Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Necip CENGİL
Necip CENGİL
Kuşakların Çatışması mı?
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Prof. Dr. Bilal SAMBUR
Öteki olmamak, insan olmak
Ömer Naci YILMAZ
Ömer Naci YILMAZ
MİLLETİN ADAMI İNSANLIĞIN HAMALI
Turan YAMAN
Turan YAMAN
Akif´e Dair
Seyit Ahmet UZUN
Seyit Ahmet UZUN
SENİ SEVİYORUM ARDERN
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Bizim solun bir hikâyesi…
Ali BULAÇ
Ali BULAÇ
Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Mehmet BEYHAN
Mehmet BEYHAN
Yeni Zelanda Katliamının Arkasında İsrail mi var?
Nejdet DEMİREL
Nejdet DEMİREL
İSLAMİ DAYANIŞMA CEMİYETİ ve MÜSLÜMANLARIN BU TARZ OLUŞUMLARA OLAN İHTİYACI
Yusuf YAVUZYILMAZ
Yusuf YAVUZYILMAZ
Dinin araçsallaştırılması
Veysel TAY
Veysel TAY
İngiltere-Yeni Zelanda-Suriye-YPG-Pentagon-Türkiye-Erken Genel Seçim; Çoklu Denkleminde 31 Mart Seçimleri ve Beka Meselesi - 1
Bülent ACUN
Bülent ACUN
Teröre lanet, şehitlere rahmet, ümmete vahdet
Halil ÇİFTÇİ
Halil ÇİFTÇİ
Terör değil de nedir?
Aziz DARICI
Aziz DARICI
İçimiz acıyor. Ama…
Engin GÜLTEKİN
Engin GÜLTEKİN
İNSANIN ANLAM VE ARAYIŞ SERÜVENİ
Mehmet AKTAŞ
Mehmet AKTAŞ
Allah´ın emri, şeytanın kavliyle..
Abdulbaki ÇAĞATAY
Abdulbaki ÇAĞATAY
CAMİ ŞEHİTLERİ DUASI
Nevzat KAYA
Nevzat KAYA
SON FİRAVUN
Mustafa AYGÜN
Mustafa AYGÜN
YENİ ZELANDA KATLİAMI VE MİSYONERLİK
Enes TARIM
Enes TARIM
OTORİTER SEÇİLMİŞLİK
Ramazan KAYAN
Ramazan KAYAN
Benden geçti artık!
Muhammet YETİŞ
Muhammet YETİŞ
ADALET Mİ, MASLAHAT MI?
Mustafa DOĞU
Mustafa DOĞU
TREN METAFORU
 Dr. Ali YALÇIN
Dr. Ali YALÇIN
BİRLİKTELİKTE DEĞERLER TEMELLİ VASAT DURUŞ
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ
Bu Kez Mizansen Eksik mi Kaldı?
Davut GÜLER
Davut GÜLER
Medine Sözleşmesi Bağlamından Birlikte Yaşamanın Mümkünlüğü! (1) *
Selvigül ŞAHİN
Selvigül ŞAHİN
Zindandan şehadete yürüyenlere dua!..
Ramazan Keskin
Ramazan Keskin
ADALET
Mahmut HAMDERCİ
Mahmut HAMDERCİ
"Sosyal Belediyecilikte MİLLİ GÖRÜŞ Yerel Yönetim Örnekliği" Kitabının Yazarı Mahmut Hamdemirci´nin Seçim Değerlendirilmesi (2)
F. Yılmaz ALTUNÖZ
F. Yılmaz ALTUNÖZ
DİSK, HAK-İŞ, MEMUR-SEN
Hasan ŞEREFOĞLU
Hasan ŞEREFOĞLU
Sana Yapılmak İstemediğini Neden Bana Yapıyorsun
Abdülhamit KAHRAMAN
Abdülhamit KAHRAMAN
Anadolu Gerçekten Çok Dolu
Necla Arpa GÜLAÇAR
Necla Arpa GÜLAÇAR
Hafızalardaki Kara Leke
Cafer AKDENİZ
Cafer AKDENİZ
Seçim ve Adalet
Cüneyt TORAMAN
Cüneyt TORAMAN
17/25 Aralık Kumpası!
Şakir KURTULMUŞ
Şakir KURTULMUŞ
Yeni Devir Kültür Edebiyat Sayfaları Arasında…
Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi´nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet
Mustafa GÜL
Mustafa GÜL
Hiçbir Nebi, Bir Dakika Sonrayı Bilemez
Bayram YILMAZ
Bayram YILMAZ
Çiçero “Bir gün bir Türk…”
Nuri YILMAZ
Nuri YILMAZ
Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?
Hasan POSTACI
Hasan POSTACI
Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler
İbrahim GEZER
İbrahim GEZER
Gideceği Yeri Bilmeyen Kaptanlar Diyarı…
Ferhat Özbadem
Ferhat Özbadem
Beyni-Tezkiretü´ş-şu`ar
Ziya GÜNDÜZ
Ziya GÜNDÜZ
Büyük Yürüyüşler Okumakla Başlar!
Dr. Necmettin Acar
Dr. Necmettin Acar
Suudi Rejimini Bekleyen Asıl Tehlike Taht Kavgaları
Esat HOCALAR
Esat HOCALAR
Manzarayı Umumiye
Muhittin BAĞCI
Muhittin BAĞCI
Uyanış
Celal TAHİR
Celal TAHİR
Ehliyet, Liyakat ve Sadakat
Mustafa Sefa ÇAKIR
Mustafa Sefa ÇAKIR
Ey Aziz Öğretmen!
Yakup GÜLER
Yakup GÜLER
Darbelerle Gelişen Türkiye!
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
EĞİTİM SERENCAMIMIZ!
Serdar ÇALIŞ
Serdar ÇALIŞ
ZAM.....
Zeynep HAŞEMİ
Zeynep HAŞEMİ
İyilik Meşalesi
Mesut AYDIN
Mesut AYDIN
Bir Eğitim Ayı Ramazan (HUTBE)
Nezir ERGENÇ
Nezir ERGENÇ
İnsan Hayvanla mı Yoksa Tanrıyla mı Kıyaslanmalı?
Mehmet DEVECİ
Mehmet DEVECİ
Umre Ziyaretimizden Notlar/3
Nusret AYDEMİR
Nusret AYDEMİR
Yürüyüş (İstikamet)
Mehmet M. GÜLAÇAR
Mehmet M. GÜLAÇAR
BAŞIMIZDA KULAK İSTİYORUZ
Hacı TÜRKAN
Hacı TÜRKAN
Erdoğan Semboldür
Fedakar KIZMAZ
Fedakar KIZMAZ
Raşel, Sen İnsanı Dinden İmandan Edersin!..
Fehmi DEMİRBAĞ
Fehmi DEMİRBAĞ
Ayla Seni Seviyorum
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU
İslam Dünyasında Şiddet ve Mikro Nüfuz Alanları
Mehmet ŞEREFOĞLU
Mehmet ŞEREFOĞLU
Bir Taşeronun Rüyası Olan Kadro
Esan GÜL
Esan GÜL
Çocuklarımız ve Adalet
Aslan DEĞİRMENCİ
Aslan DEĞİRMENCİ
Selahaddin Eyyubi´siz Ortadoğu Arayışı
Said Alioğlu
Said Alioğlu
Musab Aydın
Musab Aydın
Kısa Bir Seyahatten...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
İstanbul için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:34 08:20 13:17 15:37 17:55 19:29
Güleryüzlü olmayan bir kişi, dükkan açmamalıdır.

Konfüçyus
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
28 ŞUBAT´TA KUR´AN MEALLERİ PATLADI
Prof. Dr. Dilaver Gürer Cumhuriyetten bugüne darbe dönemlerinde Kur´an mealleri üzerine çalışmaların yoğunlaştığını bunun en son örneğinin de 28 Şubat döneminde yaşandığını dile getiriyor. Osmanlı´nın son döneminde ıslahat çalışmalarının bir devamı olarak başlatılan Kur´an tercüme çalışmasına değinen Gürer, bu ekip içinde Müslüman olmayan mütercimlerin de yer aldığını ve meal çalışmasının Cumhuriyet sonrası da devam ettiğini dile getiriyor.
Tarih: 4.11.2018 22:05:25

04. 11. 2018 Pazar

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Dilaver Gürer ve Hayrullah H. Sofuoğlu yedi yıl boyu çalışarak ortak bir Kur´an tercümesine imza attı. “Kur´anı Kerim ve Türkçe Tercümesi” adlı çalışma H Yayınları arasında okurla buluştu. Bu çalışmadan yola çıkarak Gürer ile tefsir ile meal arasındaki farkı masaya yatırdık.Bu farktan yola çıkarak özellikle Cumhuriyetten sonra neden mealin öne çıktığını anlamaya çalıştım.Gürer, Efendimiz döneminden bugüne yapılan Kur´an çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Öncelikle şunu sormak istiyorum günümüzde Kur´an mealini Kuran tercümesine tercih etmemizin sebebi nedir?

Cumhuriyetle birlikte Kur´an-ı Kerim´in Türkçeye çevirisi için “tercüme” kavramı yerine “meal” kavramı, yani ayette kastedilen mananın aktarımı özellikle 1930´lardan günümüze kadar daha çok rağbet görmüş, tercümeye bir-iki örneği dışında fazla iltifat edilmemiştir. Bunun sebebi ise 1950´li yıllara kadar süren, 1960´larda ve 28 Şubat sürecinde çok sönük ve çok kısa süreli de olsa tekrar ortaya çıkan birtakım olumsuz konjonktürel şartlar, daha doğrusu “ibadetin Türkçeleştirilmesi” meselesi, ibadetlerde Arapça asıl metin yerine Türkçe tercümenin kullanılması endişesidir.

ENDİŞEDEN DOĞAN AKIM

Malum, Akif, “Kur´an tercümesi” yerine ısrarla “Kur´an meali” ibaresini kullanmasının sebebini ‘yanlıs bir şey yapmaktan çekinme´ olarak açıklamıştır. Bu bakış açısı mı meali tercümenin önüne geçirdi?

Evet işte o yıllarda ve daha sonraki yıllarda, Akif´in taşıdığı bu endişeyi, Kur´an´ın Türkçeye çevirisi ile ilgilenen herkes taşımış ve bu zevat, çevirilerinin ibadette kullanılmasına mahal vermemek için Kur´ân´ın tercümesi yani Arapçadaki anlamının doğrudan Türkçeye aktarılması yerine, “küçük çaplı tefsir” diyebileceğimiz bir üslupla, başka bir ifadeyle, ayetin ne söylediğini değil de, birtakım parantez içi veya paranteze almaya ihtiyaç duymadan doğrudan ilave kelimelerle ve ayetin aslında olmayan kelimeleri ilave etmek suretiyle bir “meal geleneği” oluşturmuşlar ve yaptıkları tercümelere hep “meal” demişlerdir. Zira, “meal” ayetin vermek istediği mesajı ve manayı diğer dile/Türkçeye rahat bir şekilde aktarmak iken, “tercüme” ayetin Arapçasını doğrudan doğruya -farklı tekniklerle de olsa- Türkçeye veya başka bir dile aktarmaktır ve bu noktada meal ile tercüme arasında ciddi bir fark vardır. Başka bir deyişle, tercüme, meal olmadığı gibi, meal de hiçbir zaman tercümenin yerini tutmaz.

MEAL ÇALIŞMASINA FİKİR SOKMAK KOLAY

Daha sonra da bu anlayış devam etmiş öyle mi?

1950´lerde devlet ibadetin Türkçeleştirilmesi projesinden vazgeçtiği halde, yani Hasan Basri Çantay´ların, Ömer Nasuhi Bilmen´lerin Kur´an mealleri açısından içinde bulundukları olumsuz konjonktürel şartlar ortadan kalktıktan on yıllarca sonra bile, hatta günümüzde dahi Kur´an´ın mealen çevirisine devam edilmektedir. Bunun bir başka sebebi de, meal yapan kişinin, kendi dini fikirlerini ve anlayışını veya ilahi kelamın mealini okuyan kişinin ilahi kelamın tercümesinden doğabilecek birtakım yanlış ve eksik anlamalara düşmesine sebebiyet vermemek için -kendine göre -birtakım doğru ve açıklayıcı ifadeleri, yapacağı çeviri metne dâhil etme imkânı sunmasıdır. Aslında, ayetin tercümesini yapmak oldukça zor, sıkıntılı ve iddialı bir iş iken, buna karşılık mealini yapmak çok daha rahat, kolay ve mütesâhil yani biraz ucu açık tercümedir.

Peki daha sonra neden bu artış devam etti?

İbadetin Türkçeleşmesi ve Arapça bilenlerin azalması diyebiliriz. Zira Osmanlı´da ulemanın ve aydınların çoğu Arapça biliyor ve Kur´an´ın manasını Arapçasından anlıyordu. Okuma yazma oranı da düşük olduğu için Arapça bilenler camide, tekkede, okulda vs. yerlerde ayetin Türkçesini Arapça bilmeyenlere aktarıyorlardı. Cumhuriyetle birlikte bu ortam ortadan kalktı. Kur´an´ın Türkçe anlamına hem okumuşlar arasında hem de halk nezdinde ihtiyaç duyuldu. Bu sebeple Türkçeye çeviriler başladı ve bu iş aslında bizzat devletin kendisi istedi. Meclis tarafından bir adet Kur´an tercümesi (Mehmet Akif Ersoy), bir adet tefsir (Elmalılı Hamdi Yazır) ve bir adet de hadis kitabı (Muhtasar Tecrid-i Sarih: Babanzade Ahmed Naim-Kamil Miras) tercümesi siparişi verildi.

1950´lerden sonra dinî alanda baskının kalkması ve nispeten bir rahatlama ile birlikte imam-hatip okulları ve yüksek İslâmî eğitim veren okullar açıldı. 1980´lerden sonra ise insanlar arasında Kur´an´ın anlamını öğrenme ihtiyacı bir hayli arttı. Bu sebeple bu ihtiyacı karşılamak için en başta Diyanet İşleri Başkanlığı meal işine ağırlık verdi. Ne var ki, gerek Diyanet´in yaptırdığı meal gerekse mevcut mealleri yeterli bulmayan kişi veya gruplar kendi meallerini yaptılar. Bu sebeple meal sayısı son on yıllarda bir hayli artış gösterdi. Özellikle de 28 Şubat sürecinden sonra meal sayısı hızlı bir trend ile yükseldi. Dediğim gibi, bu çalışmaların hepsi de bir özveri ve yoğun bir emeğin ürünüdür. Bu sebeple hepsini de değerli kabul etmek gerekir. Bir ilahiyatçı ve onlarca çalışması olan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki, Kelâmullah, Vahy-i İlâhî ile, Kelâm-ı Kadîm ile uğraşmak ve onu anlamaya çalışmak kadar bana zevk veren başka bir uğraş yoktur. Eminim ki bu işi yapan herkes aynı duyguyu yaşamıştır. Tabii ki yaptığımız işteki hatalarımızın vebalinin de ne kadar büyük olduğunun farkındayız.

28 Şubat döneminde Türkçe mealin artış gösterdiğini söylüyorsunuz. Meal çalışmalarında siyasi ve toplumsal yapıdaki değişimler ne kadar etkili?

Enteresandır, Osmanlı´nın son döneminde son kırk elli yılında diyebiliriz Kur´an´ı Türkçeye çevirme faaliyetleri var. Hatta bunlar arasında Müslüman olmayan mütercimler de yer almaktadır. Burada şunu hemen ilave edeyim ki, şahsen ben bu faaliyetleri aslında Osmanlı´nın son döneminde gerçekleştirilmeye çalışılan, fakat akim kalan, sonuçsuz kalan her alandaki ıslah çalışmalarının dinî alandaki bir devamı olarak düşünüyorum. Meclis´in Mehmet Akif Ersoy´a Kur´an tercümesi siparişi vermesinde bu dönemdeki tercümelerin yetersizliği ve Müslüman olmayan birilerinin Kur´an´ı Türkçeye tercüme etmesi ile ilgili şikâyetlerin önemli bir etken olduğu söylenir.

DARBE DÖNEMLERİNDE GÜNDEME GELMİŞ

Yine ilginçtir, her darbe döneminde mutlaka Türkçe ibadet konusunun gündeme geldiğini görüyoruz. Herhalde darbecilerin Kur´an´ın Türkçeye çevrilmesi ibadetin Türkçeleştirilmesi hususundaki çabalarına halk tepki gösteriyor ve bu tepkinin bir sonucu olarak da bu işten anlayanlar veya bu tepkiye dâhil olan çeşitli gruplar kendi çevirilerini ortaya koyarak, kendilerine dayatılmaya çalışılan meal veya tercümeyi bir anlamda tesirsiz kılmaya çalışmışlardır. Başka bir deyişle sizin de ifade ettiğiniz gibi siyasî ve toplumsal değişiklikler Kur´an´ın çeviri faaliyetlerinde önemli rol oynamışlardır. Öbür taraftan bu alanda sayının bu kadar fazla olmasının en önemli sebebi, işin tabiatında yani ilahî kelamın mucizliğinde, yani ayet-i kerîmenin bütün özellikleriyle bir başka dile çevrilmesinin imkânsızlığını görmek gerektiği kanaatindeyim. Çünkü ilahî vahiy diğer beşerî kelamlar gibi statik yani sabit bir mana taşımamaktadır. Ayet, bütün diğer özelliklerinin yanında mana olarak da müthiş bir dinamiklik özelliği taşımaktadır. Ayeti her okuyup anlamaya çalışan kişi her defasında onun bu özelliğinin farkına varmakta, ayete yepyeni manalar verebilmektedir. Bu, ayetin Allah kelamı olmasından kaynaklanmaktadır. “Kur´an Arapça değil Rabçadır veya Kur´ancadır” sözü bu sebeple söylenir.

Gürer, Efendimiz döneminden bugüne yapılan Kur´an çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Peygamber Efendimiz tefsir çalışmasını başlatmış

Kur´an tercümeleri, tefsir ve mealler üzerine yapılan çalışmaların tarihi hangi yıllara uzanıyor? Bunların birbirinden ayrılması ne zaman söz konusu?

Bu işi Hz. Peygamber dönemine kadar götürmek mümkündür. Çünkü en başta Hz. Peygamber pek çok ayetin tefsirini yapmış, ayetlerle ilgili birtakım açıklamalarda bulunmuştur. Öyle ki, hadis kitaplarında bu konuya ilişkin bölümler yer almaktadır. Öbür taraftan Hz. Peygamber´den sonra pek çok sahabînin bazı ayetlerle ilgili açıklamalarına, tefsirlerine rastlıyoruz. Bu sebeple İslâmî ilimler içerisinde Tefsir´in ilk ilim dalı olarak ortaya çıktığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Kur´an´ın diğer dillere aktarılması ise daha sonraki dönemlerde, Arap olmayan milletlerin İslâm´ı kabullenmesi dönemlerine rastlar. Merhum Muhammed Hamidullah ilk tercümenin miladi sekizinci yüzyılın ilk yarısının sonlarında Berberîceye yapıldığını söyler. Elimize ulaşan en eski tercüme ise miladi onuncu yüzyılda Samaniler zamanında Farsçaya yapılmıştır. Araştırmacılar bundan bir asır sonra da bu Farsça tercüme esas alınarak Türkçeye ilk tercümenin yapıldığını belirtmektedirler.

Fakat burada şu husus da önemlidir: Habeşistan kralı Necaşi´nin huzurunda Kur´an-ı Kerim okunduğu bilinmektedir. Muhtemeldir ki, Necaşi Arapça bilmemektedir ve okunan ayetler kralın diline tercüme edilmiştir. Buna binaen Kur´an´ın en azından bazı ayetlerin ilk tercümesini Sahabe dönemine, hatta Hz. Peygamber´in sağlığı zamanına kadar götürmek mümkündür. Tercüme, meal ve tefsirler üzerindeki çalışmalara gelince, bu tür çalışmaları miladi dokuzuncu onuncu asırlara kadar götürmek mümkündür, fakat son yüzyılda bu tür araştırmalar büyük bir yoğunluk kazanmış ve daha akademik bir boyut kazanmıştır. Kur´an, orta çağlardan itibaren Batı dillerine de tercüme edilmiştir. Ancak Batılıların bu ilk tercümeleri daha çok İslam´ı ve Kur´an´ın Allah kelamı olduğunu reddetme amacına yöneliktir.

Meallerde Türkçe dil sorunlu

Tercüme yaparken öncelikle mealler üzerine de bir inceleme yapmışsınız. Bu incelemeyi yaparken dikkatinizi çeken ortak sorun ne oldu?

Gördüğümüz meallerde bize göre en önemli sıkıntı Türkçe idi. Büyük oranda, okuyucu elindeki meali kutsal bir metin ve Allah kelamının birebir anlamı olarak kabul ettiği için metindeki Türkçe ifade bozuklukları fazla dikkatini çekmemektedir. Oysa mealler hem ayetlere verdikleri anlamlar yönüyle hem de takip ettikleri üslup yönüyle genellikle birbirinden farklıdırlar. Biz, kültürel birikim açısından hangi seviyede olursa olsun tercümemizi okuyan bir Müslümanın, aynı düzlemden bir Arap ayeti okuduğunda neyi anlıyorsa -veya neyi anlayamıyorsa- aynı duygu ve düşünceyi hissetsin istedik. Elbette bütün ayetler için böyle bir durum imkânsızdır, fakat çoğunlukla bunu hedefledik.

YEDİ YIL KUR´AN ÜZERİNDE ÇALIŞTIK

Kur´an tercümesi çalışmanızı da dinleyelim...

Bu çalışmamız yaklaşık yedi yıl sürdü ve bu süreçte Kur´an´ı baştan sona Hayrullah Sofuoğlu´yla üç defa her ayeti birlikte tercüme ettik.

Piyasadaki diğer tercümelerden meallerden de faydalandınız mı?

Tercümemizde elbette ki piyasada bulunan diğer meallerden, tercümelerden ve tefsirlerden istifade ettik. Ayetin tercümesini önce kendimiz yaptık. Sonra elimizin altında bulunan 25 civarındaki mealden karşılaştırdık. Gerekiyorsa düzeltmeler ve değişiklikler yaptık. Tercüme açısından zor ve sıkıntılı kelime, ibare ve ayetlerde en az beş-altı tefsire müracaat ettik. Zaman zaman fakültedeki Arapça hocalarının ve Arapçası iyi olan hocaların görüşlerini aldık. Hadis kitaplarından ilgili ayet hakkında rivayet edilmiş hadislere bakmayı da ihmal etmedik.

Başka ne tür tercümeler yapmıştınız? O çalışmaların faydasını bu çalışmanızda gördünüz mü?

Kur´an tercümemizden önce, Arapça tasavvufî eserlerden gerek şiir gerekse nesir pek çok tercümem olmuştu. Kur´an tercümesine başlamadan hemen önce altı ciltlik bir ekiple Geylani Tefsiri´nin tercümesini yapmıştık. Bunun yanında, bu işe başladıktan sonra -mübalağasız söylüyorum- Kur´an´ın tercümesi veya meali ile ilgili Türkçe ne kadar metin varsa okudum, notlar aldım ve gerekli yerlerde hepsinden istifade ettim. Burada şunu rahatlıkla ifade edebilirim: Biz Kur´an çevirileri için adeta ortak yani herkesin kolay kolay itiraz etmeyeceği bir metot oluşturmaya çalıştık ve adeta bu konuda her yaklaşımı birleştiren, anonim bir tercüme ortaya koymaya gayret ettik. Bu konuda çalışacak kimseler ile her türlü işbirliği ve yardımlaşmaya da açığız.

Diyanet işleri ortak prensip belirlemeli

Diyanet İşleri Başkanlığı günümüzde Kur´an mealleri için bir çalışma başlatacağını duyurmuştu. Bu tür çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bazı kimselerin aksine ben bu çalışmaları faydalı ve gerekli buluyorum. Dolayısıyla Türkiye´de devletini resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı´nın böylesi bir çalışma başlatması da fevkalade yerinde olur. Ortak prensipler belirlenir; herkesin kabul ve riayet edeceği hassasiyetler ortaya konur.

Osmanlı´da bu mesele tartışılmış

Osmanlı döneminde Kur´an meali üzerine yapılan çalışmalar nelerdir? Bu çalışmalar halktan ilgi görmüş mü?

Araştırmalar, Osmanlı dönemindeki ilk tercüme faaliyetlerinin miladi on dördüncü yüzyılın sonlarında başladığını göstermektedir. İlk tercümenin ise Muhammed b. Hamza´ya yani meşhur ismiyle Molla Fenari´ye ait olduğu kaydedilmektedir. Buradaki Muhammed b. Hamza´nın Akşemseddin olduğunu söyleyenler de vardır. Satır arası olan bu tercüme Ahmet Topaloğlu tarafından hazırlanarak Molla Fenari adına 1976 yılında basılmıştır. Molla Fanari´nin Aynü´l-A´yân isimli işârî/tasavvufî bir Fatiha tefsiri de meşhurdur. İlginçtir, Kur´an´ın tercümesi konusunda Osmanlı uleması ikiye ayrılmıştır. Bir kısmı tercümenin zaruretine inanıp Kur´an´ın tercüme ve tefsirini yaparken, diğer bir kısmı bu faaliyete karşı çıkmıştır. Hatta Osmanlı âlimleri arasındaki bu tartışmanın diğer İslam ülkelerine sıçradığı belirtilir.

 







Kaynak: Yeni Şafak

Anahtar Kelimeler: ŞUBAT MEALLERİ PATLADI
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
İslamcılık kitabının yeni baskısı çıktı!
İslamcılık kitabının yeni baskısı çıktı!
“Türkiye´de İslami Oluşumlar Ansiklopedisi” üst başlıklı İslamcılık adlı, alanında önemli bir boşluğu dolduran eserin yeni baskısı Çıra Yayınları etiketiyle yayımlandı.
Davet yolunda “Bir Siyah Bir Beyaz”
Davet yolunda “Bir Siyah Bir Beyaz”
Fuat Reha, Ramazan Kayan hocanın kaleme almış olduğu “Davet Yolunda Bir Siyah-Bir Beyaz” adlı eserini değerlendirdi...
Haksöz Dergisi´nin Mart 2019 Sayısı Çıktı! Kaynak: Haksöz Dergisi´nin Mart 2019 Sayısı Çıktı!
Haksöz Dergisi´nin Mart 2019 Sayısı Çıktı! Kaynak: Haksöz Dergisi´nin Mart 2019 Sayısı Çıktı!
Haksöz dergisinin Mart 2019 tarihli 336. sayısı “Adaletten Sapmamak, Maslahatı Terk Etmemek” manşetiyle çıktı. Kaynak: Haksöz Dergisi´nin Mart 2019 Sayısı Çıktı!
Özgün İrade Dergisi´nin, 179. Sayısı çıktı!
Özgün İrade Dergisi´nin, 179. Sayısı çıktı!
2003 yılından buyana aylık periyotla İslamcı kulvarda yayımlanan Özgün İrade Dergisi´nin 179. Sayısı ‘Erdemliler ittifakı´nı konu olarak işleyen“Zulme Karşı Bir Duruş: Erdemliler ittifakı başlığıyla yayımlandı.
Kitap gezgini
Kitap gezgini
Milat Gazetesi yazarı Süleyman Karakulluk “Kitap gezgini” adlı yazısında kendisine gönderilen ‘yeni çıkan´ kitapları değerlendiriyor.
Arapça dağıtıcı, Türkçe toplayıcı
Arapça dağıtıcı, Türkçe toplayıcı
Vahdettin İnce yıllardır üzerinde çalıştığı diller hakkında önemli tespitler yapıyor: “Arapça kelimeleri dışarıda tutarsak bölgedeki diller yetersiz kalır. Bu cömertliktir. Türkler ise uğradıkları her coğrafyadan bir şeyler almış, derlemiş, toplamışlar. Türkçe bu toplayıcılığın eseri.” İnce´ye göre Farsça şekillendirici, Kürtçe ise korumacı bir dil.
İktibas´ın Mart sayısı çıktı
İktibas´ın Mart sayısı çıktı
Aylık olarak 39 yıldır çıkan İktibas Dergisi´nin Mart 2019 sayısı “Seçim Sürecinin Özeti-Türban ve Şaraptan Oy Devşirmek!” başlığıyla yayımlandı.
Batının Üstünlüğüne Karşı İslam´ın Tepkisi
Batının Üstünlüğüne Karşı İslam´ın Tepkisi
Dünya Tarihi kitabında McNeill (2001) İslam Dünyası´nda -incelediği 1850-1945 dönemi için- “Dünyaca ünlü hiçbir İslam bilgini ya da düşünürü yetişmedi” ifadesine yer vermektedir.
Ancak kalbi olan direnebilir
Ancak kalbi olan direnebilir
Dünya Bizim´den Selma Kavurmacıoğlu, Diyanet İşleri eski başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez´in Otto Yayınları arasından çıkan “Kalbin Erbaini” adlı eserini değerlendirdi…
Kafkas İslam Ordusu
Kafkas İslam Ordusu
Edebiyatçı yazar Mehmet Nuri Yardım tarihçi yazar Abdülhamit Avşar´ın “Kafkas İslam Ordusu – Yitik Neslin Hikâyesi,” adlı eserini değerlendiriyor.
İslamofobi Bir Korku ve Nefret Söylemi mi?
İslamofobi Bir Korku ve Nefret Söylemi mi?
Kitap Haber´den Uğur Cumalıoğlu, İbrahim Kalın ve John L. Esposito imzalı, İnsan Yayınları arasından çıkan “Bir Korku ve Nefret Söylemi Olarak İslamofobi” adlı eseri değerlendirdi.
Metin odaklı bir eleştiri: Yakın Okuma
Metin odaklı bir eleştiri: Yakın Okuma
“Yakın Okuma”, bir kitabı tanıtmaktan öte edebî ve tarihî derinliğiyle birlikte onu yakından göstermektedir. Yakın Okuma; eleştiri kitabı olduğu kadar aynı zamanda yazarın zevkini rehber edinerek oluşturduğu bir seçkidir. Feride Turan, Çıra Yayınları edebiyat serisinden çıkan, Şadi Kocabaş imzalı “Yakın Okuma” adlı deneme inceleme eseri ile ilgili olarak bir yazı kaleme aldı. Bizde Haberduruş.com olarak, adı geçen yazıyı sitemizde yayımlıyoruz…
Muhammed Emin Asaroğlu değerlendirdi: Yusufun Kuyusu
Muhammed Emin Asaroğlu değerlendirdi: Yusufun Kuyusu
Muhammed Emin Asaroğlu, şair ve yazar Şakir Kurtulmuş´un ‘Yusuf´un Kuyusu´ adlı Çıra Yayınları eebiyat serisinden çıkmış bulunan eseri ile ilgili bir değerlendirmede bulundu.
Prof. Dr. Ahmet Önkal´ın “Rasulüllah´ın İslam´a Davet Metodu” adlı eseri
Prof. Dr. Ahmet Önkal´ın “Rasulüllah´ın İslam´a Davet Metodu” adlı eseri
İlk baskısı 1981 yılında yayınlanan bu eser, Türkiye Millî Kültür Vakfı tarafından tertip edilen bir yarışmada “Jüri Özel Armağanı”na layık görülmüş olup, seksenli, doksanlı ve iki binli yıllarda, konu ile ilgili ciddi bir eser okumak isteyen gençler için gayet iyi hazırlanmış ve konuları iyi analiz edilmiş olup sahasında önemli bir boşluğu dolduruyordu.
Bir Şairin Seyahatnamesi: İran Seyahatnamesi
Bir Şairin Seyahatnamesi: İran Seyahatnamesi
Kitap Haber´den Can Varol´un 10. Yüzyılda yaşamış şair Ebu Dülef´in, İran, Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye sınırları dahilinde yapılan seyahatler neticesinde bu coğrafyalarda elde edilen efsanelerden şifalı bitkilere, çıkarılan madenlerden kültürel kodlara değin geniş bilgilerin verildiği bir çalışma olan ‘İran Seyahatnamesi´ ismi ile Serdar Gündoğdu´nun Türkçeye çevirip Kronik Kitap yayınları arasında çıkan eserini yorumluyor.