını okuyan ve notları belirleyen aynı kişidir. Ama tabii üniversitede kalıcı bir kadro elde etmek hiç de kolay bir iş değildir. Kadro sıkıntısı çekildiğinden falan değil ha! O kadro, idari kademenin veya itibarlı bir hocanın birilerine peşkeş çekmesi için saklanıyor olduğundan veya kadro bekleyen asistanın politik angajmanı, karakter özellikleri kadro tevzi edenleri rahatsız ettiğinden yahut akademik performasının yüksekliği sebebiyle rakip olarak görülüyor olduğundan bir türlü ilan edilmez. Günün birinde, torpilli birisi salına salına gelir, sizin yıllarca beklediğiniz, elde etmek için gereken her türlü kriteri yerine getirdiğiniz o kadroyu pervasızca adının önüne yazdırır. Salına salına gelenlerin bir kısmı, Tayşir´in “sapık hoca” karakteriyle tariflediği, sözünün hükmü olan bir erkek hocanın, gönül ilişkisi içinde olduğu veya olmayı umduğu genç kadınlardan mütevellittir. Buna sapıklık diyerek marjinalize etmek ne derece doğrudur, o ayrı. Çünkü bu, erkek hocanın kendine vehmettiği, üstelik karşılık da bulan güç ve cazibenin sevkiyle edindiği bir itiyattır. Zaman zaman tacize de dönüşen bu tavır genelde olumsuz bir yaptırımı olmadığı, fail erkek meslektaşları tarafından korunduğu için sürer gider. Hasılı, asistan, hele kalıcı bir kadro edinemediyse, çoğunlukla akademideki en zayıf halkadır.

HOCALIK: UNVANINA VE ESERLERİNE TUTKUN OLMAK

Akademide unvan, hiyerarşi akademik çalışmadan önce gelir. Unvanı zorlukla elde eden zorlukla elde ettiği için, kolaylıkla edinen de çok da çaba harcamadan kayırılmaya ve saygı görmeye alıştığı için mevzisini canı pahasına savunur. İdari görev, asistan seçimi, danışmanlık sayısı, ders ve hatta oda dağılımı mevzi savaşlarına dahildir. Tayşir´in de hatırlattığı gibi, herhangi bir idari görevi nazlanarak, hatır ve kurumun esenliği için olduğunu vurgulayarak kabul eden hoca bile aynı göreve ikinci kez seçilmeyince küser, hırçınlaşır. Ders ve danışmanlık dağılımı, vahşi doğa belgesellerinde tanık olduğumuz hunharca kapışmalarla geçen bölüm toplantılarında belirlenir. Ortalama bir hoca, birçok ders üstlenip onlara girmeme, birçok danışmanlık üstlenip danışmak için kapısına gelenlere yüz vermeme, dahası ofisine hiç gitmeme eğilimindedir. Akademide öğrenci genelde sevilmez. En iyi eğitim, öğrencisiz eğitim olacaktır ama heyhat!

Akademide meslektaşlar da çok sevilmez. Ama onlar kurucu ötekilerdir. Onlarsız da yapılamaz. Çıkarlar gerektirdiğinde uzlaşmak ise elzemdir. Genelde bir rekabet ortamı söz konusudur. Akranı bir meslektaşından yalnızca bir ay önce yükselen akademisyenin oda seçiminden ofis koltuğuna, jürilerde söz almaktan bölüm başkanlığına kadar her alanda önceliği olmalıdır. Oda seçimi deyip geçmemeli ama. Sınırlı sayıda bölüm, hoca ve öğrenci nüfusuna göre planlanmış üniversite binalarında oda dağılımı mevzi savaşlarının en önemli tezahürüdür. Oturulan odanın ayakaltı olup olmadığı, hangi katta yer aldığı, hangi cepheye baktığı, metrekaresi, tefrişi, temizliği ve hangi hocalarla komşu olduğu hayati bir mevzudur üniversitede. Yine Tayşir´in ayrıntılı ve esprili biçimde anlattığı fakat asla abartılı olmayan bir yol haritası çizer akademisyen odasından çıktığında. Verilen işi bitirememişse idare katından, kağıtları okumayı bitirememiş veya vadettiği tarihte tezinin belirli bir bölümünü tamamlayamamışsa danışmanının odasının önünden, sevmediği meslektaşının oda kapısının açık olması ihtimaline karşı onun oturduğu koridordan, saygı görmeyi başaramadığı idari personelin yakınından ve not istemeye yeltenecek veya kendisini alaycı/kötücül bakışlarla süzecek öğrencilerin bulundukları kantin, okul bahçesi gibi mekanlardan, hatta yine istenmeyen ama kaçınılmaz karşılaşmaları önlemek için tuvaletlerden uzak durur.

Hoca, Tayşir´in ifade ettiği gibi eserlerine tutkundur. Birçok alanda ilk çalışmayı kendisinin yaptığını iddia eder ve rakiplerini acımasızca eleştirir. “İnek süt içmez” düsturuyla okumayı, dinlemeyi çoktan bırakmıştır. Eleştiriye gelemez, alıngandır. Dik bakışlardan bile rahatsız olur. Yine Tayşir´in anlattığı gibi, derste sorduğu fiyakalı bir soruya, kendisinin bilgece yanıtlamasına imkan vermeden atılan ve ne acıdır ki doğru yanıtı bilen öğrenciyi acımasızca cezalandırır. Notla değilse bile tavırlarıyla. Sömestrler boyunca derslerde aynı esprileri yapmaktan bıkmaz, ders kaynaklarına yenisini eklemeye erinir. Hatta sınav sorularını bile değiştirmez.

Eleştirel olmak akademisyenin konforunu bozar. Hayatı zorlaştırır. Bu yüzden genellikle bunu yapmaz. Yapan meslektaşlarından uzak durur. Bunu başaramıyorsa, muhatabının başına gelenlerden duyduğu teessürü açıktan değil, kulağına fısıldayarak ifade eder. Ancak onun fikrince, bu gibi insanlar başlarına gelenlere müstahaktırlar. Oldukça dolgun bir maaş, ondan da önemlisi, zoraki de olsa itibar kazandıracak “akademide bir koltuğu” riske atmak için en hafifinden deli olmak gerekir onlara göre. Ya da anarşist, devlet düşmanı, bölücü, şu bu… Siyasetle ilimi birbirinden ayırmak gerektiğine inanırlar. Ancak kimisi hükümet katında bir danışmanlık veya milletvekilliği için akademik unvanlarını ve eserlerini piyon gibi ortaya sürer.

Tayşir´in vurguladığı gibi, bu mesleğe mensup çoğu kişi için hayat ve evren üniversite binalarından ibarettir. Bu binaların dışında sudan çıkmış balık gibi olurlar. Saygı görmenin, hayata katılmanın başka yolu olmadığı empoze edilmiştir onlara. Saygınlığının birçok başka meslek mensubundan fazla olduğu, sözüne itibar edilmesi gerektiği belletilmiştir. Böyle genelleyerek yazdığıma bakmayın, biraz da karikatürize ederek ve Tayşir´den ilham alarak tasvir etmeye çalıştığım akademisyen profilinin, ne mutlu ki, kayda değer sayıda istisnası var. Olumsuz örneklerle daha çok olmak üzere, müstesna akademisyenlerle de mesai yaptım. Onlardan çok şey öğrendim. Ama istisnai bir akademisyen profilini bile deforme eden kurumsal ilişkiler, ancak onlardan azade olunca farkına varılabilen tuzaklarmış, iki yıllık kampüssüz üniversite tecrübemle bunu da gördüm.








Kaynak: Gazete Duvar

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
İktidar cephesi yanlış kampanya ile kendisini boş yere zora soktu.. Ya beklenmeyen olursa?
İktidar cephesi yanlış kampanya ile kendisini boş yere zora soktu.. Ya beklenmeyen olursa?
Fehmi KORU; Cumhuriyet´i kuran parti CHP 1946´da sarsıldı, 1950´de iktidarı kaybetti. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi CHP´yi yeniden iktidara İsmet İnönü‘yü ülkeyi yönetmeye taşımak istediyse de bu formül uzun ömürlü olamadı.
Devleti Ele Geçirmek
Devleti Ele Geçirmek
Mustafa KAYA
12 Mart askeri muhtırası neden verildi?
12 Mart askeri muhtırası neden verildi?
12 Mart askeri muhtırasına ilk destek verenler başta DEV GENÇ olmak üzere solculardı ama...
SOL´A DAİR YAZILAR-4
SOL´A DAİR YAZILAR-4
Sait Alioğlu´nun "Sol´a Dair Yazılar" serisinin dördüncü yazısı...
Kürdistan´da demokrasi ve hükümet sorunsalı
Kürdistan´da demokrasi ve hükümet sorunsalı
K24 Türkçe´den yazar İbrahim Güçlü´nün analiz yazısı...
Siyaset akledenlerin işidir!
Siyaset akledenlerin işidir!
Karadenizekpres.com´dan Abdülbaki Erdoğnuş´mum siyast ehlinin vasfı ile ilgili analiz yazısı…
Ve devlet bütün arşivlerini açar
Ve devlet bütün arşivlerini açar
Yıldıray OĞUR
Farabi´nin Medinetul Cemaiyye´si: Yeni Zelanda
Farabi´nin Medinetul Cemaiyye´si: Yeni Zelanda
Ergün YILDIRIM
Reis´e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider
Reis´e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider
Tayfur ATAY; Medya için hep söylene gelen, “Türkiye´de medyanın gücü yok, gücün medyası vardır” sözü artık tarikatlar için de geçerli.
8 maddeyle JP Morgan!
8 maddeyle JP Morgan!
Adnan ÖKSÜZ;
Emperyalizmin oyunları ve sonuçları
Emperyalizmin oyunları ve sonuçları
Ali Haydar HAKSAL; Suriye bataklığının sonuçlarıdır Golan Tepeleri´nin işgal düşüncesi.
“İnkılâp tarihi”nin hüzünlü başlangıcı…
“İnkılâp tarihi”nin hüzünlü başlangıcı…
D. Mehmet Doğan; Türkiye´de “inkılâpçı”lar tarihlerini erken yazmak ihtiyacını hissettiler, İnkılâp derslerinin başlangıcının 85. Yılındayız…
Okurlarla hasbihale devam
Okurlarla hasbihale devam
Hakan ALABAYRAK; “Kiliselerin saldırıya uğramasında nerede olduğunuzu açıklamak yerine El Kaide türevlerinin cumalarda camileri bombalamasında nerede olduğunuzu açıklamalısınız.
Vefai şeyhi Ahi Hasan ile tanışalı
Vefai şeyhi Ahi Hasan ile tanışalı
Hakan Erdem; Kroniklerde Edebâli´nin yeğeni olarak gösterilen Ahi Hasan aynı zamanda bir Vefâî Babaî şeyhiydi.
Ardern ve Erdoğan: Âlicenaplığın dilinin gücün diline üstünlüğü
Ardern ve Erdoğan: Âlicenaplığın dilinin gücün diline üstünlüğü
Alper GÖRMÜŞ