Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Sıra sözde
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Soçi Zirvesi´ne karşı Varşova Konferansı
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Düşünceye İffet ve Hayâ Gerek /1
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Eleştiriyi İhanet Olarak Görmek
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
SALÂT-NAMAZ (1-5)
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Abdülkerim Süruş ve Kelam-ı Muhammed
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
İran Devrimi´nin kırkıncı yıldönümü
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Muhammed Tayyip Okiç: Hocaların Hocası
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
Domates biber patlıcanla gelen kuyruk acısı
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Eşekleşme ve Ailede Sorun
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Filistin´de Kız İstemek
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
Enbiya Yurdu Kudüs, Müslümanların 3000 Yıllık Başkentidir İşte Delili!
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Hiçbir Nebi, Bir Dakika Sonrayı Bilemez
Enes TARIM
Enes TARIM
İnsan Hakları ve Din
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
Çiçero “Bir gün bir Türk…”
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Eleştiri Bir Nimettir
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Önceliklerimiz
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Değerler Eğitimi İle “Değerli” Nesiller Yetiştirilebilir mi?
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
Filipin Moro Müslümanları ve Gözden Kaçanlar
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Irkçılık ve Ulusalcılık…
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
İslam´ın Sol Yorumu Olabilir mi? -Hasan Hanefi ve Nurettin Topçu Örneği-1
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
Furkan Cemaati Provokasyonu!
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Ben İnsanım!..
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Malatya´nın Gençlerinin Yüreklerinden Akan Mektuplar
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Şemşamer Mezhepliler!
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
Şiddet Sarmalında İstikamet Kaybetmek
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Trump´ın Suriye´den Çekilme Kararı ve Muhtemel Gelişmeler
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
Müslümanlar Açısından Yüzün Yeniden İnşası
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Darbe ve Direniş
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
İnsan ve Hürriyet
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
Gençliğin Gidişatı ve Furkan Doğan Örnekliği
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
“Diriliş Pastası”
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
"Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda topraga verilecek bir kurbandir.

DOLAR
5.3141
EURO
6.0263
AK Parti´nin Çözmesi Gereken Bir Sorun: Salon Başka, Kulis Başka…
Mehmet TEKELİOĞLU - 12. 10. 2018 Cuma
Tarih: 12.10.2018 07:19:31

12. 10. 2018 Cuma

Kızılcahamam kampı, Ak Partinin Türk siyasetine kazandırdığı bir gelenek. Partinin başta milletvekilleri olmak üzere karar organlarında yer alanların bir araya geldiği bu toplantıların genel adı istişare ve değerlendirme toplantısı olarak anılıyor. Ben de kurucular kurulu üyesi olarak bu toplantılara katılıyorum.

Fakat eskiden mevcut olmayan ve yeni ortaya çıkan bir sorun var. Kulislerde konuşulanlarla salondaki toplantılarda ve soru-cevap kısmında konuşulanların farklı olması. Yanlışlık nerde? Niçin böyle bir durum hâsıl oluyor? Neden insanlar düşüncelerini açıkça ortaya koymaya çekiniyorlar? Bunun sebeplerini bulmak ve yapmacık tavırlardan kurtulmak gerekiyor.

Hangi sebeple olursa olsun toplumun her kesiminin yüz yüze kaldığı bir ekonomik sıkıntı var. Cumhurbaşkanımız kriz yok dese de bir ekonomik karmaşanın mevcudiyetinin farkında. Bu da konuşmalarına yansıyor zaten.Açış konuşmasında bunların izlerini görmek mümkün… Mesela konuşmanın şu bölümü:

 “Şu gerçeği hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız, her kriz beraberinde birçok fırsatı da getirir. Devlet yönetimi olarak bu krizin üstesinden gelmek için normal şartlarda yıllara sari olarak yapabileceğimiz büyük reformları ve köklü değişimleri kısa sürede hayata geçirdik, geçiriyoruz.”

Toplantı öncesi sohbet ettiğimiz arkadaşlardan biri dövizdeki belirsizlik sebebiyle önceden vadeli olarak alabildikleri hammaddeleri artık peşin parayla bile zor temin ettiklerini söyledi. Üstelik mamullerini vadeli olarak vermek zorunda kaldıkları için artık üretimi devam ettirmenin imkânsız hale geldiğini gördüğünü ifade etti. “200 kişiyi işten çıkardık ve imalata son verdik, iş yerimizi kiraya bile veremiyoruz” dedi.

Konuştuğum bir başka sanayici arkadaşımız, bana, “hocam uçurumun kıyısındayız, elimizden tutan olur mu bilmiyorum, Allah akıbetimizi hayretsin” dedi. “Alacaklarımızı tahsilde büyük sıkıntı var, dolayısıyla borçlarımızı ödemek imkânsızlaşıyor” derken üzgündü.

Benim aklıma da Ankara´da oturduğum evin tam karşısında bir ara hızla yürüyen ama şu sıralarda kimsenin çalışmadığı inşaat geldi. İki dev blok yapılıyor önümüze, 33 katlı ve 22 katlı iki dev blok. Niçin durdu bu inşaat diye aklımdan geçiriyordum ki medyada bu inşaatı yürütenlerin konkordato talep ettiklerini okudum.

Bu yazıyı hazırlarken dev bir gıda şirketinin aynı yola başvurduğu haberi düştü internet sitelerine…

Bir başka işadamı dostumuz “kamuya iş yapanlar zor durumda, hiçbir ödeme yapmıyor devlet”  dedi. İnanamadım, hala da bunu izah edebilmiş değilim.

Yurt dışında mağazaları olan bir işadamı da vaktiyle bunu düşünmüş ve gerçekleştirmiş olmanın kısmi rahatlığı içinde “buradaki mağazalarımızı yurt dışı mağazalarımız sayesinde ayakta tutabiliyoruz, ama yine de sayılarını azalttık” dedi. 

Şirketler için bu tür zorluklar normaldir, olabilir diyeceğim ama bu kadarı üst üste gelince tedbirleri çeşitlendirmek gerekiyor. Belki bu yazıda detayına girmek mümkün değil ama şu kadarını soralım: Onca aidat ödedikleri Ticaret ve Sanayi Odaları ve bunların üst kuruluşları, konkordato isteyen yani iflasın eşiğine gelmiş olan şirketlerin niçin ellerinden tutmaz? Bu duruma karşı niçin bir fon oluşturarak dayanışma mekanizmalarını harekete geçirmez, bilmiyorum. Odaların ve üst kuruluşların bir fonksiyonunun da bu olması gerekmez mi? Ticaret ve sanayi erbabının ödediği aidat karşılığında odalardan ve üst kuruluşlarından aldığı hizmetin bir dökümü var mıdır acaba? Üyelerin yüzde kaçı ne kadar hizmet almıştır? O hizmetlerin bir ağırlıklı dökümü olsa ne iyi olur. Böyle zor zamanlarda şirketleri ve işadamlarını bankaların insafına terk etmek doğru mu?

Unutmayalım bu sıkıntıların sonunda bir de işsizlik problemi çıkacaktır ortaya. Şimdi yüzde 10 indirim çağrısıyla enflasyonu yılbaşından sonraya öteleme gayretindeyiz. İşsizlik artınca da galiba herkes işçi sayısını yüzde 10 artırsın diyeceğiz. 

Birisi çıkıp “enflasyonla mücadelenin önce hukuksal reformlardan başlaması gerekir” diye haykırsa ne iyi olur. “Yıllarca sadece sözü edilen yapısal reformlardan ne haber” diye soran bir âkil adama ne kadar muhtacız… 

Bir başka sıkıntımız hesapsız kitapsız harcamalar. Hem devletin hem kişilerin israfa gömülmeleri… Bu işin ahlaki bir boyutu da var. Konuyu Mustafa Çağrıcı Hoca, Karar´daki yazısında ele almış. Şöyle söylüyor:  

“Bizim toplumumuz, son 10-15 yıl içinde biraz palazlanınca hızlı bir tüketim hastalığına tutuldu. Çok da akıllıca olmayan, hele hiç İslâmî olmayan, hatta biraz da ilkel diyeceğimiz bu tüketim çılgınlığı…” 

Konuyu dağıtır gibi oldum, farkındayım. Ak Parti Kızılcahamam kulislerinde haklı olarak önümüzdeki yerel seçimlere doğru yol alırken ortaya çıkan kaygılar baskındı. Peki, salonda? Cumhurbaşkanı Erdoğan zaten bu toplantıyı bir nevi seçime hazırlık toplantısı olarak görüyor ve stratejisini o istikamette geliştirmeye çalışıyor. Konuşmalarında da bu hali yansıtmaktan geri durmuyor.  

“Son dönemde yaşadığımız hadiseler sebebiyle Mart 2019 seçimlerinin önemi çok daha artmıştır. 24 Haziran´da Cumhurbaşkanlığı görevini bize tevdi eden, Mecliste partimizi birinci sıraya çıkartan milletimizden mahalli idareler seçimlerinde de benzer bir desteği almamız gerekiyor. Bunu başardığımızda Türkiye´ye önümüzdeki 4, 5 yılda gerçekten çok verimli, çok kıymetli hizmetler getirme imkânına kavuşacağız.”

Kızılcahamam´da Erdoğan “Türkiye´de bir defa kriz yok. Türkiye´de ekonomiyle alakalı bir manipülasyon, manipülatif hareket var” dese de yukarıda söylediğimiz gibi sıkıntıları görmezden geliyor değil… Berat Albayrak´ın konuşması Türk ekonomisinin uluslararası standartlar yönünden ne kadar iyi olduğunu anlatmaya odaklanınca salonda sessiz homurdanmalar, ikili fısıldaşmalar, salon dışında ise “her şey dört dörtlük” esprileri aldı başını gitti. Bu işlerden anlayan bir arkadaşımızın, “Türkiye´nin toplam borcunun uluslararası standartlar itibariyle, yani borcun milli gelire oranı itibariyle ortalamadan daha iyi olduğunu söyleyen Bakan Albayrak´ın bir de ülkelerin borç ödeme kapasitelerini tabii kaynaklar ve üretim kabiliyeti itibariyle mukayese etmesini isterdim” dediğini duydum.   

McKinsey olayı medyada tartışıldı ama önemli bir nokta gözlerden uzak kaldı. Başka hususlar öne çıkınca da siyaseten Ak Partiye zarar vereceğini gördü Cumhurbaşkanı Erdoğan ve noktayı koydu. Oysa McKinsey Türkiye´ye yatırım yapmayı düşünenlere güvence verecekti. Tabii bu güvenceyi vermek için de Türkiye´yi bazı reformlar, özellikle hukuki reformlar yapmaya zorlayacaktı. Yoksa McKinsey´in yazacağı raporu yazacak adam bizde de çok. TÜSİAD mı zorlamıştı McKinsey´le anlaşma için birilerini… O da benim meçhulüm… McKinsey´e gelme derken bir demokratikleşme adımını da elimizin tersiyle itmiş mi olduk yoksa? McKinsey´in mahrem bilgilere erişmesini kaygıyla karşılayanlara sadece güldüm, bu devirde hangi mahrem bilgiden bahsediyorlar acaba?

Kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan vaz geçsek iyi olacak… Cumhurbaşkanı Erdoğan yerel seçimlerde teröre bulaşmış olanlardan başkan seçilenler olursa yerlerine kayyum atarız diyor. Umarım bu, çok istisnai durumları kast ederek söylenmiş bir söz olsun. Doğru olan bu vasıftakilerin seçilme yeterliliği ile ilgili şartlar itibariyle seçime girmemesidir. Yoksa sandıktan çıkmış birini yerinden etmek, yeniden ilişki kurmaya niyetli olduğumuz Avrupa Birliğine anlatılabilecek bir şey değildir.

Kızılcahamam toplantılarının en ilginç noktaları son güne bırakılan soru-cevap faslında ortaya çıkar. Ben bu toplantıda kulislerde konuşulanların hiç değilse bir kısmı dile getirilir diye bir zehaba kapıldım. Heyhat… Ufak tefek meselelerden öteye gitmedi. Suskunluk kaderimiz olmuş durumda. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan hiçbir sınırlama koymadı. Hakkını teslim edelim, orada konuşulanları da can kulağı ile dinleyip notlar aldı. Peki, kulislerdeki sıkıntı niye dile gelmedi. Muhtemelen trollerin katliamından çekinilmiştir. Trollere söz geçiren de olmadığına göre endişeyi makul mü görmeliyiz?  

Suskun bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz. Aydınlar suskun, üniversiteler suskun, sivil toplum örgütleri suskun, en zor durumdaki ticaret ve sanayi erbabının sesini duyurması beklenen odalar ve üst kuruluşları suskun… Yoklar… Oysa Ak Parti´ye gönül verenlerin de, ülkeye gönül verenlerin de susacağı günler değil bu günler… Övgü ile sövgü gibi iki zıt kutup arasında çok daha makul bir durak olduğuna inanıyorum ben…

Akif Paşa´nın adem yani yokluk kasidesini bilir misiniz? Yokluğa kaside… Hazret bunalımlar içinde neler neler yazmıştır. Buraya bir beytini alalım:

Sarf edip vârını aklın var ise var yok ol
Rahat istersen eğer eyle temennâ-yı adem


[Eğer rahat istersen yokluğu arzu et, aklın var ise varını sarf et ve yokluğa git.]








Kaynak: Ocak Medya

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Fehim Taştekin: Fırat hattında dört düğüm
Fehim Taştekin: Fırat hattında dört düğüm
ABD sahada yokken yerel dinamikleri etkileme kapasitesi düşmüş olacaktır. O yüzden nisan sonrası süreçte Kürtler ister istemez kritik bir kavşağa sürüklenecek. Orada ya müzakere ya da askeri çözüm kendisini dayatacaktır.
Ahmet Taşgetiren: Beka sorunu ülkenin mi yoksa dindarların mı?
Ahmet Taşgetiren: Beka sorunu ülkenin mi yoksa dindarların mı?
Aslında muhafazakar camiada “ne idik ne olduk?” türünde konuşmalar her ortamda gündeme geliyor. Konu siyasetle ilgi boyutunda “İktidar olduk ama kendimizi kaybediyoruz” yaklaşımına varıyor.
Avusturya´da bir cinayet ve PKK
Avusturya´da bir cinayet ve PKK
Avusturya´da daha önce çeşitli suçlar işlediği için sınır dışı edilen bir PKK´lının Avusturyalı bir memuru katletmesi, teröre verilen desteğin sonunda bu desteği verenlere zarar vereceği uyarılarının haklılığını gösteriyor.
Soçi´ye karşı Varşova: ´Kuzey Cephesine´ karşı ´Güney Cephesi´
Soçi´ye karşı Varşova: ´Kuzey Cephesine´ karşı ´Güney Cephesi´
Ortadoğu ve Suriye´deki gelişmeler, Rusya, Türkiye ve İran´dan oluşan “Kuzey Cephesi” ile ABD ve İsrail öncülüğünde oluşturulan Mısır, bazı Körfez ve Avrupa ülkelerinin eklendiği “Güney Cephesi”ni belirgin hale getirdi.
Çünkü herkes kendinden firardadır
Çünkü herkes kendinden firardadır
Milat Gazetesi yazarı Ali Aydın, Nietzsche´den mülhem bir ifadeden hareketle kullandığı “Çünkü herkes kendinden firardadır” başlıklı yazısında, günümüz toplumunda ve ne yazık kı Müslümanlar arasında giderek pek ağırlığı kalmayan ‘ahlak, adalet ve özgürlük´ mefhumlarından hareketle genele ve özele yönelik bir muhasebe çabasını dile getiriyor.
Siyasete Kurban Vermek
Siyasete Kurban Vermek
Milat Gazetesi yazarı Ali Bal “Siyasete Kurban Vermek” başlıklı analiz yazısında, birçok değerimizi bizden alıp götüren ve kendisine o kayıp giden değerlerimizin aksine, alışılmadık anlamlar yüklediğimiz siyaset anlayışımızı sorguluyor.
Hoşgörü ve medeniyet şehri; MARDİN
Hoşgörü ve medeniyet şehri; MARDİN
Milat Gazetesi yazarı Kâmil Çakır, yemyeşil görüntüsü ile adeta bir denize benzeyen Mezopotamya Ovası´nın kıyısısında konuşlu bulunan ve asırlardır, çeşitli kavmi popülasyona, dine, mezhebe ve kültüre yer verip onları sahiplenen hoşgörü şehri Mardin´i anlatıyor.
Mısır´ın idam sicili ve bekleyen infazlar
Mısır´ın idam sicili ve bekleyen infazlar
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi´nin göreve geldiği 2014 yılından bu yana 42 mahkum infaz edildi.
İngiltere´de Corbyn karşıtı kampanyada yeni aşama
İngiltere´de Corbyn karşıtı kampanyada yeni aşama
İngiltere´de ana muhalefetteki İşçi Partisi´nin lideri Jeremy Corbyn´i parti içi mücadeleyle devirmeyi başaramayan milletvekilleri istifa ederek yeni oluşum başlattı.
Ulu Hakan mı Kızıl Sultan mı?
Ulu Hakan mı Kızıl Sultan mı?
Ocak Medya´dan Serkan Yıldız. Sultan Abdülhamid´e yönelik kaleme aldığı “Ulu Hakan mı Kızıl Sultan mı?” başlıklı analiz yazısında, doğru ve yanlış yönleri açısından önemli bir değerlendirmede bulunmaktadır. Bu analiz yazısının, birçok konuda olduğu, olması gerektiği üzere serinkanlılık içerinde okunması, mes´eleyi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Gazeteciye kızabilirsiniz, ama öldürmek, hapsetmek olacak iş değil. Cumhuriyet davası…
Gazeteciye kızabilirsiniz, ama öldürmek, hapsetmek olacak iş değil. Cumhuriyet davası…
Fehmi Koru´nun “Gazeteciye kızabilirsiniz, ama öldürmek, hapsetmek olacak iş değil. Cumhuriyet davası… başlıklı analiz yazısı…
Tanzim satışlar ve ekonomik anlayışımız
Tanzim satışlar ve ekonomik anlayışımız
Gazeteci-yazar ve akademisyen Atilla Yayla, gazeteyeniyuzyil.com´da yayımlanan “Tanzim satışlar ve ekonomik anlayışımız” başlıklı yazısında, belediyelerin ve hükümetin, alım gücü düşük olan halka yönelik ucuz sebze ve meyve satışı vb. üzerinden tanzim satışlarla ilgili yaklaşımları, genelde ‘yerinde ve doğru´ tespitler eşliğinde, ama bir açıdan da içerisinde bulunduğu liberal anlayış çerçevesinde değerlendirmekte, olup bu sayede var olan sorunların çözümünü talep etmekle birlikte, ekonomik devletçiliğinde iyi sonuç vermeyeceğini maddeler halinde ele almaktadır.
İran devrimine, Asr-ı Saadet benzetmesi yapma gafleti
İran devrimine, Asr-ı Saadet benzetmesi yapma gafleti
gazeteyeniyuzyil.com yazarı Cemile Bayraktar, “İran devrimine, Asr-ı Saadet benzetmesi yapma gafleti” başlıklı yazısında, yapılan devrimi asr-ı saadet´e benzeten Oğuzhan Asiltürk´ün düşüncesinin yanlışlığını, Şianın oluşumu, onun içerisinde iki ana kanadı oluşturan ahbarî ve usulîlerin yöntemsel farklılıklarını, Humeynî´nin velayet-i fakih kurumu üzerinden, fukahanın peygamberlerle eşit tutulmasını, devrimin söylem bazında salt İslami ilkelere dayandırıldığı halde, teoride ve daha sonra ise pratikte mezhep ve Fars etnik temeline irca edildiğini; şimdi ise, devrimim özellikle de Suriye´ye bakılmasından hareketle, devrimin gelmiş olduğu noktayı ortaya koymakta…
Devrimin 40. yılında ´siyasi fıkıh´ ve pragmatizm arasında İran
Devrimin 40. yılında ´siyasi fıkıh´ ve pragmatizm arasında İran
Devrimden önce Humeyni, Şii ilim havzalarına imkân verildiği taktirde “siyasî fıkhı” geliştireceklerine ve Şii ulemanın toplumsal, ekonomik ve siyasî bütün sorunlara çözüm üreteceğine inanmaktaydı.
Afrika Birliği: Değişim mi, statüko mu?
Afrika Birliği: Değişim mi, statüko mu?
Darbeyle Mısır yönetimine gelen ve yönetimini kalıcı hale getirmeye çalışan Sisi´nin demokrasinin muhafazası ve geliştirilmesi vurgusunu temel alan Afrika Birliği´nin dönem başkanı olması, kıtanın gelecek vizyonu açısından bir paradoks.