Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Deizme Dair Bir Derkenar
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Neden Cemal Kaşıkçı?
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
Yeniden İman Etmek!
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Kültürel İslam´dan İslami Varoluşçuluğa
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Siyaset ve İman İlişkisi
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Masamdaki Kitaplar
Aziz DARICI
Aziz DARICI
Müslümanların Kaderi İman ve Mücadeledir
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Kaşıkçı Travması ve Yeni Ortadoğu Düzeni
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Ademce Bir Duruş Sergilemek
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Tebliğ: Örf, Adet ve Gelenek
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
ABD´nin Ekonomik Yaptırımlarının İran´a Yansıması
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Taksici Gözüyle İstanbul
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
Sapkınlık Aracı Olarak Mal
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!..
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Çağrılar Neden Karşılık Bulmaz?
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Önceliklerimiz
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
İslamcılık Öldü Mü?
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
Mine´nin Kırıkkanatları
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
Ruhu Çamurlaşmış İnsanlar
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
İslami Hareketlerde "Minnet" Sorunu
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Duaya Davet!
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
Kaşıkçı Olayı Suudilerin Sonu Olacak!
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Savaş mı Cinayet mi?
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Günümüzün Kerbela´sı Yemen´in Serencamı ve Ümmetin Duyarsızlığı…
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Adalet, Mizan ve Kitap Dengesi
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Düş ve Bayram
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Dr. Ayhan Vergili: Hilmi Ziya Ülken Önemli Bir Sosyolog, Felsefeci ve Fikir Adamıdır!
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
Eğitimden Tasarruf olur Mu?
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Allah´ım Beni İmandan Kur´an´dan ve Romandan Mahrum Eyleme (2)
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Enes TARIM
Enes TARIM
Yezid´den Bugüne Ortodoks İslam
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Yola Çıkan Gençlere Yol Verin (Bir gencin hikayesi)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
Son Zamanlarda İslami Camialara Yapılan Saldırıların Arka Planı
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Vicdanımız Kanıyor!
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
İstanbul Hava Durumu
Bugün
Sağanak
13°
10°
Pazartesi
Bulutlu
16°
Salı
Fırtına
17°
13°
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez…

Mevlana
DOLAR
5.3412
EURO
6.0565
28 ŞUBAT´TA KUR´AN MEALLERİ PATLADI
Prof. Dr. Dilaver Gürer Cumhuriyetten bugüne darbe dönemlerinde Kur´an mealleri üzerine çalışmaların yoğunlaştığını bunun en son örneğinin de 28 Şubat döneminde yaşandığını dile getiriyor. Osmanlı´nın son döneminde ıslahat çalışmalarının bir devamı olarak başlatılan Kur´an tercüme çalışmasına değinen Gürer, bu ekip içinde Müslüman olmayan mütercimlerin de yer aldığını ve meal çalışmasının Cumhuriyet sonrası da devam ettiğini dile getiriyor.
Tarih: 4.11.2018 22:05:25

04. 11. 2018 Pazar

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Dilaver Gürer ve Hayrullah H. Sofuoğlu yedi yıl boyu çalışarak ortak bir Kur´an tercümesine imza attı. “Kur´anı Kerim ve Türkçe Tercümesi” adlı çalışma H Yayınları arasında okurla buluştu. Bu çalışmadan yola çıkarak Gürer ile tefsir ile meal arasındaki farkı masaya yatırdık.Bu farktan yola çıkarak özellikle Cumhuriyetten sonra neden mealin öne çıktığını anlamaya çalıştım.Gürer, Efendimiz döneminden bugüne yapılan Kur´an çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Öncelikle şunu sormak istiyorum günümüzde Kur´an mealini Kuran tercümesine tercih etmemizin sebebi nedir?

Cumhuriyetle birlikte Kur´an-ı Kerim´in Türkçeye çevirisi için “tercüme” kavramı yerine “meal” kavramı, yani ayette kastedilen mananın aktarımı özellikle 1930´lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş, tercümeye bir-iki örneği dışında fazla iltifat edilmemiştir. Bunun sebebi ise 1950´li yıllara kadar süren, 1960´larda ve 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar ortaya çıkan birtakım olumsuz konjonktürel şartlar, daha doğrusu “ibadetin Türkçeleştirilmesi” meselesi, ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir.

ENDİŞEDEN DOĞAN AKIM

Malum, Akif, “Kur´an tercümesi” yerine ısrarla “Kur´an meali” ibaresini kullanmasının sebebini ‘yanlıs bir şey yapmaktan çekinme´ olarak açıklamıştır. Bu bakış açısı mı meali tercümenin önüne geçirdi?

Evet işte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda, Akif´in taşıdığı bu endişeyi, Kur´an´ın Türkçeye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevat, çevirilerinin ibadette kullanılmasına mahal vermemek için Kur´ân´ın tercümesi yani Arapçadaki anlamının doğrudan Türkçeye aktarılması yerine, “küçük çaplı tefsir” diyebileceğimiz bir üslupla, başka bir ifadeyle, ayetin ne söylediğini değil de, birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir “meal geleneği” oluşturmuşlar ve yaptıkları tercümelere hep “meal” demişlerdir. Zira, “meal” ayetin vermek istediği mesajı ve manayı diğer dile/Türkçeye rahat bir şekilde aktarmak iken, “tercüme” ayetin Arapçasını doğrudan doğruya -farklı tekniklerle de olsa- Türkçeye veya başka bir dile aktarmaktır ve bu noktada meal ile tercüme arasında ciddi bir fark vardır. Başka bir deyişle, tercüme, meal olmadığı gibi, meal de hiçbir zaman tercümenin yerini tutmaz.

MEAL ÇALIŞMASINA FİKİR SOKMAK KOLAY

Daha sonra da bu anlayış devam etmiş öyle mi?

1950´lerde devlet ibadetin Türkçeleştirilmesi projesinden vazgeçtiği halde, yani Hasan Basri Çantay´ların, Ömer Nasuhi Bilmen´lerin Kur´an mealleri açısından içinde bulundukları olumsuz konjonktürel şartlar ortadan kalktıktan on yıllarca sonra bile, hatta günümüzde dahi Kur´an´ın mealen çevirisine devam edilmektedir. Bunun bir başka sebebi de, meal yapan kişinin, kendi dini fikirlerini ve anlayışını veya ilahi kelamın mealini okuyan kişinin ilahi kelamın tercümesinden doğabilecek birtakım yanlış ve eksik anlamalara düşmesine sebebiyet vermemek için -kendine göre -birtakım doğru ve açıklayıcı ifadeleri, yapacağı çeviri metne dâhil etme imkânı sunmasıdır. Aslında, ayetin tercümesini yapmak oldukça zor, sıkıntılı ve iddialı bir iş iken, buna karşılık mealini yapmak çok daha rahat, kolay ve mütesâhil yani biraz ucu açık tercümedir.

Peki daha sonra neden bu artış devam etti?

İbadetin Türkçeleşmesi ve Arapça bilenlerin azalması diyebiliriz. Zira Osmanlı´da ulemanın ve aydınların çoğu Arapça biliyor ve Kur´an´ın manasını Arapçasından anlıyordu. Okuma yazma oranı da düşük olduğu için Arapça bilenler camide, tekkede, okulda vs. yerlerde ayetin Türkçesini Arapça bilmeyenlere aktarıyorlardı. Cumhuriyetle birlikte bu ortam ortadan kalktı. Kur´an´ın Türkçe anlamına hem okumuşlar arasında hem de halk nezdinde ihtiyaç duyuldu. Bu sebeple Türkçeye çeviriler başladı ve bu iş aslında bizzat devletin kendisi istedi. Meclis tarafından bir adet Kur´an tercümesi (Mehmet Akif Ersoy), bir adet tefsir (Elmalılı Hamdi Yazır) ve bir adet de hadis kitabı (Muhtasar Tecrid-i Sarih: Babanzade Ahmed Naim-Kamil Miras) tercümesi siparişi verildi.

1950´lerden sonra dinî alanda baskının kalkması ve nispeten bir rahatlama ile birlikte imam-hatip okulları ve yüksek İslâmî eğitim veren okullar açıldı. 1980´lerden sonra ise insanlar arasında Kur´an´ın anlamını öğrenme ihtiyacı bir hayli arttı. Bu sebeple bu ihtiyacı karşılamak için en başta Diyanet İşleri Başkanlığı meal işine ağırlık verdi. Ne var ki, gerek Diyanet´in yaptırdığı meal gerekse mevcut mealleri yeterli bulmayan kişi veya gruplar kendi meallerini yaptılar. Bu sebeple meal sayısı son on yıllarda bir hayli artış gösterdi. Özellikle de 28 Şubat sürecinden sonra meal sayısı hızlı bir trend ile yükseldi. Dediğim gibi, bu çalışmaların hepsi de bir özveri ve yoğun bir emeğin ürünüdür. Bu sebeple hepsini de değerli kabul etmek gerekir. Bir ilahiyatçı ve onlarca çalışması olan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki, Kelâmullah, Vahy-i İlâhî ile, Kelâm-ı Kadîm ile uğraşmak ve onu anlamaya çalışmak kadar bana zevk veren başka bir uğraş yoktur. Eminim ki bu işi yapan herkes aynı duyguyu yaşamıştır. Tabii ki yaptığımız işteki hatalarımızın vebalinin de ne kadar büyük olduğunun farkındayız.

28 Şubat döneminde Türkçe mealin artış gösterdiğini söylüyorsunuz. Meal çalışmalarında siyasi ve toplumsal yapıdaki değişimler ne kadar etkili?

Enteresandır, Osmanlı´nın son döneminde son kırk elli yılında diyebiliriz Kur´an´ı Türkçeye çevirme faaliyetleri var. Hatta bunlar arasında Müslüman olmayan mütercimler de yer almaktadır. Burada şunu hemen ilave edeyim ki, şahsen ben bu faaliyetleri aslında Osmanlı´nın son döneminde gerçekleştirilmeye çalışılan, fakat akim kalan, sonuçsuz kalan her alandaki ıslah çalışmalarının dinî alandaki bir devamı olarak düşünüyorum. Meclis´in Mehmet Akif Ersoy´a Kur´an tercümesi siparişi vermesinde bu dönemdeki tercümelerin yetersizliği ve Müslüman olmayan birilerinin Kur´an´ı Türkçeye tercüme etmesi ile ilgili şikâyetlerin önemli bir etken olduğu söylenir.

DARBE DÖNEMLERİNDE GÜNDEME GELMİŞ

Yine ilginçtir, her darbe döneminde mutlaka Türkçe ibadet konusunun gündeme geldiğini görüyoruz. Herhalde darbecilerin Kur´an´ın Türkçeye çevrilmesi ibadetin Türkçeleştirilmesi hususundaki çabalarına halk tepki gösteriyor ve bu tepkinin bir sonucu olarak da bu işten anlayanlar veya bu tepkiye dâhil olan çeşitli gruplar kendi çevirilerini ortaya koyarak, kendilerine dayatılmaya çalışılan meal veya tercümeyi bir anlamda tesirsiz kılmaya çalışmışlardır. Başka bir deyişle sizin de ifade ettiğiniz gibi siyasî ve toplumsal değişiklikler Kur´an´ın çeviri faaliyetlerinde önemli rol oynamışlardır. Öbür taraftan bu alanda sayının bu kadar fazla olmasının en önemli sebebi, işin tabiatında yani ilahî kelamın mucizliğinde, yani ayet-i kerîmenin bütün özellikleriyle bir başka dile çevrilmesinin imkânsızlığını görmek gerektiği kanaatindeyim. Çünkü ilahî vahiy diğer beşerî kelamlar gibi statik yani sabit bir mana taşımamaktadır. Ayet, bütün diğer özelliklerinin yanında mana olarak da müthiş bir dinamiklik özelliği taşımaktadır. Ayeti her okuyup anlamaya çalışan kişi her defasında onun bu özelliğinin farkına varmakta, ayete yepyeni manalar verebilmektedir. Bu, ayetin Allah kelamı olmasından kaynaklanmaktadır. “Kur´an Arapça değil Rabçadır veya Kur´ancadır” sözü bu sebeple söylenir.

Gürer, Efendimiz döneminden bugüne yapılan Kur´an çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Peygamber Efendimiz tefsir çalışmasını başlatmış

Kur´an tercümeleri, tefsir ve mealler üzerine yapılan çalışmaların tarihi hangi yıllara uzanıyor? Bunların birbirinden ayrılması ne zaman söz konusu?

Bu işi Hz. Peygamber dönemine kadar götürmek mümkündür. Çünkü en başta Hz. Peygamber pek çok ayetin tefsirini yapmış, ayetlerle ilgili birtakım açıklamalarda bulunmuştur. Öyle ki, hadis kitaplarında bu konuya ilişkin bölümler yer almaktadır. Öbür taraftan Hz. Peygamber´den sonra pek çok sahabînin bazı ayetlerle ilgili açıklamalarına, tefsirlerine rastlıyoruz. Bu sebeple İslâmî ilimler içerisinde Tefsir´in ilk ilim dalı olarak ortaya çıktığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Kur´an´ın diğer dillere aktarılması ise daha sonraki dönemlerde, Arap olmayan milletlerin İslâm´ı kabullenmesi dönemlerine rastlar. Merhum Muhammed Hamidullah ilk tercümenin miladi sekizinci yüzyılın ilk yarısının sonlarında Berberîceye yapıldığını söyler. Elimize ulaşan en eski tercüme ise miladi onuncu yüzyılda Samaniler zamanında Farsçaya yapılmıştır. Araştırmacılar bundan bir asır sonra da bu Farsça tercüme esas alınarak Türkçeye ilk tercümenin yapıldığını belirtmektedirler.

Fakat burada şu husus da önemlidir: Habeşistan kralı Necaşi´nin huzurunda Kur´an-ı Kerim okunduğu bilinmektedir. Muhtemeldir ki, Necaşi Arapça bilmemektedir ve okunan ayetler kralın diline tercüme edilmiştir. Buna binaen Kur´an´ın en azından bazı ayetlerin ilk tercümesini Sahabe dönemine, hatta Hz. Peygamber´in sağlığı zamanına kadar götürmek mümkündür. Tercüme, meal ve tefsirler üzerindeki çalışmalara gelince, bu tür çalışmaları miladi dokuzuncu onuncu asırlara kadar götürmek mümkündür, fakat son yüzyılda bu tür araştırmalar büyük bir yoğunluk kazanmış ve daha akademik bir boyut kazanmıştır. Kur´an, orta çağlardan itibaren Batı dillerine de tercüme edilmiştir. Ancak Batılıların bu ilk tercümeleri daha çok İslam´ı ve Kur´an´ın Allah kelamı olduğunu reddetme amacına yöneliktir.

Meallerde Türkçe dil sorunlu

Tercüme yaparken öncelikle mealler üzerine de bir inceleme yapmışsınız. Bu incelemeyi yaparken dikkatinizi çeken ortak sorun ne oldu?

Gördüğümüz meallerde bize göre en önemli sıkıntı Türkçe idi. Büyük oranda, okuyucu elindeki meali kutsal bir metin ve Allah kelamının birebir anlamı olarak kabul ettiği için metindeki Türkçe ifade bozuklukları fazla dikkatini çekmemektedir. Oysa mealler hem ayetlere verdikleri anlamlar yönüyle hem de takip ettikleri üslup yönüyle genellikle birbirinden farklıdırlar. Biz, kültürel birikim açısından hangi seviyede olursa olsun tercümemizi okuyan bir Müslümanın, aynı düzlemden bir Arap ayeti okuduğunda neyi anlıyorsa -veya neyi anlayamıyorsa- aynı duygu ve düşünceyi hissetsin istedik. Elbette bütün ayetler için böyle bir durum imkânsızdır, fakat çoğunlukla bunu hedefledik.

YEDİ YIL KUR´AN ÜZERİNDE ÇALIŞTIK

Kur´an tercümesi çalışmanızı da dinleyelim...

Bu çalışmamız yaklaşık yedi yıl sürdü ve bu süreçte Kur´an´ı baştan sona Hayrullah Sofuoğlu´yla üç defa her ayeti birlikte tercüme ettik.

Piyasadaki diğer tercümelerden meallerden de faydalandınız mı?

Tercümemizde elbette ki piyasada bulunan diğer meallerden, tercümelerden ve tefsirlerden istifade ettik. Ayetin tercümesini önce kendimiz yaptık. Sonra elimizin altında bulunan 25 civarındaki mealden karşılaştırdık. Gerekiyorsa düzeltmeler ve değişiklikler yaptık. Tercüme açısından zor ve sıkıntılı kelime, ibare ve ayetlerde en az beş-altı tefsire müracaat ettik. Zaman zaman fakültedeki Arapça hocalarının ve Arapçası iyi olan hocaların görüşlerini aldık. Hadis kitaplarından ilgili ayet hakkında rivayet edilmiş hadislere bakmayı da ihmal etmedik.

Başka ne tür tercümeler yapmıştınız? O çalışmaların faydasını bu çalışmanızda gördünüz mü?

Kur´an tercümemizden önce, Arapça tasavvufî eserlerden gerek şiir gerekse nesir pek çok tercümem olmuştu. Kur´an tercümesine başlamadan hemen önce altı ciltlik bir ekiple Geylani Tefsiri´nin tercümesini yapmıştık. Bunun yanında, bu işe başladıktan sonra -mübalağasız söylüyorum- Kur´an´ın tercümesi veya meali ile ilgili Türkçe ne kadar metin varsa okudum, notlar aldım ve gerekli yerlerde hepsinden istifade ettim. Burada şunu rahatlıkla ifade edebilirim: Biz Kur´an çevirileri için adeta ortak yani herkesin kolay kolay itiraz etmeyeceği bir metot oluşturmaya çalıştık ve adeta bu konuda her yaklaşımı birleştiren, anonim bir tercüme ortaya koymaya gayret ettik. Bu konuda çalışacak kimseler ile her türlü işbirliği ve yardımlaşmaya da açığız.

Diyanet işleri ortak prensip belirlemeli

Diyanet İşleri Başkanlığı günümüzde Kur´an mealleri için bir çalışma başlatacağını duyurmuştu. Bu tür çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bazı kimselerin aksine ben bu çalışmaları faydalı ve gerekli buluyorum. Dolayısıyla Türkiye´de devletini resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı´nın böylesi bir çalışma başlatması da fevkalade yerinde olur. Ortak prensipler belirlenir; herkesin kabul ve riayet edeceği hassasiyetler ortaya konur.

Osmanlı´da bu mesele tartışılmış

Osmanlı döneminde Kur´an meali üzerine yapılan çalışmalar nelerdir? Bu çalışmalar halktan ilgi görmüş mü?

Araştırmalar, Osmanlı dönemindeki ilk tercüme faaliyetlerinin miladi on dördüncü yüzyılın sonlarında başladığını göstermektedir. İlk tercümenin ise Muhammed b. Hamza´ya yani meşhur ismiyle Molla Fenari´ye ait olduğu kaydedilmektedir. Buradaki Muhammed b. Hamza´nın Akşemseddin olduğunu söyleyenler de vardır. Satır arası olan bu tercüme Ahmet Topaloğlu tarafından hazırlanarak Molla Fenari adına 1976 yılında basılmıştır. Molla Fanari´nin Aynü´l-A´yân isimli işârî/tasavvufî bir Fatiha tefsiri de meşhurdur. İlginçtir, Kur´an´ın tercümesi konusunda Osmanlı uleması ikiye ayrılmıştır. Bir kısmı tercümenin zaruretine inanıp Kur´an´ın tercüme ve tefsirini yaparken, diğer bir kısmı bu faaliyete karşı çıkmıştır. Hatta Osmanlı âlimleri arasındaki bu tartışmanın diğer İslam ülkelerine sıçradığı belirtilir.

 







Kaynak: Yeni Şafak

Anahtar Kelimeler: ŞUBAT MEALLERİ PATLADI
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Öğrencilere Kitabı ve Okumayı Nasıl Sevdirebiliriz?
Öğrencilere Kitabı ve Okumayı Nasıl Sevdirebiliriz?
Kitabın ve okumanın anlamını çözmüş ve bu yolda başarılı çalışmalara imza atmış örnek bir öğretmen olan Musa Mert, kitaba ve okumaya dair Serdar Arslan´ın sorularını yanıtladı.
Es- Selâmu´n-Âleyküm Exupery!
Es- Selâmu´n-Âleyküm Exupery!
Çocuklar için kitap tasarlamanın zigon sehpa yapmaktan çok az farkı var. Dini bir zigon sehpa olmaz. Ama üstüne vav harfi koyunca olduğunu sanıyoruz. Çocuklar için öyle bir kitap yaz ki, Müslüman neşesini tatsın. İnsan olmanın renklerini tanısın. Bülent Ata yazdı.
Rasim Özdenören İle Söyleşi… Edebiyatçılarımız İyi Bir Felsefe Eğitiminden Geçmeli
Rasim Özdenören İle Söyleşi… Edebiyatçılarımız İyi Bir Felsefe Eğitiminden Geçmeli
´´Allah gökyüzünün altını boş bırakmaz. Her dönemde, mutlaka, o zamanın ruhunu ortaya koyan yazarlar çıkar.´´ Rasim Özdenören, öykü dünyası üzerine Hatice Ebrar Akbulut´un sorularını cevapladı.
Okul Kütüphaneleri Nasıl Olmalı?
Okul Kütüphaneleri Nasıl Olmalı?
Çocukların kitapla ilk ciddi ilişkiyi kurduğu okul kütüphanelerini özenle oluşturmak gerekli. Serdar Arslan yazdı.
"Akif´i Anlamak" Bu Kitabı Okumakla Mümkün
"Akif´i Anlamak" Bu Kitabı Okumakla Mümkün
Yazarımız Yusuf Tosun´un "Akif´i Anlamak" adlı eseri, günümüz gençliğine örneklik oluşturacak, Akif´in yüksek ahlakını anlatacak akıcı eserlerden biri olmaktadır. Akif´in mirası olan İslam ahlakı ve bilgisinin izlerinin bulunacağı bu kitabı tüm gençlere tavsiye etmekteyiz. Çıra Yayınları´ndan çıkan bu kitap bir serinin parçası olmaktadır.
"Bizim Akif" Kitabı Raflardaki Yerini Aldı
"Bizim Akif" Kitabı Raflardaki Yerini Aldı
Yazar Yusuf Tosun´un son kitabı olan Bizim Akif raflardaki yerini aldı. Yusuf Tosun´un araştırmaları ve okumaları sonucunda kaleme aldığı Akif serisinin son kitabı olan Bizim Akif Star Gazetesi kültür sanat ekinde tanıtım yazısıyla birlikte yayınlandı.
İsmail Kara: Seferden Vazgeçen Her Şey Tekrara, Gerilemeye ve Tükenmeye Mahkûmdur
İsmail Kara: Seferden Vazgeçen Her Şey Tekrara, Gerilemeye ve Tükenmeye Mahkûmdur
Dünyabizim.com´dan Munise Şimşek, “Zafer Değil Sefer´ adlı kitabı ile ilgili olarak Prof. Dr. İsmail Kara Hoca ile yeni kitabı çerçevesinde bir röportaj gerçekleştirdi. Bizde Haberdurus.com´ olarak bu önemli röportajı siz değerli takipçilerimizin yararlanmaları için yayımlıyoruz. Hoca konu ile ilgili şunları söylemektedir: “Yaşadığımız dünya hemen ve bugün, burada netice vermeyen varlıklara, düşüncelere ve eylemlere açık sayılmaz, onlara prim veren bir dünya değil. Onun için zafere, hemen ele geçirmeye odaklıdır, sefere ise kapalı veya mesafelidir.”
İslam´ın ‘Altın Çağ´ı, Modern Bilimin İlham Kaynağıdır
İslam´ın ‘Altın Çağ´ı, Modern Bilimin İlham Kaynağıdır
Beytü´l-Hikme´nin çatısı altında çalışılan alanlardan birisi de matematiktir. Dönemin ilim adamları matematikle dünyanın doğal yasalarını belirleyen sayısal ilkelerin altında yatan sırrı keşfedebilecekleri inancındaydılar. Metin Uygun yazdı.
Metin Önal Mengüşoğlu: Yalnız Basılı Kitap Okumak Yetmiyormuş, Öğrendim
Metin Önal Mengüşoğlu: Yalnız Basılı Kitap Okumak Yetmiyormuş, Öğrendim
"Bir ilk yazı, şiir, hikâye veya roman yayımlandığında insan dünyaların tamamı kendisininmiş gibi acayip hislere kapılıyor. Bana da öyle oldu." Nurettin Durman´ın röportajı.
1. Dünya Savaşı´nı Anlatan Kitaplar
1. Dünya Savaşı´nı Anlatan Kitaplar
11 Kasım 1918´de 1. Dünya Savaşı imzalanan bir ateşkesle bitti. Savaşın sona erişinin 100. yıl dönümü münasebetiyle, ülkemizde konu üzerine yayınlanmış 45 kitaptan oluşan bir liste hazırladık.
Şekur ve Ahra´dan sonra 3. kez okuruyla buluşacak
Şekur ve Ahra´dan sonra 3. kez okuruyla buluşacak
2016 yılında Şekur´u ve 2017 yılında Ahra´yı yazan, 28 Şubat´ı ve Türklerin Almanya macerasını, kendisine has üslubu ile romanlaştırıp anlatan Hamdi Geçer; bu yıl üçüncü kez buluşacak.
Biz Yaşadık  Biz Yazalım
Biz Yaşadık Biz Yazalım
Şekur ve Ahra romanlarının yazarı Hamdi Geçer, kitaplarını kurgudan ziyade gerçeklikten yola çıkarak yazıyor. Yakın tarihimizde yaşanmış olan toplumsal olayları, roman tadında okuyucuya aktaran Geçer, bu tarihi olayların başkaları tarafından kaleme alınmasına itiraz ediyor.